
Washington’daki “Büyük Beyaz Baba”nın keyfi bir türlü düzelmedi gitti. Trump’ın bırakın başkalarına “babalık” yapmasını bu aralar derdini yanabileceği birilerini bulursa şükredeceği kesin.
Rakiplerinden ve kısmen kendi partisinden de salvo üstüne salvo geliyor. Yanlış anlaşılmasın başta silah tüccarları olmak üzere ABD egemen kesimlerinin hala ziyadesiyle kendisinden hoşnutluğu sürüyor ama dünya genelindeki inisiyatif kaybı artık onların da gözünden kaçmıyor anlaşılan. Geçen hafta ilk sıkıştırma muhtemelen kendi müsaadesi ve TC için daha az zararlı olduğunu düşündüğü Ermeni Soykırımı’nın tanıma kararı üzerinden geldi. Senato’dan ezici çoğunlukla çıkan karar şimdi Trump’ın ellerinde. Burada Trump, bu konuya fazla çalışmadığı için belki farkında değil ama ciddi bir ikilemle karşı karşıya. Ermeni Soykırımı’nın tanınması TC egemenleri açısından varlık yokluk tartışması ile eş değer ve bu durum kaçınılmaz olarak TC’nin ikiyüzlülüklerle yüklü bir biçimde Rusya’ya doğru devam eden sürüklenişini hızlandıracaktır. Rusya’nın Ermeni Soykırımı’nın tanıdığı gerçeğini, 2015’te Putin’in Soykırım’ın 100. yılı vesilesiyle anmalara katılımı gibi açık pozisyonunu dahi görmezden gelmesine yol açacaktır. Çünkü TC’yi yönetenler kendi iktidarlarından başka bir şey düşünmeyen, riayet bekleyen ve kendileri daha büyük güçler karşısında yaltaklanan bir riyakar topluluğu.
ABD muhalefeti açısından işin sadece Soykırım’ı tanımakla sınırlı kalmayacağı, (Soykırım’ı tanıma kararının akabinde ABD mahkemelerinde açılabilecek ilgili davaları da burada hesaba katmak gerekir) sırada TC’ye dönük başka yaptırımların da olduğu biliniyor. Burada belirsiz olan Trump yönetiminin tavrı. Trump yasayı onaylamazsa bu kez de kendi partisi dahil Soykırım Yasası’na ‘evet’ diyenleri karşısına almış olacak. Böyle bir hamle, yasanın yeniden Senato onayıyla çıkmasını engelleyemeyeceği gibi Trump’ı azil sürecinde çok daha zor durumlara sürükleyebilir.
Azil süreciyle ilgili oylamanın bugün Temsilciler Meclisi’nde yapılması, “Demokratlar”ın çoğunlukta olması nedeniyle de buradan azlin onaylanması ve Senato’da yargılamanın başlaması bekleniyor. Trump’ın Senato desteğini koruyabilmesi için TC ile ilgili atacağı adımların kendi geleceğinde belirleyici önemde bir yeri olacağını ifade etmek yanlış olmaz. Çin’le geçiciliği açık olan uzlaşma (Çin'in önümüzdeki iki yıl içinde 200 milyar dolarlık Amerikan tarım ürünü satın alması karşılığında bu ülkeye yönelik ilave gümrük vergisi uygulamasında kısıtlamaya gidilmesi kararı) ve NAFTA yerine Meksika ve Kanada'yla varılan serbest ticaret anlaşması Ortadoğu ve dünyanın genelindeki inisiyatif kaybını telafi etmeye egemen kesimlerin gözünde yetmeyebilir.
Ortadoğu’nun genelinin yanısıra Libya’da kızışan paylaşım savaşından ABD’nin ne gibi bir sonuçla çıkacağı hiç kuşkusuz daha sonra gelişebilecek süreçlere doğrudan etkisi olacak. Libya özelinde uzun zamandır Hafter’i yakın markaja alan Putin’in (Mısır’ın desteğini de alarak) neyi nasıl tercih edeceği daha önemli. Şimdilik Hafter’i kollayan Trump yönetimiyle anlaşmak elbette Rusya’nın ilk tercihi olacaktır. Fakat burada ABD’yi saha dışına itmek adına (Bunun Suriye’ye de yansımaları olur kuşkusuz) TC ile anlaşma olasılığı da var. Örneğin bir biçimde TC’nin de ortak olduğu ama asıl Rusya’nın kontrolünde bir uzlaşma hükümeti buna zemin olabilir. TC’nin geri dönülmez bir biçimde savaş politikalarına da ağırlık vererek Rusya’nın güç anaforuna kapıldığından bahsetmek bu saatten sonra belki de geç bile. Hele hele Rusya’nın TC’yi NATO güçleriyle çatıştıracağı bir aralık Putin’in coşkuyla tercih edeceği bir şık olmaya aday. Görünen o ki mevcut paylaşım savaşının karakterini de hesaba katarsak belli zaman dilimlerinde kurulan uzlaşmalara/çatışmalara mutlaklık yüklemeden sürece yaklaşmak şart.
Elbette şöyle bir ihtimal de var, sallandığını hisseden TC’deki iktidarın akli melekelerini “Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik” sayıklamalarında kaybetmiş olması. Çaresizlik, rejimi bu kez sahiden “yedi düvel”le karşı karşıya getirebilir. Ama bu masal değil, gerçek olduğu için bir uykudan önce ritüeli olma yerine ayağa kalkmanın çağrısına da dönüşebilir.
Doğu Akdeniz’de bir kısım AB ülkesi, ABD, Rusya ve son olarak Kıbrıs’ı da aktif kullanma kararı alan TC’nin yaptığı yığınakları göz önünde bulunduracak olursak bu kadar sıkışmanın şöyle ya da böyle yeni çatışmaları zorlayacağı aşikar. Bunun ötesinde çatışmaların Afrika içlerine ve Hindistan’a yayılmasının zemini de uzun zamandır döşeniyor. Hali hazırda Orta Afrika Cumhuriyeti, Nijerya, Nijer. Mozambik, Kamerun, Kongo ve Mali gibi bir çok ülkede kanlı çatışmalar var. Hindistan ise Müslümanlara dönük artırılan baskıyla iç çatışmanın adeta Hindistan yönetimince zorlandığı bir zeminde. Böyle bir “iç savaş” gerçekleştiği takdirde Ortadoğu’da olanların gölgede kalacağı, kanlı bir okyanusa gireceğimiz ise açık.