Yer yüzü, teknolojik devrim sayesinde küçücük aynasına sığacak kadar küçüldüğü için Roboskî Katliamı örneğinde görüldüğü gibi yalancı ve dolandırıcıların kitleleri kandırma manevraları da bozuldu.
Türk savaş uçakları, 28 Aralık 2011 tarihinde, Roboskî’de çoğu (19 tanesi) çocuk 34 sınır tacirini bombalayarak topluca katlettikten sonra, dönemin Başbakanı Erdoğan, emeği geçen generalleri kutladıktan sonra, "olanların hata" olduğunu söylemiş ve hemen ardından "orada kimin ne olduğu zaten belli değil" diyerek, "sonuçta katledilenler Kürttür, suçlusu aranmaz" demeye getirmişti.
Kürt çocuklarının katliamını "belirsiz muzıratın imhası" olarak gören, ama çilek yerken korkutulan Filistinli çocukları için eşiyle başbaşa verip ağlayan Erdoğan, bugün Cumhurbaşkanı ve dünya Müslümanlarının derdiyle üşüme hastalığına tutulmuş gibi dolanıyordu ortalıkta.
Polis, Cizre sokaklarında on yaşlarındaki Kürt çocukları vuruyor. Düşenlerin hepsinin künyesinde, Müslüman ibaresi yazılı. Ölü çocuklara bakan, katillere laf eden yok.
Cumhurbaşkanı Erdoğan dünya Müslümanlarının derdiyle üşüme hastalığına tutulmuş gibi ortalıkta dolanan Erdoğan, her saniyede bir cinayetin işlendiği Amerika’da, üç Suriyeli Müslüman öldürülünce, Başkan Obama’ya "hesap ver" kabilinden, "ey Obama nerdesin, sesin neden çıkmıyor?" diye sesleniyordu.
Obama'ya, insaniyet gösterisiyle "ey" diye kabadayılanmanın tükrüğü daha kurumadan Roboskî Katliamının yanılgı ve yanlışlık eseri değil, diktatörlüğün "meratibi silsile" içinde, tasarlayıp planlanladığı kollektif suç olduğu, bir kere daha ortaya çıkıyordu.
Hukukun bittiği yerde dikta başlar. Diktatörlüklerde cinayetler, katliam ve işkenceler gizli kalsın diye değildir. "İbreti alem" için görülsün, duyulsunki insanlar korkup sinsin ve diktatöre itaat etsin diyedir. Roboskî Katliamı, Cizreli çocukların katli ve öteki cinayetlere onların bu dehşet mantığını aralayarak bakmak gerekir…
Roboskîli çocuklar da, 50 lira kazanmak için, sabah yola çıkarken takibe alınmış, alış, veriş yaparken ve dönüş yolunda filme alınarak izlenmiş, sonra tek vuruşta hedef olacak şekilde toparlanıp bombalanmışlardı.
Gerçek böyleydi ve yalancılarla dolandırıcılar bütün çabalarına rağmen, ilk gün değiştirememişlerdi. Ama hata, yanılgı, yanlışlık katillerin ortak gevelemesiydi.
Dün, bölgeden sorumlu ikinci ordunun istihbaratının Başkanı albay Aygün Eker’in, savcılık ifadesi serpildi Türk medyasına. Albay, kafilenin kaçakçı olduğunu tesbit edip, bildirdiklerini, Genelkurmay’ın buna rağmen katliam emri verdiğini söylüyordu.
Ve o gün, Roboskîli çocukların takibe alındığı andan itibaren Cumhurbaşkanı, Başbakan, generaller ve MİT müstaşerı Milli Güvenlik Kurulu toplantısında bir aradaydı. Bir katliam söz konusuydu. Genelkurmay Başkanı General Necdet Özel toplantı sonunda kurulun kararını bildirircesine astlarına vur emrini iletiyordu.
Bu, bir başka ülkenin topraklarında, savaş nedeni olacak saldırıydı. Fakat, insan katletmeyi sorunların çözümü olarak görenlerin algılayacağı sorumluluk değildi ve yaptılar. Ancak yalan, dolanla bezeli gerekçeyi sürdüremeyince yükü MİT’e yüklenmiş, General Özel ve ekibi temize çıkarmaya çalışılmışlardı.
Düzmece raporlar ve askeri savcı kararları onları kurtarır mı? Bilemem, ama Van’ın Erciş ilçesinden Ankara gecekondularına göçmüş Kürt bir ailenin, eski çavuş Hakan Fidan’ın, altına sürtülen makamın dehşet gücüne rağmen, sırtına yüklenen yükün ağırlığından kaçarcasına istifa etmesinin temel nedenlerinden biri olarak, -ne derekede doğru bilinmez ama- Roboskî Katliamı da gösteriliyordu. Bunun yanı sıra Birleşmiş Milletler'de bile telafuz edilen IŞİD’e yardım ve yataklık suçu, Sakine Cansız ve arkadaşlarının katli, içeride girişilen hukuksuzluklar diye uzuyordu, Fidan’ın kaçış nedeni…
Kürdistan meselesi ise AKP’nin elinde esir alınmış, bir bakıma seçimden seçime şantaj meselesi haline getirilmiştir. Çözüm diye bir dert yok, yeni seçim eşiğinden nasıl karşı çıkarım hesabı var.
Bütün bunlar ne derecede doğru tartışılır, ancak sağır ve körlemesine gidişin sonu pek aydınlık görünmüyor…
Bu açıdan bakanlar Hakan Fidan’ın istifası, neresinden bakılırsa bakılsın, orta direğin sallanması, bel vermiş duvarın gürültüsüzce yıkımı, uç veren Roboskî belgeleri ise kopacak fırtınanın ilk esintileri olarak görülüyor…