Bu aralar sık sık aynı şeyi düşünüyorum. Dışardan nasıl görünüyoruz acaba? Hani birileri memleketin kapısını biraz aralayacak olsa bok kokusunu duyar duymaz kapıyı kapattığı gibi kaçar, o derece. Bütün olmuşlar, olanlar, olacak olanlar topyekün karanlık, umutsuz bir geleceğin ayak seslerinden ibaret. En ufak iyi bir şey yok, ihtimali bile.
Eskiden başımıza kötü bir şey geldiğinde, milat olarak 12 Eylül’ü gösterir, insanlar o zaman neler yaşadı, bugünkü halimize şükredelim derdik. Şimdi o miladın miadı çoktan doldu. Kerteriz olarak kendimize dünü, o olmazsa bir saat önceyi falan alıyoruz. Sokaklara çıkıp tecavüzün suç olduğunu haykırmanın utancıyla yaşamanın utancı bir yana, iş hayvanlara tecavüz edenlere nasıl bir kolaylık sağlasak da kediden, tavuktan, eşekten ellerini, çüklerini çekseler noktasına geldi.
Çocuk diyorsun, bakan çıkıp rızası varsa olur diyor. Gazetelerde tecavüzcüsüyle evlendirilen genç kadınlar bar bar bağırıyor, kaç kere kendilerini öldürmek istediklerini, kaç kere kaçmak istediklerini ama başaramadıklarını, ezeli bir esaretle yaşadıklarını duyurmaya çalışıyorlar. Beri yandan bir kısım “kalemşör” kadınlar ne var ki benim babam da anamı 13 yaşında almış, şimdi babama pedofil mi diye sorabiliyor mesela, ya da diğeri PKK’li ve FETÖ’cüler tecavüz meşrulaştıramaz diyerek isyana teşvik ediyor, bu büyük oyunu görün twitiyle yandaşları uyarabiliyor. Fenalıklardan fenalık ayıklayan koca bir “kusma kulübü” memleket. Gazeteci Banu Güven’in tecavüze karşı attığı twite, bir erkek cevap veriyor; biz sizin gibi flört edemiyoruz hamfendi, o yüzden gördüğümüz yerde…
Durumun vahametini örneklendirmek için Osmanlıdan vakalar seçenler, öz yaşam hikayesi, ibretlik bir trajedi olarak ortaya saçılanlar bir büyük resim çiziyor. Kapkaranlık bir resim, içinde cücük kadar bile yerimizin olmadığı, ışığın hiçbir yerden süzülmediği tablo bu. Hal böyleyken kapağı daha “medeni” ülkelere atmak için evini, barkını bırakmaya hazır akademisyenler, burada nefes alamayıp, tek kelime yazamayıp, burs falan ne bulursa aranan yazarlar, içerdekileri unutmamak, unutturmamak için debelenenler de beri yandan can pazarlığı yapar gibi tırnaklarını geçirdikleri yerde kalmaya çalışıyor.
Memleketin “doğusu” bütün kurumları lağvedilmiş, köyleri dümdüz edilmiş, seçilmişleri içeri tıkılmış, öldürülmüş, sürülmüş bir halde, batısındaki biçareler kaçacak delik arar halde. Gündeme bakın halimizi anlayın. Biz ne konuşuyoruz, çocukların rızası varsa, tecavüzcüyle evlendirilebilinir… Rızası varsa, günlerdir aynı söz çınlıyor kulağımda. Söz çürüyor, çürüyor, susmaktan başka bir çare kalmıyor insana.