28 Aralık 2011 Roboskî’de bir akşamüstü. Tüm evlerin üstünde kara bulutlar dolaşıyor adeta ve mahşer alanını andıran köy meydanı kimsenin anlam vermediği tarihin bir tekerrürü gibi akan gözyaşları…
DİLPAK DAĞ
HPG’li Rûbar Şevger isimli Roboskîli gerilla, ‘Roboskî’de Bir Akşamüstü’ başlıklı yazısında yılbaşı hazırlığı yapan bir dünyanın yanında Roboskî’de 19’u çocuk olmak üzere 34 kişinin üzerine bomba yağdırıldığına dikkat çekiyor:
“Genelde akşamları tüm dünyada hele yılbaşına yakın zamanlarda aileler alışveriş yapıp gezip dolaşırlar. Ya da televizyon önüne geçip eğlencelere dalıp sohbetler ile kendilerini avutmaya çalışırlar. Bu söylediklerim iktidar ulus devletlerin çatısı altında yaşayıp kendinden başka veya kendisinden başka hiçbir şeyi görmeyen; metalaştırılan, zihinleriyle düşünen insanlar içindir.
Bir de bizim dünyamız var. Adı sanı, tarihi inkar edilen hiç kimse için varlık ve yoklukları hiçbir şey ifade etmeyen bizim dünyamız. Yoksulluğun içinde hayatı en anlamlı yaşayan bizler. Tarihimiz ne kadar kederli ve göz yaşları ile gömülmek istense de, betonlansa da her zaman bir umutla yaşama ne kadar büyük umutla tutunduğumuzu, esaret veya köleliğe alışmamış yapımızı tüm dünya tanıyor.
Tarihimizde Harpagos ve Yezdanlar olsa bile bir o kadar da Munzur Nehri ile sözlenen binlerce gelin, Dimdim Kalesi’nde son nefesine kadar direnen genç kızlar, sürgünlere boyun eğmeyen Kawalar, Ali Haydarlar, Seyit Rızalar ve ‘Bir gün torunlarım sizden intikamımı alacak’ diyen Şêx Saîdler var. Bu yüzden de bu bizlere her zaman umut ve mutluluk verir. Bizim için şerefli bir ölüm her zaman kutsal olmuştur.
Eve gitmenin mutluluğuyla Roboskî’ye doğru yola çıkıldı yine. Herkesin gözlerinde yorgun gülümseyişler vardı. Hiç aklının ucundan bile geçmedi kaçakçı bir topluluğu düşmanın bombalaması. Aslında yıllardan beridir bütün katliamları yapmaktaydılar ve bir de haberleri vardı; biz kaçakçıyız, kaçak vergisi de veriyorduk. Acaba az mı gelmişti kaçakçı vergisi! Yoksa umut ve mutluluğumuzun sebebi özgürlük savaşçılarından intikam almak mıydı?
28 Aralık 2011 Roboskî’de bir akşamüstü. Tüm evlerin üstünde kara bulutlar dolaşıyor adeta ve mahşer alanını andıran köy meydanı kimsenin anlam vermediği tarihin bir tekerrürü gibi akan gözyaşları…
İşte burası bizim ülkemiz, sebepsiz yere ölenlerin. Dünyanın dört bir köşesinde yılbaşı hediyesini seçenlerin olduğu bir yeryüzünde, bizim payımıza uçak roketleri düşen bir dünya burası; Roboskî.”
‘Ölüm kumaşını yırtmak için…’
Solin Kurtay isimli Roboskîli YJA STAR gerillası ise yazısında, ”Evet, o gün tekrar geldi. 28 Aralık. Lanetli gün. Değil ki bugün hatırlandı onlar, hiç unutulmadılar ki” diyor.
Kurtay, şunları belirtiyor:
”Biz Kürdistan gençliğine biçilmiş bir kumaş gibi giydirdikleri yaşam ölümdür. Bunu değiştirmek isteyenler onları ellerinde yaşamaya çalışanlar. Bu kumaşı yırtıp onsuz yaşayan ve ona karşı savaşanlar Roboskî’dir.
28 Aralık’ta yükselen ağıtlar, Kürdistan dağlarında yakılan çığlıklar. Evet, bu sesler Roboskî’de oğullarını kaybetmiş anne ve babalardan, ağabey ve kardeşlerini yitiren çocuklardan yükseliyordu. Yalnız kalacaklarmış gibi ağıt yakılıyordu. Yapılan adaletsizlik ve ahlaksızlıkla acı kaplamıştı dört yanı. Yaşanılır mı artık? Hakikate kavuşulur mu? Onlarsız yaşanılır mı? Ağlamak, ağıt yakmak durdurur mu? Gelecek hep böyle mi olacak? Cevap veremedikleri sorular ve çaresizlik bürümüş hepsini fakat o an olmasa da bildikleri bir şey vardı. Onlar Kürt çocuklarıydılar. Onlara kimlik kazandıran ülkelerine isim veren, onlara dillerini tanıtan Önderlikleri ve onları hakikatlerine kavuşturacak hakikat savaşçıları vardı.”
ROBOSKÎ
Bir kefen gibi örtünmüş Roboskî dağları
Nice kefen yırttı bu dağlar
O dağlarda bombalanan çocukların
her parçası bir gül oldu Kürdistan’da
Yüreğim bin parça şimdi
Her birisi yurdumun bir çocuğunun avuçlarında dolaşıyor
Bir parçam Gever’de panzere
Fırlatılmayı bekliyor serhildanlarda,
Bir parçam Uğur Kaymaz ile
Düştü toprağa
Bir parçam Kahpe kurşunlarla Amed sokaklarında Yerde yatan Enes’in avuçlarında
Bir parçam Nusaybin’de ateşten
Bir kelebek olan Fırat İzgi’nin alevli kanatlarında
Bin bir parçayım şimdi
Bir parçam sürgündeki anaların
Hasretine konuyor
Bir parçam
Newroz halayındaki
Yetmiş yaşındaki sakallı bir ihtiyarın
Zafere duran parmak uçlarında
Bir parçam Hezil Vadisi’nde
Bir parçam genç kızların halay ‘tililisi’nde
Bölünüp akıyorum denizlere
Bütün parçalarım bir Ada’daki
Çocuğun yüreğinde birikiyor