“Hareket olarak bu yılı Önderlik yılı olarak kararlaştırdık. Önümüzdeki bir yıl için tüm mücadele bileşenlerimizin yaptığı planlamalar, Önderliğin özgürlüğüne endekslidir. Bu süreç, Önderliği sahiplenme açısından en güçlü ve sonuç alıcı eylemlerin olduğu bir süreç olacaktır.”
Komplonun 20. yılında İmralı Sistemi 7.BÖLÜM
HAZIRLAYAN: ZÜLKÜF KURT
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki ağırlaştırılmış tecrit 20. yılına girerken, İmralı’daki saldırılar her gün yeni bir boyut kazanmaya devam ediyor. Öcalan’a verilmiş olan 6 aylık disiplin cezasıyla, Kürt halkı ve dostlarının sindirilmek istenmesi amaçlandığı yorumları yapılıyor. Ortadoğu’da Öcalan’ın rolünün ve ortaya koyduğu paradigmadan yükselen Rojava demokratik sistemi, Ortadoğu halklarının temel kurtuluş yolu olurken, bu düşünceye ve sisteme yönelik saldırılar da tecrit uygulamalarıyla kendini göstermektedir. Kongra-Gel Eşbaşkanı Remzi Kartal, Öcalan üzerindeki ağırlaştırılmış tecridin, faşist rejimin içine düştüğü çaresizliğin ifadesi olduğunu ifade etti. Kartal, ‘’Önder Apo’yu savunmak halkımız için hem ahlaki ve vicdani bir görevdir’’ dedi.
PKK Lideri Abdullah Öcalan’a 5 Nisan 2015’ten bugüne kadar ağırlaştırılmış bir tecrit uygulanıyor. Sizce bu tecridin amacı nedir?
Önder Apo’ya uygulanan tecridin amacı; Kürdistan, Türkiye ve Ortadoğu’da kurulu tekçi, faşist, ulus devlet sistemine karşı alternatif olarak büyüyen, demokratik ulus temelindeki 21. yüzyıl devrimini engellemek ve devrimin motor gücü olan Kürdistan Özgürlük Hareketinin tasfiye edilmek istenmesidir. Kürdistan halkının tüm kazanımlarını yok etmek isteyen bu siyasi ve kültürel soykırım savaşı sürecinde, Önder Apo’nun düşüncelerinin halkımıza ulaşmasının engellenmesi, Türkiye ve Ortadoğu’da tekçi faşist ulus devlet sistemi çökerken Önder Apo’nun yaratıcı görüşlerinin halklarımıza ulaşmasının engellenmek istenmesi, tecridin esas nedenidir.
Önder Apo’nun demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü toplum paradigması; Kürt halkının öncülüğünde başlayan Rovaja Devrimi ile Arap, Asuri-Süryani-Keldani, Türkmen, Çerkez ve diğer bölge halklarının ve farklı inançların arasında kabul gördü ve büyük destek aldı. Kürtler ve Araplar başta olmak üzere egemen güçler tarafından sürekli çatıştırılan bölge halkları ve farklı inançlar özgür, eşit ve demokratik bir yaşam umuduyla 21. yüzyılın devrimini birlikte inşa ettiler, bunu güçlü ve kararlı bir şekilde sürdürüyorlar. Bu toplumsal destek ile büyüyen Rojava ve Kuzey Suriye devrimi, 3. dünya savaşının yaşandığı bölgede yeni güç dengeleri oluşturdu ve Kürdistan halklarının özgürlük devrimine karşı oluşturulan uluslararası kuşatmayı kırarak kendisini uluslararası güçlere kabul ettirdi.
Bu gelişmeler bölgedeki statükocu güçleri ama en çok da faşist Türk devlet rejimini korkuttu ve DAİŞ üzerinden bu gelişmelerin önünü kesmek istedi. Ancak gerek Şengal ve gerekse Rojava’da kadın öncülüğünde DAİŞ’e karşı elde edilen büyük başarılar faşist Türk rejimini daha da çok panikletti. DAİŞ’in yapamadığını yapmak amacıyla topyekûn savaş temelinde doğrudan kendisi harekete geçti ve önce Önder Apo üzerinde tecrit kurarak bu süreci başlattı. Yani topyekûn savaşın ilk adımı, 5 Nisan 2015 tarihinde Önder Apo üzerinde kurulan ağır tecrittir. Amacı, Kürt halkının tüm bölgesel kazanımlarını ortadan kaldırmayı hedefleyen topyekûn savaşa ve Erdoğan’ın tekçi faşist sistemine karşı Önderliğin görüşlerinin Özgürlük Hareketine, halkımıza ve kamuoyuna ulaşmasını engellemektir. Tecrit, devletin Önder Apo’dan ve onun düşüncelerinden ne kadar korktuğunu gösteriyor.
Rojava ve Kuzey Suriye devriminin ortaya çıkardığı gelişmeler ile birlikte, Türkiye’de Ocak 2013’te başlayan İmralı sürecinin kamuoyunda yarattığı barış havası, bu süreçte Önder Apo’nun projesi olan HDP’nin 7 Haziran seçimlerinde tüm Türkiye illerinden destek alarak AKP’yi iktidardan düşürmesi, inkârcı faşist devlet rejiminin egemenliğini tehlikeye soktu. Bu gelişmeler karşısında panikleyen devlet faşizmi; “barış, demokrasi, özgürlük ve eşitlik taleplerini” mutlak tecrit altına almak için önce Önder Apo’yu, sonra da tüm Türkiye halklarını tek adam rejimi ile tecrit altına aldı.
Öcalan’ın fikirlerinden, düşüncelerinden dolayı tecrit uygulanıyor olsa da, fikirleri bugün her yerde tartışılıyor, hayata geçiriliyor. Bu anlamıyla tecrit amacına ulaşabilir mi?
Önder Apo’nun demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü toplum paradigması Kürdistan, Ortadoğu ve dünyada halkımızın ve dostlarımızın yaşadığı coğrafyalarda bireysel ve komünal olarak okunup üzerinde eğitim yapılıyor, tartışılıyor ve hayata geçiriliyor. Yurtdışında yaşayan halkımız bulunduğu yerlerde Önderlik paradigmasına göre kendi toplumsal sistemlerini oluşturuyor. Kuzey ve Doğu Suriye’de demokratik toplumsal ve siyasal bir sistem olarak inşa ediliyor. Özellikle paradigmaya sahip çıkma konusunda kadınlar ve gençler öncülük yapıyor. Bir kadın devrimi olan Rojava Devrimi’ne dünya coğrafyasının çok farklı yerlerinden katılımlar oldu. Bu enternasyonal büyüme, aynı zamanda Önder Apo’nun fikirlerinin ve düşüncelerinin yayılmasıdır. Halkımızdan hiç kimsenin olmadığı ülkelerde bile bu fikirler seminerlerde, konferanslarda tartışılıyor. Kapitalist dünya sisteminin yarattığı tüm toplumsal ve ulusal sorunlara gösterdiği çözümler ile Önderlik paradigması ilerici insanlık için heyecan ve ilgi odağı olmuştur.
Kürdistan’da Önder Apo özgür Kürdün ruhu, ahlakı, vicdanı ve kimliğidir. Tecrit ile bu halkı önderliğinden koparmak mümkün değildir. Aksine Önderliğe yönelik bu tür uygulamalar halkımızda öfke patlaması yapmaktadır ve daha da fazla yapacaktır. Bu anlamda tecridin amacına ulaşması mümkün değildir. Tecrit, faşist rejimin içine düştüğü çaresizliğin ifadesidir.
Tecrit, 20. yılına girerken, bu 20 yılda Öcalan, İmralı’da tarihi bir direniş sergiliyor. Bu direnişi nasıl değerlendirirsiniz?
İmralı adasında 20. yıldan beri devam eden Önder Apo’nun tarihsel direnişinin bir benzeri yoktur. Çünkü Kürt halkı gibi halk olarak varlığı inkar edilen, yok sayılan, uluslararası ve bölgesel güçler tarafından coğrafyası yağmalanmış, paylaşılmış ve sömürge olarak bile kabul edilmeyen, soykırım kıskacında olan bir halkın varlık ve özgürlük sorunu gibi komplike, uluslararası ve bölgesel güçler tarafından kördüğüme dönüştürülmüş benzer bir halk sorunu yoktur. Bundan dolayıdır ki, bu sorunun çözümü için yürütülen İmralı direnişinin de bir benzeri yoktur.
Önder Apo bu kördüğümü çözmeyi başaran bir liderdir. 45 yıldır halkını uluslararası ve bölgesel güçlerin kurduğu tuzaklardan koruyarak özgürlüğün şafağına taşımayı başaran bir liderdir. Halkını; kendisi olmaktan çıkarılmış bir halk gerçekliğinden, demokratik ulus ve demokratik konfederalizm temelinde Ortadoğu halklarının özgürlüğüne öncülük eden bir düzeye taşımayı, İmralı koşullarında bile başarabilen bir liderdir.
İmralı’daki direnişi anlamak için çok kısaca anlatmaya çalıştığımız Önder Apo hakikatinin iyi anlaşılması gerekir. Halkını ve yoldaşlarını iyi tanıdığı gibi, düşmanlarını ve dünya sistemini de iyi bilen bir liderdir. Esaret koşullarında bile hiçbir zaman çaresizliğe düşmeyen, içinde bulunduğu tüm olumsuzluklara rağmen çözüm yaratmayı başaran, devrimin akışını sağlayabilen bir liderdir.
Faşist Türk devlet sistemi 20 yıldan beri uyguladığı özel savaş konsepti ile Önder Apo üzerinden Özgürlük Hareketini tasfiye etmeyi veya en azından kontrol edilebilir bir duruma getirmek istiyor. Devletin özel savaş konseptine rağmen Önder Apo İmralı’daki tarihi direnişi ile bu 20 yılda halkını ve hareketini ateş çemberlerinden geçirerek sadece halkımızın değil, ilerici insanlığın umudu haline gelmeyi başardı. Tecrit, devletin Önder Apo’nun tarihi direnişinin karşısındaki çaresizliğidir. Önder Apo’nun İmralı direnişi ile Kürdistan, Ortadoğu ve dünyada yarattığı sonuçlar, tarihçiler, siyasi ve sosyal bilimciler için çok önemli araştırma ve ders konusudur.
Sizler uzun yıllardır Avrupa’dasınız. Öcalan’ın uluslararası bir komployla İmralı cezaevine götürülmesi Avrupa’da nasıl bir tepki yarattı?
Önderliğin uluslararası komplo ile yakalanması ve İmralı adasına götürülmesi tek kelime ile bütün taraflar için çok büyük bir şok oldu. Özgürlük Hareketi şoktaydı. Halkımız ise o güne kadar görülmemiş bir öfke ile Önderliğinin etrafında kenetlenmiş, bulunduğu her yerde çocuk yaşlı kitlesel olarak ayaktaydı. KDP yönetimi hariç tüm Kürt partileri ve dört parça Kürdistan halkı ülkede ve yurtdışında ulusal birlik içinde Önder Apo’ya sahip çıktılar. Uluslararası komplocu güçler bu tablo karşısında şok oldular. Zamanın ABD Dışişleri Bakanı Madeleine Albright halkımızın bu tablosu karşısında “böyle bir sahiplenmenin olacağını hiç tahmin etmedik” diyerek şaşkınlıklarını belirtti. Başta Almanya olmak üzere Avrupa ülkeleri de halkımızın bu düzeyde Önderliği sahiplenmesi karşısında şaşkına döndüler ve halkımızın olası tepkilerinden ürktüler. Aynı şekilde zamanın Türk Başbakanı Bülent Ecevit de Önderliğin kendilerine verilmesinin nedenini anlamadıklarını söyleyerek şaşkınlığını dile getirmişti.
Komplo karşısında şoka giren Avrupa örgütümüz süreci yönetemeyince, Avrupa’nın her tarafında halkımız inisiyatif alıp kendiliğinden harekete geçerek sürece müdahale etti. Özgürlük mücadelesi tarihinde Avrupa’da yaşayan halkımızın çok önemli bir yeri var, oynadığı çok stratejik bir rolü var. Özellikle de uluslararası komplo karşısında Avrupa’daki halkımızın Önderliğini savunmak için yürüttüğü mücadele çok anlamlı ve değerlidir, mücadele tarihimizin altın sayfalarında yerini alacaktır.
Sizler de günlerce süresiz açlık grevinde kalan isimlerden birisiniz. Geçmişte ortaya konulan bu büyük eylemliliklerin tecridi kırmada önemli bir rolü vardı. Bugün bu tür eylemliliklerin ortaya çıkmamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Geçen son üç yılda halkımıza yönelik yürütülen topyekûn savaş, taraflar açısından temel yoğunlaşma alanı oldu. Faşist Türk devlet rejimi bütün kaynaklarını seferber ederek askeri olarak sonuç almak istedi. Hareket olarak biz de öncelikli olarak devletin özel savaş konseptini boşa çıkarmayı esas aldık. Çünkü Önderliği korumanın ilk adımı devletin askeri konseptinin boşa çıkarılmasıdır. Askeri olarak devlet istediği sonuca ulaşamadı, halkımız ve hareketimiz direnişini büyüterek sürdürmeyi başardı. Devlet bizi çökertmek isterken kendisi ekonomik olarak çökme noktasına geldi. Yürüttüğü politikalar ile ekonomik iflas noktasına gelen faşist devlet, Önderliğe yönelerek ekonomik krizin yarattığı toplumsal öfkeyi aşmaya çalışıyor.
Şimdi tüm gücümüzle Önderlik etrafında kenetlenerek, Önderliğe yönelik konseptleri boşa çıkarmanın tam zamanıdır. Mücadeleyi yükselterek ekonomik iflasın eşiğine gelen faşist rejimi çökertebilir ve bu temelde yeni demokratik bir süreçle birlikte Önderliği özgürleştirebiliriz. Bunu başarmanın koşulları vardır. Hareket olarak bu yılı Önderlik yılı olarak kararlaştırdık. Önümüzdeki bir yıl için tüm mücadele bileşenlerimizin yaptığı planlamalar, Önderliğin özgürlüğüne endekslidir. Her şey Önderlik içindir. Özgür Önderlik, özgür Kürdistan’dır, demokratik Ortadoğu’dur. Faşist Türk devlet rejiminin Önder Apo’ya yönelmesinin halkımız ve dostlarımız için ne anlamına geldiğini, demokratik ve meşru eylemlerimiz ile kamuoyuna ve ilgili tüm taraflara iyi kavratacağız.
Önder Apo’nun sağlığı, yaşamı ve özgürlüğü halkımızın en büyük hassasiyetidir. Önderlik, halkımız için varlığın ve özgür yaşamın gerekçesidir. Bütün hayatını soykırım kıskacında olan halkını kurtarmaya adayan Önder Apo’yu savunmak halkımız için hem ahlaki ve vicdani bir görevdir, hem ona borçlu olduğumuz içindir, hem de ona ihtiyacımız olduğu içindir, ona muhtaç olduğumuz içindir. Bu bilinç ve inançla halkımız Önderliğine sahip çıkma temelinde bugüne kadar büyük bir mücadele verdi. Ancak bütün bunlara rağmen Önderliğimiz üzerindeki tehdit ve tehlikeleri ortadan kaldıramadık. Geldiğimiz bu aşamada AKP-MHP faşist hükümetiyle bu tehlike en üst boyuta ulaşmıştır. Halkımızı ve mücadelemizi yok etmek isteyen özel savaş konsepti, İmralı’da tecrit altında olması yetmiyormuş gibi Önder Apo’ya altı ay disiplin cezasını da veriyor. Faşist devlet bununla kamuoyu oluşturarak yeni uygulamaların da geleceğinin mesajını veriyor. Önderliğe yönelik bu yaşamsal tehlikeler karşısında halkımız hiçbir engel tanımadan Önder Apo’nun özgürlüğü temelinde onun etrafında kenetlenecektir. Bu süreç, Önderliği sahiplenme açısından en güçlü ve sonuç alıcı eylemlerin olduğu bir süreç olacaktır.
CPT’nin de bu yıl Türkiye’de ziyaret edeceği cezaevleri arasına İmralı cezaevini çıkardığı ortaya çıktı. CPT’nin son 20 yıldaki politikasını nasıl değerlendirmek gerekir?
CPT’nin 20 yıllık Türkiye politikaları; Avrupa Konseyi üyesi ülkelerin Türkiye ile karşılıklı çıkara dayalı ilişkilerini gözetmiştir. Kapitalist sistemde devletlerarası ilişkilerde, ekonomik çıkarlar her zaman Kürt sorunu, demokrasi ve insan haklarından daha öncelikli olmuştur. İmralı adasında Önder Apo’ya yönelik yapılan uygulamalar Avrupa Konseyi Sözleşmesine ve Evrensel İnsan Hakları Sözleşmesine aykırı olmasına rağmen CPT’nin bu yıl İmralı adasını ziyaret etmemesi, CPT için belirttiklerimizi doğrulamaktadır.
Ancak Avrupa Konseyi ve CPT üzerinde güçlü kamuoyu baskısı oluşturulduğunda, bu politikaları değiştirmek mümkündür. Geçmişte bunun başarıldığı örnekler vardır. Kürdistan halkları ve enternasyonal dostları her alanda mücadeleleri ile örnek oluşturdukları gibi, CPT’yi harekete geçirme konusunda da bunu başaracaklarına inanıyorum.
CPT’nin bu politikasına ilişkin neler yapılabilir?
Sadece CPT ile sınırlı eylemlerle sonuç alınamaz. Seferberlik ruhuyla halkımızın ve enternasyonal dostlarımızın öncülüğünde, tüm alanlarda Önderliğin özgürlüğüne kenetlenen çok renkli eylemlerin yükseltilmesiyle birlikte, CPT ve Avrupa Konseyi üzerinde de baskı oluşturacak zengin ve etkileyici, kamuoyunun vicdanını ayağa kaldıracak eylemler ile sonuç alabiliriz. Bunlarla birlikte Avrupa Konseyi ve AB kurumlarına yönelik yapılacak yoğun diplomasi ve lobi çalışmaları ile CPT’yi harekete geçirebiliriz. Seferberlik ruhuyla ayağa kalkmış ve zafere kenetlenen bir halk her şeyi başarabilir.
AB’nin tecrite karşı kayıtsızlığı bulunuyor. AB ülkeleri, uluslararası komplodaki rollerinden sıyrılabildiler mi?
AB ülkelerinin uluslararası komplodaki rolleri tam olarak ortadan kalmadı. Kürt sorununu bölgesel çıkarlarına kurban etme politikaları devam ediyor. Bu politikaları bozarak ortadan kaldıracak olan temel konu, Kürdistan halklarının öz örgütlülüğüne ve öz gücüne dayanarak kendisini kabul ettirmesidir. Komplonun yapıldığı yıllara göre bu konuda çok önemli gelişmeler var. Ancak Önder Apo ve halkımız özgür olmadığı müddetçe, komplonun bitmediğini ve farklı biçimlerde sürdürülebileceği gerçeğini halk olarak bilince çıkarmak zorundayız.
AB, Avrupa Konseyi ve BM’in ilgili kurumlarına tecridin kırılması ve İmralı’ya acilen gidilmesi için ne tür başvurular yapılabilir? Bu alanlarda neler yapılabilir?
AB’ye yönelik; Türkiye’de ekonomi, demokrasi ve insan hakları alanında yaşanan yıkımlardan kurtulmanın tek yolunun savaşın bitirilmesi olduğu gerçeği ile İmralı adasındaki tecride son verilmesi ve çözüme dönülmesi konusunda Türkiye üzerinde baskı kurulması talebiyle yoğun diplomasi ve lobi çalışmaları yapılmalı.
Avrupa Konseyine bağlı CPT ve AHİM kurumlarının harekete geçirilmesi konusunda Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisinde bulunan guruplar üzerinde çalışma yürütülüyor. Bu süreçte dostlarla birlikte bu daha da örgütlü ve güçlü yapılmalı.
Cenevre’deki BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği nezdinde gerekli başvurular ile Türkiye ve Kürdistan’daki insan hakları ihlalleriyle birlikte İmralı tecriti gündeme alınarak bunun üzerinden Türkiye’ye baskı uygulanmalı.