HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, rehin tutulduğu Edirne F Tipi Cezaevi’nden Cumhuriyet gazetesinin sorularını yazılı olarak yanıtladı. 

AKP tarafından diyalog süreci sonlandırıldıktan sonra tutuklanmalarının kararlaştırıldığını; özellikle 7 Haziran seçimlerinde HDP’nin gücü görülünce düğmeye basıldığını hatırlatan Demirtaş,  şunları ifade etti: “Fakat 1 Kasım seçimlerinde bunun da yeterince işe yaramadığı ve HDP’nin bir kez daha barajı aşmasıyla, AKP’nin tek başına referandumsuz anayasa değişikliğini yapabilme çoğunluğunu elde etmesine imkân vermediğini gördüler. Bize yönelik tutuklama sürecinin siyasi kararı o zaman verildi, ama sosyo-psikolojik atmosfer ile yasal kılıfların oluşturulması arayışlarına girildi.”

Siyaset dışına itilmeliydi

Darbe girişimi arkasından OHAL ve KHK’ler ile bu fırsatın yakalanmış olduğunu; tek adam rejimi inşa edilirken HDP’nin temsil ettiği kitlelerin siyaset dışına itilmesinin AKP için olmazsa olmaz görüldüğünü kaydeden Demirtaş, şöyle devam etti: “Anketlere göre ‘Başkanlığa’ olan halk desteği hiçbir zaman yüzde 42’yi geçemedi. İşte HDP’ye yönelik kapsamlı bir gece operasyonuyla bir anda şovenist milliyetçi duygular kabartılacak, MHP+AKP milliyetçiliğiyle bir anda destek yüzde 50’nin üzerine çıkarılacak, bu esnada hemen Anayasa değişiklik teklifi de TBMM’ye sunulacaktı. Kabaca plan buydu. Bizi cezaevine götüren süreç üst düzey AKP’lilerin bir masa etrafında oturup saat saat, gün gün planladıkları bir organizasyondur.

İlk adımı Kılıçdaroğlu attı

Tutuklama operasyonundan hemen önce Bahçeli-Erdoğan görüşmesi de anlaşılıyor ki bundan bağımsız değildir. Ancak bütün bu siyasi tutuklama operasyonlarının ilk adımını atan maalesef Sayın Kılıçdaroğlu’nun ‘Dokunulmazlık teklifi anayasaya aykırıdır, ama yine de evet oyu vereceğiz’ şeklindeki açıklamasıdır.

Bu bir gizli anlaşma 

AKP+MHP ittifakıyla sunulan teklif, yapılmış ‘gizli’ bir anlaşmanın anayasa kılıfına büründürülmüş bir halidir. Bu yol gayri meşrudur, kabul edilmezdir ve maalesef tehlikelidir. Henüz parti yetkili kurulları ile sağlıklı bir görüş alışverişi yapamadım. Ama net olan kararımız şudur ki; TBMM’de de olası referandumda da tavrımız ‘Hayır’dır. Referanduma gidilirse halk kesinlikle ‘Hayır’ diyecektir. Bunun için etkili bir kampanya yürütülmelidir.


Moralliyiz, güçlüyüz

Tutukluyuz ve maalesef halen tek başımıza tutuluyoruz. Türkiye’de yüzlerce ağır hasta tutsak, binlerce mağdur mahkum varken kendi durumumuzu çok da öne çıkarmak istemeyiz. Ama cezaevleri sistemi bir bütün olarak demokrasi ve insan haklarına aykırı yüzlerce uygulama ve düzenleme içeriyor zaten. Mücadelenin mekanla sınırlı olamayacağını burada daha iyi anlıyor insan. Moralliyiz, umutluyuz, güçlüyüz.

Benim çocuklarımın diğer mahpus çocuklarından bir farkı yok. Bütün çocuklar masumdur ve hiçbiri acıyı, üzülmeyi, anasız-babasız kalmayı hak etmiyor. Cizre’de, Sur’da, Şırnak’ta öldürülen, ağlatılan çocuklardan daha değerli değil benim çocuklarım. Ama benimkiler de çocuk işte, özlüyorlar, özlüyorum.”

Yanıtlar önce sakıncalı bulundu

Demirtaş’ın tutuklanmasının ardından 2 Aralık 2016 tarihinde HDP Meclis Grubu aracılığıyla söz konusu dönemde yaşanan siyasi ve güncel tartışmalarla ilgili sorulardan oluşan söyleşiyi 1,5 ay sonra yayımlayabilen Cumhuriyet gazetesi, şunları yazdı: “Demirtaş’a soru yönelttiğimiz tarihte AKP ile MHP arasında anayasa konusunda anlaşmaya varıldığı kulisleri yapılıyordu. Demirtaş sorularımıza 27 Aralık 2016 tarihinde yanıt verirken, yanıtların Demirtaş’ın TBMM’deki özel kalemine ulaşması 16 Ocak 2017 tarihini buldu. 1,5 aylık süreçte Edirne Cezaevi Mektup Okuma Komisyonu, Demirtaş’ın sorularımıza verdiği yanıtlardan oluşan mektubuna ilişkin yaptığı değerlendirmede ‘6 sayfa düz yazı iletide kişi ve kuruluşları paniğe yöneltebilecek ifadelere yer verildiği düşünülerek söz konusu mektubun ilgilisine gönderilmeyerek alıkonulmasına’ karar verdi. Bu karar üzerine Edirne Cezaevi Disiplin Kurulu Başkanlığı; söz konusu mektupta sakınca görülmeyerek mektubun gönderilmesi yönünde yeni bir karar verdi.”