Kadınların ve halkımın nefes alamadığı, yaşamın her anının gittikçe anlamsızlaştığı ve sıranın bize ne zaman geleceğini korku içinde beklediğimiz günlerdi. Kardeşimle birlikte QSD güçlerinin bizi kurtaracakları günün hayalini kuruyorduk.
O anı tüm dünya kadınlarıyla paylaşmak istedim. Gördüğüm ilk kameranın önüne atladım. Avazım çıktığı kadar ‘özgürüz’ diye haykırdım. Reqa’nın özgürleştiği gün, ömrümün geri kalanını kadınların özgürlük mücadelesine adama sözü verdim.
Bu kente hayat verecek, güzelleştirecek olan bizleriz. Ömrümün en anlamlı ve güzel demlerindeyim. Bazen keşke hep gündüz olsa da hiç ara vermeden çalışsam diyorum. Çünkü kadın örgütlülüğünün birçok şeyi değiştirebileceğine inanıyorum.
HAZIRLAYAN: ROJBÎN EKİN
21’inci yüzyılın en karanlık zamanları olarak tarihe geçecek, DAİŞ çetelerinin işgali altında tuttuğu Suriye ve Irak topraklarında geçen zaman. Böylesi bir zamanın insan ruhunda yarattığı kırılmalar, parçalanmışlıklar ve acı, hiçbir zaman küllenmeyecek. Hatırlandıkça ve anlatıldıkça insanlar bir dehşet duygusuyla irkilecek. Yaşatılanların ruhsal ve psikolojik etkileri travmalara dönüşüyor. Hiçbir zaman iyileşmeyen bir yara, dokundukça kanayan ve ağrıyan…
Güzel bir gelecek planlıyordu
Yarayla oluşan bir de öfke ve umut var. İşte insanı ayakta tutan, yaşama azmi veren zulümden bir gün hesap sorulacak umudu ve zulmü yenecek öfkenin boy vermesidir.
Reqalı Meryem İbrahim de bu karanlık zamana tanıklık etmiş ve heybesine nereye giderse gitsin kendisiyle taşıyacağı acılar biriktirmiş kadınlardan biri. Doğup büyüdüğü kent DAİŞ çetelerinin işgali altına girmeden önce tüm yaşamını çocuklarına adayan, onlara huzurlu, iyi ve güzel bir gelecek planlayan bir anneydi.
DAİŞ Reqa’yı işgal ettiğinde…
DAİŞ çeteleri Ocak 2014’te Reqa kentini işgal ettiğinde Meryem, nasıl bir zamanın içine düştüğünü bile tezahür edemeden kentini, kentinin insanlarını ve kendisini de sarmalayan bir karanlığın içinde bulur. Kendi toplumunun ağır cinsiyet kalıpları, kadınları kölelik sınırında tutan ve sadece bir nesne olarak gören gerçeğinin de altına düşen daha katı bir kölelik gerçeğiyle yüz yüze kalır.
Dışarıda kol gezen karanlığa hapsolmamak ve ona teslim olmamak için kendisini eve hapseder. Bu karanlığın onu, sevdiklerini ve yaşamını yutmaması için evinin duvarlarını kendisine sınır olarak belirler. O sınırın ötesine geçmemeye karar verir. Ta ki bir gün çocukları “Anne nefes alamıyoruz, dışarı çıkalım. Fırat nehrinin kenarına götür bizi” diyene kadar.
Êzîdî bir kadın kendisini Fırat’a attı
Meryem ilk kez dışarı çıkar ve neyle karşılaşacağını bile hayal etmeden Fırat köprüsüne doğru çocuklarıyla birlikte ilerler. Cuma günleri tüm Reqalıların piknik yaptığı, güzel anlar biriktirdiği, mavinin düşünü kurdukları bir mekandır Fırat nehrinin kıyısı. Meryem köprüye vardığında önlerinde duran bir araçta yaşananlara tanıklık eder ve karşılaştığı bu olay yaşamında bir dönüm noktası olur.
“Önümüzde duran araç DAİŞ çetelerine aitti. Aracın içinde güzellikleriyle insanı mest eden iki genç kadın vardı. Arabanın durmasını fırsat bilen kadınlardan biri aracın kapısını açarak hızla koşmaya başladı ve kendisini köprüden Fırat’a bıraktı. Diğerinin bunu yapmaya zamanı kalmadı, tam kendisini atacakken çetelerden biri yetişip atlamasını engelledi.”
Tanık olduğu bu olayı anlatınca gözyaşlarına hakim olamayan Meryem, “O olaydan sonra bir daha asla dışarı çıkmamaya yemin ettim. Psikolojik sorunlarımla birlikte tansiyon sorunum baş gösterdi. Ruhsal, psikolojik ve fiziki olarak yaralıydım artık. El Naim meydanında ve kentimin diğer tüm sokaklarında yaşananlar benzerdi. Bizler için bir acının başka bir acıyı dövdüğü zamanlardı. Kadınların ve halkımın nefes alamadığı, yaşamın her anının gittikçe anlamsızlaştığı ve sıranın bize ne zaman geleceğini korku içinde beklediğimiz günlerdi.”
Karanlığı yaracak birileri olmalı
Meryem kentini ve halkını bu karanlığın içinden çekip alacak bir aydınlığın umudunu kurarak yaşama tutunmaya çalışır. Suriye’de DAİŞ’i yenen ve dünya halklarının desteğini arkasına alan Suriye Demokratik Güçleri’nin (QSD) varlığını duyar. Televizyondan sürekli QSD’nin ilerleyişini takip eder.
O günleri şöyle anlatıyor Meryem: “Onların ilerleyişini gördükçe umudum artırıyordu ve bir gün gelip bizi de mutlaka kurtaracaklarına inanıyordum. Reqa özgürleştirilmeden bir yıl önce ailemle birlikte DAİŞ çeteleri ve QSD güçleri arasında sınır olan Dişe köyüne yerleştim. En çok da erkek kardeşimle birlikte QSD güçlerinin bizi kurtaracakları günün hayalini kuruyorduk. İlerleyişlerini bana müjde gibi verirdi, ama kulaklarıma fısıldayarak… Kardeşim bir gün ‘Motosikletimle korna çalarak geldiğimde, bil ki bizi özgürleştirmeye geliyorlar’ dedi bana. Maalesef o günlerin mutluluğunu yaşayamadık. Özgürlük hamlesi başlamadan kısa bir süre önce kardeşim DAİŞ çetelerinin araziye yerleştirdiği bir mayına basarak yaşamını yitirdi.”
O gün ‘özgürüz’ diye haykırdı
QSD Reqa’nın özgürleştirilmesi hamlesini başlattığında ve bunun kıran kırana bir savaş olacağı tüm dünyanın gündemindeydi. DAİŞ’in yenilmesi ayları alan bir mücadeleyle olsa da, sonunda Reqa beklediği özgürlüğe kavuşur. Ve Meryem “O anın mutluluğu bambaşkaydı. Bunu tüm dünya kadınlarıyla paylaşmak istedim. Gördüğüm ilk kameranın önüne atladım. Avazım çıktığı kadar ‘özgürüz’ diye haykırdım. İçimde ne kaldıysa hepsini dakikalara sığan bir konuşmayla döktüm. Ellerimizden tutup özgürlüğe doğru götürdüler bizi. Güneş gibi doğdular üzerimize.”
Tüm zamanını merkezde geçiriyor
Reqa’nın özgürleştiği gün Meryem, ömrünün geri kalanını kadınların özgürlük mücadelesine ve kentinin yeniden inşasına adayacağı sözünü verir.
Kentinin özgürlüğünü El Naim meydanında YPJ savaşçıları duyurup tüm dünya kadınlarına armağan edince, o da kolları sıvar kentini özgürleştiren savaşçılarla birlikte. Kürt ve Arap halklarının kardeşliğine sonsuz bir inançla sarılır ve bu kardeşliğin tüm coğrafyanın şimdi ve yarın ihtiyaç duyduğu en büyük gereksinim olduğuna inanır.
Daha önce Suriye Kadınlar Birliği’nin Reqa merkezi olan binayı Reqa Kadın Meclisi’nin yeri olarak yeniden inşa ederler. Binanın hemen arkasında bulunan okul, daha önce DAİŞ çetelerinin tutsak aldığı kadınların işkence gördüğü bir merkezdi. Şimdi ise o okulun hemen arkasında yeniden inşa ettikleri Reqa Kadın Meclisi binasında kadınları örgütleme ve bilinçlendirme faaliyeti yürütüyor.
Reqa Kadın Meclisi üyesi olan Meryem, tüm zamanını kadınların daha özgür ve eşit yaşayabileceği bir geleceğin örüldüğü bu merkezde geçiriyor.
Kenti kadınlar ayağa kaldırabilir
Büyük oranda tahrip olan ve yıkılan bu kentin özgür geleceğinin kadınların örgütlü gücüyle sağlanabileceği bilincini taşıyan Meryem, “Bu kenti ancak kadınlar yeniden ayağa kaldırabilir. Bu kente hayat verecek, güzelleştirecek olan bizleriz. Evet, çok şey kaybettik. Asla unutamayacağımız acılar biriktirdik. Önemli olan Reqa’nın özgürleştirilmesi ve halkımın güvende olmasıydı. Şimdi ölsem bile artık gam yemem. 40 yaşındayım. Ömrümün en anlamlı ve güzel demleri diyebilirim. İlk başta komün çalışmalarında yer aldım, şimdi de meclis üyesiyim. Akşam olmasını istemiyorum. Bazen keşke hep gündüz olsa da hiç ara vermeden çalışsam, tek tek tüm kadınların kapısını çalıp yaşadığı sorunları çözsem diyorum. Çünkü kadın örgütlülüğünün, özgürlük bilincinin birçok şeyi değiştirebileceğine inanıyorum.”
‘Bu kör kuyudan çıkacağız’
Kentte yaşanan çocuk yaştaki evliliklere, kadına yönelik şiddete karşı mücadele ve kadınların yaşadığı ekonomik sorunlara çözüm gücü olma perspektifiyle faaliyet yürüten Reqa Kadın Meclisi’nin çatısı altında tüm kadınlara bir yer var mesajını da veren Meryem, “Kadın olmak bir utanç kaynağı değildir. Kadınların yüzünü ve başını kapatmasıyla mücadele ediyoruz. Bir erkek gibi o da düşüncelerini beyan edebilir. Kadın ve erkek arasında her anlamda bir eşitliğin olduğu bilincini aşılamak istiyoruz. Kadınlar hala o kara elbiseleri atamıyor. Onunla mücadele ediyoruz ve aşmaya çalışıyoruz. Hepimiz öyleydik, biz değiştiysek onların da değişebileceğine inanıyorum. Hepimizden daha iyi çalışacaklarına inanıyorum. Bunu mücadeleyle başarabiliriz. Kadınları içine düştükleri kör kuyudan mücadeleyle çıkarabiliriz. Bunun için sadece gerekli olan mücadele etmek ve emek harcamaktır.”
‘Bilincim, ruhum aydınlandı’
Meryem, Reqa Kadın Meclisi bünyesindeki faaliyetlerinin yanı sıra Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın savunmalarını ve kadına dair çözümlemelerini okumak için de zaman ayırıyor. Kadınlarla yaptığı tüm toplantılarda Öcalan’ın kadınların özgürlüğüne, halkların kardeşliğine ve demokratik ulusa dair projelerini aktarıyor.
“Yaşam ve mücadele felsefesinden ilham alarak çalışıyorum. O, bizim için en büyük yol gösterici O. Bir ışık gibi yolumuzu aydınlatıyor. Tüm Arap kadınların onun düşünceleriyle, yaşam ve mücadele felsefesiyle tanışmasını istiyorum. Bunu başarabilirsem, hepsinde büyük değişimlerin olabileceğine de tanıklık edebilirim. Ben bunu başardım. Bilincim, ruhum onun düşünceleriyle aydınlandı. Özgürlüğe daha büyük bir tutkuyla sarıldım.”
‘İntikamımızı inşa ile alacağız’
Meryem kentinde, ülkesinde ve tüm dünyada barışın, kardeşliğin, özgürlüğün ve istikrarın hakim olması için kadınların örgütlüğüne, birliğine inanıyor ve son mesajını da bu birliğe ve örgütlülüğe duyduğu güvenle şu sözlerle ifade ediyor: “Kuzeydoğu Suriyeli kadınlar olarak her türlü acıya tanıklık ettik, öldürüldük, tecavüze uğradık, oğullarımızı, kızlarımızı, eşlerimizi, erkek kardeşlerimizi bu savaş içerisinde kaybettik. Bize yaşatılanları asla unutmamalıyız. İntikamımızı özgür yaşamı ve demokratik ulusu yaratarak almalıyız.”
YARIN:
Afganistan’da kadın özgürlük mücadelesiyle ilgili kadın hakları savunucusu Selay Gaffar ile söyleşi