Katliamın sorumlusu AKP iktidarı, Türk devleti geleneği gereğince, katilleri bırakıp, katliama uğrayanları mahkum etme derdine düştü. Yakınlarını cezalandırdı.
Çünkü, katledilenler Kürt’tü. Türk devleti geleneğinde, Kürtlerin katilleri mevki ve makamlarla ödüllendiriliyordu.
Atatürk dönemi katillerinin heykelleri sokak, meydan tabelalarıyla anıtlaşması bir yana, Diyarbakır zindanının 1980’lerdeki baş gardiyanı General Kemal Yamak devletin ikinci makamı Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliğiyle ödüllendiriliyor, 1990’larda köy yakan, insan avında katillere emir ve komuta eden generaller, genel valiler (olağanüstü hal) milletvekili ve bakan oluyordu.
RT Erdoğan’ın "kadın da olsa, çocuk da olsa gözünün yaşına bakmayacağız" emrini yerine getirerek, Amed sokaklarında 5’i çocuk 10 kişinin canını alan polise komuta eden vali, Efkan Ala şimdi İçişleri Bakanı…
Roboskî katliamı, bu geleneğin örtüsü altında korumaya alındı. Geride kalan analar, babalar ve sevenler, iki seneden beri karalar içinde, mistik güçlere sığınarak, katiller silsilesini kahırla anıyor, "evlat acısı sizin de başınıza" yakarışıyla teselli arıyorlardı. Ve galiba nihayet teselli buldular. Evlatlarını paramparça teslim alanlar, katillere kol ve kanat gerenleri, utanç çukurunda "evlat derdinde" gördüler.
AKP iktidarının seçkinleri ve evlatları bugün, utanç çukurunun dibinde, uluslararası Mafya'nın kiralık adamı olmaktan sanıktır. Halkın vergilerini talan etmek ve rüşvet almaktan…
Emirleri altındaki savcılar ve polis onları yakalamak için izlerini sürüyor, Başbakan'ın oğlu, eski Teksas'ın at hırsızı misali aranıyor. Başbakan hırsızları, talancıları, rüşvetçileri, uluslararası Mafya'ya yardım ve yataklık eden, önlerini, yollarını açanları bırakmış, ortaya çıkanları dış güçlerin ajanı, çete diye suçluyor. Mafya’nın temsilcisi Reza Sarrab, onun dilinde hayırsever…
Genelkurmay eski Başkanı General Yaşar Büyükanıt, katliamda suç üstü yakalanan çavuşu, Türk adaletine "iyi çocuk" diye emanet etmişti.
Başbakan din, iman, minare, cami üzere politik aksata yaptığı için, "hayırsever" diyecekti, elbette. Hayırsever de, 29 yaşındaki Tebrizli bir çocuk…
Eski eşinin anlatımına göre, ilk basamaklarında arkadaşlarını da dolandıran, bir çulsuzdu, bu çocuk. Sonra uluslararası Mafya’nın Babası tarafından İçişleri Bakanı Muammer Güler’e temsilcisi olarak takdim edilip, AKP sosyetesinde yerini alınca hayırsever olmuş oluyordu.
Gerçekten de, Mafya'ya hizmet veren bakanları dolar balyalarıyla ödüllendiren bir hayırseverdi. Dolar balyalarının silueti Başbakanın oğlu Bilal’in kapısına da vuruyordu. Ancak altın kaçakçılığı, kara para aklama ve halkın vergileri birikimi mal, mülkün talanı ağında, adliyeyi emir altına alma çabaları da sonuçsuz kalınca, iktidar çürümüşlük kumpasında çöküyor, boynu altında kalıyordu.
TC’de Atatürk Pakistan'dan gelen yardım paralarıyla, özeli için çiftlik kurmakla suçlanmıştı. İsmet Paşa, kardeşi Rıza Temelli’nin ticari ilişkileri nedeniyle suçlanmış, Demirel’in kuyruğuna kardeşleri ve yeğeni nedeniyle teneke bağlanmış, Tansu Çiller’in götürdükleri dillerde dolaşmış, Erbakan mahkum olmuş ama, ilk defa bir Başbakan'ın oğlu çetecilikle suçlanıyordu. Bu da Recep Erdoğan'a nasip oldu.
Erdoğan’ın ülkeyi korkuyla sindirip teslim alan rejimi, böyle çöktü. Çaresizliğe bakın ki, ortalıkta bir iktidar alternatifi yok.
İktidar alternatifi olması gereken en büyük siyasi parti CHP, insanlara umut verecek herhangi bir plan, projeye sahip değil. Varsa bile kimse bilmiyor. Ülkenin başlıca sorunu olan Kürdistan meselesinde, daha çok baskıyı temel çözüm gören ırkçı MHP ile yarış halinde.
Dün Faşist deyip, el sıkmadığı MHP’den adam ithal ederek kadrolarını tahkim etmektedir. MHP dünyasıyla bütünleşip çağdan uzaklaşarak başarı yolu aramaktadır.
AKP medyayı satın alarak, tehditle kontrol altına alıp sustururken, insan avında 10 bin Kürdü hapishanelere doldururken, kültüre, sanata, aydınlara karşı sürek avına çıkarken, elini insanların yatak odalarına kadar uzatırken, talana, yalana, dolana cevaz veren kendi dinini yaratıp uygularken, ülkeyi baştan başa yasaklar ormanına çevirip, sokağa çıkana gaz bombaları, TOMA'lar, zırhlı araçlarla saldırırken, CHP yoktu.
İnsanlığı arayanlar yalnız ve kaderleriyle baş başaydı.
CHP, projesiz varlığını, "o çirkin, ben güzelim" şeklinde veya MHP paralelinde Faşizmin sesi olarak hissettiriyor, böylece AKP’ye "Faşizmin daniskası bende" imkanı bahşediyordu.
AKP rejimi çürüyerek çöktü. Ancak, alternatif yarın belirsiz.
Öbür yanda ağır yara almış, örgütünde çözülmeler başlamış Erdoğan kaybetmenin dayanılmaz hırsıyla, olan sağ duyuyu da kaybetmişe benziyor. Yerini korumak için, şiddet sarmalında Ortadoğu diktatörlerine pabucu tersinden giydirirse şaşmayın.
Emrindeki memur Efkan Ala’yı boşuna polisin tepesine komiser yapmadı. Çünkü, başına gelecekleri biliyor. Roboskî katliamı olmasa bile "polise ben emir verdim"le işlenen cinayetlerin faturasından, ortalığa saçılan yolsuzluklar, soygunların hesabından korkuyor. Bu korku, faşist darbeler indirme konusunda her şeyi yaptıracaktır, ona.
O nedenle, gelişen olayların nerede ve nasıl durulacağı veya çok kanlı mı, kansız mı olacağı belli değil. Belli olan başlayan kaosun karanlığıdır…
Roboskî’den kokuşmuşluğun çöküşüne
Kim oldukları, ne aradıkları, niçin orada oldukları bilindiği halde, 17’si çocuk, 34 kişinin paramparça can verdiği Roboskî katliamının üstünden iki yıl geçti.