
Lozan sonrası sömürgeci önlemler daha da sıkılaştırılmış; sınır boylarına karakollar yapılmış, mayınlar döşenmiş, telörgüler çekilmiş, ama Kürtler arasındaki bu ilişkinin bu biçimleri yine de engellenememiştir. Dört parçada yaşıyor olmalarına karşın, Kürtlerin ulusal/kültürel iletişilleri ve tarihsel gelişimlerindeki paralellik bu ilişkiler sayesinde korunmuştur, değişik bir anlatımla bu ilişkiler, Kürtlerin birbirilerinden uzaklaşmalarını engellemiştir.
İşte Roboski’den kalkıp sınırla bölünmüş topraklarının öte yanından petrol getirmeye gitmiş olan gençler, süregelen bu tarihsel ilişkinin günümüzdeki yürütücüleridirler. Adına bügün “kaçakçılık” denen bu ilişkinin oynadığı tarihsel, sosyal rol budur. Başta devlet olmak üzere Türkiye’nin sosyal yapısı, sorunlarıyla ilişkili olan herkes bu gerçeği bilir. Bilirler bilmesine, ama bir çoğu, bu gerçeği saptırma yolunu seçer: Bu nedenle de sorun tarihsellikten soyutlanarak “kaçakçılık” gibi ekonomik bir biçime büründürülür. Buradaki amaç, bir yanıyla uygulanan sömürgeci politikayı gizlemek iken, diğer yanıyla Kürtlerde bir bilinç körelmesi yaratmaktır. Çünkü parçalar arasında süren her türlü bağ, dört ayrı parçada yaşayan Kürtler arasında ulusal ve kültürel bağların pekişmesi demektir. İşte bu istenmiyor.
General Mustafa Muğlalı’nın 33 Kürt “Kaçakçı”sını katletmesinin nedeni budur. Orda da amaç, farklı parçalarda yaşayan Kürtler arısındaki damarın kesilmesidir. Bu, onlar için yaşamsal önemde bir sorundur.
35 Roboski köylüsünün katledilmesinin altında yatan neden aynıdır. Ama bu katliamla ulaşılmak istenen politik hedef, geçmişten çok farklı ve de daha planlıdır. Bu olayın altında “devasa hesaplar bulunduğu”nu söylemek, bazılarına göre “senaryoculuk” gelebilir. Ama gerçekte şu ki, bugün Doğu Akdeniz’de, Basra Körfezi’nde yaşanmakta olan gelişmeleri görmeden ve de anlamadan, ya da son zamanlarda Türkiye’de meydana gelen gelişmeleri bölgedeki durumla ilişkilendermeden yaşananları anlama ve çözümleme şansımız da yok. Tersi, yıllarca “adli ya da münferit bir olay” olarak gösterilen ve devletin politikasının gizlenmesine yol açan Mustafa Muğlalı tarafından katledilen 33 Kürt köylüsünün olayından farklı bir mantığı aşmaz.
Zaten sürecin siyasi aktörleri katliamı bu yöne, “adli” ya da “tesadüf”i bir olaya büründürerek gerçeği gizlemeye çalışmaktadırlar. Bu kapsamda olayı, “sınır kaçakçılığının önlenmesi” ve “kayıt dışı ekonomi”nin küçültülmesi ile ilişkilendiriyorlar. Türkiye yüzde 61 (kimi kaynaklara göre yüzde 69) ile kayıt dışı ekonominin en yüksek olduğu ülkelerden biridir. Bu devasa gücün üzerine oturan da AKP’nin kendisi olmuştur. Araştırmalar da bu “kayıp ekonomi”nin Şırnak’da değil, genel olarak Batı’da özel olarakta Marmara bölgesinde bulunduğunu gösteriyor. İsteyenler gider bunun araştırmasını yapar. Sorunun bu boyuta çekilmek istenmesi, devletin yeni politik ilişkilerini ve hedefini perdelemekle ilişkilidir bir durumdur.
Roboski olayı, neden sıradan ve rastlantısal bir olay değil:
1- Bütün çabalarına karşın devlet, dört parçada yaşayan Kürtlerin birbirileriyle olan ekonomik, kültüler ve siyasal ilişkilerini engelleyebilmiş değil;
2- Gerek Cumhurbaşkanı Gül’ün gerekse diğer yetkililerin Irak Hükümeti ve Güney Kürdistan Yönetimi ile yaptıkları görüşmelerde dile getirdikleri sorun, gerillaların üstlendikleri alanlarda sivillerin de yaşıyor olmasıdır. Bu nedenle Kandil’den başlayarak Türkiye sınırı boyunca uzanan bölgenin sivilllere kapatılmasını istemişlerdir;
3- Geçen Nisan ayından beridir Türkiye’nin uçaklar ve obüs toplarıyla bombaladığı yerler, Irak hümümetinden “sivillere kapatılması”nı istediği bölgelerdir. Irak devletinin olumsuz yanıtına karşın Türkiye buna aldırmamış ve bölgeyi kendi planları doğrultusunda bir şekillendirmeye sokmaya başlamıştır. Yaptığı bombardımanlarla onlarca Kürt köylüsünü öldürmüş ve hayvanlarını telef edilerek onların yaşam damarlarını keserek göçe zorlamıştır;
4- Hava saldırılarında kullanılan kimyasal silahlar, gerilladan çok, bölgede yaşayan sivil halka verilen bir gözdağıdır;
5- Yine son bir yıl içinde Türkiye eskiye oranla İran, Irak ve Suriye ile olan sınır bölgesine büyük askeri yığınaklar yapmış ve yapmaya da devam etmektedir;
6- Suriye’ye “müdahale”nin gündemde olduğu bu günlerde görünen o ki, Türkiye’nin burada üslendiği rol, saldırının Merkez Üssü olma olasılığı vb.
Bütün bunlar bir araya getirildiğinde Türkiye’nin tampon bölge veya bölgeler oluşturma çalışması içinde olduğu açığa çıkmaktadır.
Sözü edilen bölgede sivillerin sadece yerleşimleri değil, geçiş amaçlı hareketleri bile, tampon bölgelerin oluşturulmasını engellemektedir. Çünkü tampon bölge, sivil yerleşimlere kapalı, askeri bir üs anlamına gelmektedir. Böylesi bir ortam nasıl yaratılacaktır? Tabii ki sivillere verilecek gözdağı ve korkuyla. Roboski katliamının amacı da budur. Burada Meclis Başkanı Cemil Çiçek’in olayla ilgili yapmış olduğu değerlendirme de kullandığı şu cümle, devletin bölgeye nasıl baktığını göstermesi açısından yeterldir. Çiçek: “Bize verilen bilgilerde, terör örgütü dışında siviller yaşamıyor o bölgede.” Bu bakış açısı yukarıda sözünü ettiğimiz “tampon bölge” bakış açısıdır. Yani demek istiyor ki, bu bölge sivillere kapatılmış veya sivillerden temizlenmiş, askeri bir bölgedir.
Durumun böyle olduğunu devletin şimdiye değin ortaya koyduğu tavırdan da okuyabiliriz. Bakanların köylülere yaptıkları “taziye” sadece timsah gözyaşı değil, devletin zaman kazanmasını ve bu politikanın bölge halkı tarafından içselleşmesi amaçlıdır.
Kürtlerin ölülerinin ardından ağlamaları normaldir, ama yine de politika ayrı bir iştir; her durumun irdelenmesini gerektirir.