Roboskî Katliamı’nda 27 ferdini yitiren Encü ailesinden Ferhat Encü, üç yıldır katliamın aydınlatılması ve sorumluların yargılanması için çalışmalara aralıksız devam ediyor. Şu sıralar bir dizi etkinliğe katılmak ve Roboskîli ailelerin taleplerini anlatmak için Avrupa’da bulunan Encü ile Roboskî Katliamı ardından gelişen hukuki süreci ve kamuoyunun duyarlılığını konuştuk.

Katliamla ilgili çalışmaların yoğun olmasına rağmen yetersiz kaldığını belirten Encü, kamuoyundan daha fazla ve sürekli ilgi beklediklerini kaydetti. Encü, Avrupa’da yaşayan Kürdistanlıların ise katliamın uluslararası kamuoyunca tartışılmasını sağlayacak çalışmalar yapabileceğini vurguladı.


Katliamın üzerinden üç yıl geçti. Hukuki süreç nasıl başladı, şimdi ne aşamada?

Hukuki süreç, katliamdan bir hafta sonra, ailelerin Uludere Savcılığı’na başvurmasıyla başladı. Bu sırada Uludere Savcısı’nın “Tabutların üzerine niye teröristlerin bayrağını örttünüz” gibi soruları, devletin Roboskî Katliamı’na bakışını gösteriyordu. Daha o günden aslında dosyanın nereye gideceği anlaşılıyordu. Ardından Diyarbakır Özel Yetkili Savcısı araya girdi ve dosyaya gizlilik koydu. Avukatlarımızın dosyaya ulaşması, hangi aşamada olduğunu öğrenmesi engellendi. 

Katliamın üzerinden 9-10 gün geçtikten sonra avukatlarla birlikte savcı yardımcısıyla görüşebildik. Dosyadaki gizliliğin kaldırılmasını, faillerin en kısa zamanda yargı önüne çıkarılıp cezalandırılmasını talep ettik. Bir de Roboskî Katliamı’yla ilgili düşündüklerimi, katliamın planlı yapıldığını düşündüğümü de söyledim. Bu aşamada, dosyanın askeri savcılığa verileceği söylentisi dolaşıyordu. Onu da söyledik, böyle bir şeyin olması halinde toplum vicdanında derin yara açacağını, bizzat katliamı gerçekleştiren askerin katliamı yargılamayacağını belirttik. Savcı yardımcısı da böyle bir şeyin söz konusu olmadığını söyledi. Ama katliamın üzerinden bir buçuk yıl geçtikten sonra Diyarbakır Özel Yetkili Savcısı, korktuğumuzu yaptı: Görevsizlik kararı vererek dosyayı Genelkurmay Savcısı‘na teslim etti. Askeri savcı ise bir aşamadan sonra dosya hakkında takipsizlik kararı verdi, kapattı. Avukatlarımız itiraz ettiyse de itiraz da reddedildi. Daha sonra dosyayı bireysel başvuru hakkımızı kullanarak yaklaşık 1200 avukatla Anayasa Mahkemesi’ne taşıdık. 6 aydır oradan çıkacak sonucu bekliyoruz.


Uluslararası mahkemelere de başvurmayı düşünüyor musunuz?

Anayasa Mahkemesi bir hak ihlali olduğuna yönelik karar vermezse, dosyayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşıyacağız. Aslında şimdiye kadar da götürebilirdik; ama biz dosyanın Türkiye içinde görülmesini, herkesin katliama ilişkin devlet yaklaşımını görmesini istiyoruz.

Biz tazminat istemiyoruz. İstemimiz, katliamı gerçekleştirenlerin yargılanmasıdır. Elimizden geldiği kadar da tüm süreçleri işleteceğiz. Fakat iyi bir çalışmaya ihtiyaç var. Bu da sadece ailelerin yapabileceği bir şey değil. Bu katliam sadece Roboskîli ailelere değil insanlığa karşı yapılmış bir katliamdır. Bundan dolayı da herkes üzerine düşeni yapmalıdır. Türkiye’nin yargılanması ve ceza alması, geçmişte yaptığı tüm katliamlar açısından da örnek olacaktır. Roboskî aydınlatılırsa, halklara yönelik diğer katliamların aydınlatılmasının da önü açılacaktır.


Peki Roboskîli ailelerin bu konudaki iradesi ortaklaşmış durumda mı?

Biliyorsunuz daha en başından hükümet, hiçbir mahkeme kararı olmadan ailelere para dağıtma kararı aldı. Biz o zaman, hep birlikte, “Eğer bugün katliamın üzerini parayla örtersek yarın başka yerde 34 kişi daha öldürülecek, onun da sorumlusu biz olacağız” dedik. Hükümetin verdiği parayı reddettik. Bütün aileler, katliamın aydınlatılmasını, sorumluların yargılanmasını istiyor. Bu konuda irademiz ortaktır.


Roboskîli aileler, her hafta adalet talep ettikleri eylemler yapıyor. Nasıl gidiyor? İlgi nasıl eylemlerinize?

Katliam ardından çalmadığımız kapı kalmadı. Bir bütünlük, süreklilik sağlamak için Cumartesi Anneleri’ni örnek aldık, biz de her hafta eylem yapmaya başladık. Hem katledilen yakınlarımızı unutmadığımızı göstermek hem de kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla her Perşembe eylem yapıyoruz. Fakat eylemlerimiz yeteri kadar ilgi görmüyor. Dikkatlerin üzerimizde olması için sivil toplum örgütlerinin veya siyasetçilerin yanımızda, eylemde olması gerekiyor. Bizim basınımız bile bu konuda eksik kalıyor, bu da bizi üzüyor. Başta Kürt basını ve Kürt siyasetçilerinden beklentimiz, bu eylemlerimize daha çok ilgi gösterilmesidir.


Peki bu süreçte katliamın aydınlatılması için kim, ne yaptı?

Birçok sivil toplum örgütü, Roboskî ailelerinin yanında oldu, araştırmalarda bulundular. Başta İnsan Hakları Derneği (İHD), Mazlum-Der, KESK gibi örgütleri, Roboskî Katliamı’nı gündemde tutmak için büyük çaba gösterdiler. Siyasi partiler içinden ise BDP ve şimdi HDP büyük çaba gösterdiler. Zaman zaman bu çabalara CHP de dahil oldu ama yetersiz kaldı.


Avrupa kamuoyunun ve kurumlarının ilgisi nasıl?

Zaman zaman hem Avrupa’da yaşayan Kürdistanlılar hem de buradaki sivil toplum örgütleri, siyasetçiler, taleplerimizi kamuoyuna taşımak için adımlar attı. Avrupa Parlamentosu’nda yaptığımız bir sunumla da taleplerimizi dile getirdik. Ama Avrupa’nın genel olarak yeteri kadar ilgi göstermediğini söylemek mümkün.


CHP’nin de Roboskî Katliamı’nın aydınlatılması yönünde çağrısı olmuştu; bu çağrıyı nasıl karşıladınız?

Açık söylemek gerekirse, CHP’li bazı milletvekillerini tenzih ederek söylüyorum, genel olarak CHP, bu katliamı hükümete karşı bir koz olarak kullanmaktan başka bir şey düşünmedi. Burada Levent Gök ile Sezgin Tanrıkulu’nu özellikle tenzih ediyorum; gerçekten katliamın unutulmaması için epey çaba gösterdiler. Ama genel olarak CHP, üstüne düşen rolü yerine getirmedi. CHP’nin son çağrısının da hükümeti zorlayan veya hukuki süreci ilerleten bir karşılığı olmadı.


Katliamın üzerinden üç yıl geçti ama acılarınız halen taze. Ne hissediyorsunuz?

Katliamın hiçbir karesi unutulacak gibi değil. Cenazelerin katır sırtında taşınması, ailelerin çocuklarının parçalanmış bedenini toplaması... Bunlar ahlaken ve vicdanen sarsıyor. Hele de acımız daha tazeyken iki üç gün sonra hiçbir şey olmamış gibi yılbaşı kutlamaları yapılması ve verilen demeçler, bizde derin bir kopuş ve öfke yarattı. Aileler, halen katliamın etkisinde. Köyde hayat resmen siyah beyaza dönmüş durumda. Katliam öncesinde köyde ve çevre köylerde yapılan düğünler, eğlenceler çok renkli geçerdi. Ama katliamdan beri yapılan bir düğün yoktur, diyebilirim. Hiçbir pedagojik ve psikolojik destek olmadığı için hafıza kaybı yaşayanlar, kabuslar görenler de var.


Dışardan bakıldığında Roboskî’ye çok büyük bir ilgi olduğu düşünülüyor ama sizin anlatımlarınızdan gerçeğin böyle olmadığını çıkarıyoruz; öyle mi?

Zaman zaman heyetler geliyor, ziyaretler oluyor. Film ve belgesel yapanlar oluyor. Ama biz bunların yetersiz olduğunu düşünüyoruz. Bir ilgi var ama yetmiyor. Bunlar bizi sonuca götürmüyor. Şimdi bağımsız bir platform, Roboskî’de müze çalışması yürütüyor. Sadece anıtsal bir müze olmayacak; yaşayan bir müze de olacak. Ailelerin gidip kalabileceği, konukları karşılayacağı bir müze olacak. Ama maalesef ki bunun için yapılan kampanyaya ilgi çok düşük. Biz daha çok duyarlılık bekliyorduk. Eğer istenseydi, proje için gereken para birkaç kurum aracılığıyla toplanabilirdi. Kampanya, “Bir tuğla da sen koy” sloganıyla sürüyor. Eğer yeterli ilgiyi görür de başarıya ulaşırsa, Kürdistan’daki bağımsız, Kültür Bakanlığı’na bağlı olmayan tek müze olacak. Müzede katledilenlerin yanı sıra o dönemin askeri ve sivil yetkililerinin isimlerini de yazıp tarihe not düşeceğiz.


Değişik etkinliklere katılıp Roboskîli ailelerin sesini ulaştırmak için Avrupa’ya geldiniz. Burada Kürdistanlılar, Roboskî için ne yapabilir?

Bizim temel istemimiz, katliamın uluslararası boyuta taşınmasıdır. Bununla ilgili çalışmalar yürütülmesini istiyoruz. Bu tür katliamların bir daha olmaması için her alanda gündemde tutmak gerekiyor.


HÜSEYİN BAKIR/HAGEN




İktidarın tutumu ilk günkü gibi


HDP Eşbaşkan Yardımcısı Meral Danış Beştaş, Roboskî Katliamı’na hükümet ve yargının yaklaşımının ilk günden bu yana değişmediğini belirterek, “Siyasi erkin ve sorumluların Roboskî’yi görmezden gelme ve failleri koruma tutumları ilk günkü gibi devam ediyor” dedi.

Halkların Demokratik Partisi Eşbaşkan Yardımcısı Avukat Meral Danış Beştaş, Roboskî Katliamı ardından gelişen hukuki süreci şu sözlerle özetledi: “Katliamın ardından Diyarbakır Özel Yetkili Savcılığı’nca bir souşturma başlatılmıştı ama bir buçuk yılı aşkın bir süre devam ettikten sonra, yeterli inceleme yapılmadan, şüpheliler bile karara yazılmaksızın görevsizlik kararı verildi. Ardından dosya Genelkurmay Askeri Savcılığı‘na gönderildi. Orada bir soruşturma yapıldığı iddia ediliyor ama bizim gördüğümüz kadarıyla sağlıklı bir çalışma yürütülmeden takipsizlik verildi. Davanın avukatları ve BDP olarak itiraz ettik; ama sonuç çıkmadı. Şu anda davayı Anayasa Mahkemesi’ne götürdük.”

Roboskî Katliamı’na yaklaşımın ilk günden bu yana değişmesini belirten Danış Beştaş, şöyle devam etti: “Gizlilik, faillerin bilinmemesi, ortaya çıkarılamaması gibi bir durum söz konusu değil. Dünyanın gözleri önünde Türk savaş uçakları 34 insanı katletti. Tartışma bile yok bu konuda. Zaten görevsizlik kararında da, takipsizlik kararında da olayın nasıl meydana geldiği anlatılmış. Emir komuta zinciri içerisinde olduğu anlatılıyor. Dolayısıyla katliamın sorumluluğunun Genelkurmay’a ve siyasi yetkililere kadar uzandığı açık. Roboskî’de problem faillerin bulunmaması değil, faillerin fail olarak görülmemesi, olayın bir ‘hata’ olduğu değerlendirmesi.”

Katliamın üçüncü yılınca Türkiye’nin ve dünyanın dört bir yanında çok ciddi bir duyarlılık geliştiğini de kaydeden Danış Beştaş, “Ama asıl düzeni düşeni yapması gerekenlerin üzerine düşeni yaptığı söylenemez. Roboskî, bu iktidar döneminde meydana gelmiş, failleri bilinen, korunan bir katliamdır. Ama ne aileleri ve demokratik kamuoyunu tatmin edecek bir yargılama pratiği var, ne de bir açıklama var. Bir özür bile dilenmedi. Siyasi erkin ve sorumluluların Roboskî’yi görmezden gelme ve failleri koruma tutumu ilk günkü gibi devam ediyor” dedi. 


HABER MERKEZİ