Demokratik Birlik Partisi (Partiya Yekîtiya Demokratîk-PYD) Eş Genel Başkanı ve Kürt Yüksek Konseyi Üyesi Salih Muslîm, Batı Kürdistan'da yaklaşık bir buçuk yıldır devam eden ayaklanmayı ve Kürt bölgelerinde Kürtlerin yönetimi ellerine alarak Demokratik Özerklik temelinde kendi kendilerini yönetmelerini DİHA’ya değerlendirdi.

Öncelikle Suriye’de yaklaşık bir buçuk yıldır devam eden ayaklanmayı ve Kürtlerin bu süreçteki durumunu kısaca anlatabilir misiniz?

Suriye’deki süreç bir buçuk yılı geride bıraktı. Bizim baştan beri TEV-DEM, PYD ve Kürt partileri olarak bir stratejimiz vardı. Her şeyden önce halkı örgütlemekti birinci amacımız. Örgütlü bir halk bizim için iradeli bir halktır ve istediği herşeyi yapabilir. İşte bu iradeye dayanarak baştan beri başka yol ve yöntemlerle serhıldanımızı devam ettirdik. Suriye halk devriminin bir parçası olarak bu temelde yol aldık. Yine koordinasyonlar ve diğer güçlerle ilişkilenmelerimiz oldu. Devrimin barışçıl yollarla olması gerektiğini, kendimizi savunma dışında silaha başvurulmaması gerektiğini söyledik. Biz bunu Kürt bölgelerinde başardık; ama diğer güçler başaramadı. Tabii rejimin de istediği tam olarak buydu. En yıkıcı silahlarını böylece kullanma fırsatı bulacaktı. Ve bugün Arap bölgelerinde olan da budur. Yani rejim ağır silahları kullanma konusunda amacına ulaştı. Ancak Kürt bölgelerinde biz başardık. Bu temelde gözle görülür elle tutulur sonuçlar ortaya çıktı. Halkımız da şimdi bir bütün olarak Kürtlerin yaşadığı bölgelerin büyük bölümünde yönetimi eline almış kendi kendini yönetiyor.

Burada ayaklanmanın başladığı ilk dönemlerde ciddi manipülatif haberler ve Kürtlerin Esad rejimini desteklediği yönünde yayınlar yapılıyordu. Bu şekilde Kürtler yalnızlaştırılmak mı isteniyordu?

Bu yapılmaya çalışıldı. Ancak bugün gerçek muhalefet biz oluyoruz. Arap partileri ve bir çok demokratik çevre ile Ulusal Koordinasyon Heyeti kurduk. Bizim politikamız yöntem olarak farklı. Şu an muhalif olarak yansıtılanlar Şam’da bir iktidar savaşı veriyor. Ancak biz Kürtler varlık savaşı veriyoruz. Anayasal haklarımızın kabul edilmesi temelinde bir mücadele veriyoruz. Demokratik haklar meselesidir meselemiz ve kimliğimizle, rengimizle serhildana başladık. Devrime bu şekilde katıldık ve bunu korumaya çalıştık.

Nasıl?

Kürtler tarih boyunca hep başkalarının askeri oldu. Biz bu tecrübeye dayanarak, yine Kürtlerin tarih boyunca yaptıkları isyanlar ve bu isyanlardan aldıkları sonuçlardan ders çıkararak başkalarının askeri olmama kararı aldık. Birşey yapmak istiyorsak rengimizle, taleplerimizle, kimliğimizle yapmak istedik ve butemelde devrime katıldık.

Yani bugün Şam’da Halep’te savaşanlar -ki bunlar muhalifler olarak yansıtılıyorlar- iktidar mücadelesi verdikleri için mi birlikte hareket etmediniz?
Bunlar muhalif değil, silahlı gruplar ve Özgür Suriye Ordusu diyorlar bunlara. Yek vücut değil, çok başlılar. Kürt bölgelerine yakın alanlarda örneğin Kobani ve Afrin’de Özgür Suriye Ordusu ile halkın ilişkileri oluyor. Bunlar bizleri Suriye devriminin bir parçası olarak görüyorlar ve Kürtlerin haklarını kabul ediyorlar. Türkiye’de eğitilenler ve desteklenenler ise başka. Şimdi Antakya’da oturanlar başka. Onlar ‘Kürtler bizim düşmanımızdır’ diyorlar. Düşmanlık besliyorlar. Yani biz gerçek Özgür Suriye Ordusu ile anlaşabiliriz, anlaşıyoruz. Bazı güçler var Türkiye, Suudi Arabistan, Katar tarafından destekleniyor. Zaten bunlar Kürtleri kabullenmiyor. Kürtlerin varlığını kabullenmiyor demokratik haklarını kabul etmiyorlar. Onun için bunlara söyleyecek bir şeyimiz yok. Biz düşman olmadan onlar bize düşmanlık besliyorlardı. Onları biz Özgür Suriye Ordusu olarak görmüyoruz. Gerçek direnen Suriye halkı, örgütleri ve sol demokratik örgütleri ile birlikteyiz.

Kürt partileri ile birlik kurmanız yeni bir şeymiş gibi gösteriliyor. Bu gerçekten son bir yıllık sürecimi kapsıyor?

Bizim birlik çabamız 2004'teki Qamişlo ayaklanmasından sonra başladı. Biz hiçbir zaman diğer partilerle ilişkimizi kesmedik.
Rejim bize hep düşmanca baskı uyguluyordu. Tek bir elemanımız dahi rejimin zulmünden kurtulamadı. Onun için bazı örgütler ‘rejime düşmansınız, size yaklaşırsak rejim bizi de düşman görecek’ diyordu. Başka bir kesim de ‘sizin halk tabanınız geniş, size yaklaşırsak içinizde eririz’ diyorlardı. Bu nedenlerle bu kesimler ihtiyatlı yaklaşıyor, birlik çerçevesini kabul etmiyorlardı. Suriye devrimi ile birlikte bıçak kemiğe dayanınca Kürtlerin artık birlik olması gerekiyordu. Bunun için Hewlêr’de Batı Kürdistan Halk Meclisi ile Suriye Kürt Ulusal Meclisi arasında 11 Temmuz’da bir anlaşma imzalandı. Biz bunu bir Kürt birliği olarak algılıyoruz ve gerçekten de öyle. Bütün partiler bir arada. Halk da bu birleşimi destekledi. Ki 29 Temmuz’da bir milyondan fazla insan sokaklara çıkarak bunu desteklediğini ortaya koydu. Gösteriler, birliğe de onaydı. Şimdi beraber çalışıyoruz.

Birliği oluşturduktan sonra sizlere karşı yaklaşımda bir değişim oldu mu?

Büyük destek gördük. O zaman Güney Kürdistan’daydık. PDK, YNK, KCK, BDP, Doğu Kürdistan’da, Güney’deki bütün partiler, Komünist Partisi, İslami Yekgurtî Partisi de desteklerini dile getirdi. Varoluşumuzu destekleyecekleri yönünde söz verdiler.

Peki dış güçler ve Avrupa ülkeleri birliğinize nasıl yaklaşıyor?

Kürt dostları ve demokratik hakları savunanların tamamı sevindi. Bize destek veriyorlar. Ancak Kürtlerin birliğini istemeyen taraflar da var. Onlar için de biraz sürpriz bir gelişme oldu. Türk yönetimi bunu pek beğenmedi. Biz zaten bekliyorduk bu oyunları; ancak Türkiye’nin etkisi ile bazı Avrupa ülkeleri de bize karşı mesafeli durdu. Ama kısa bir süre geçti ve bazı şeyler için henüz erken. Kendimizi kabul ettirme süreci başlamış durumda. Çalışmalarımız devam ediyor.

Halen bazı yerlerde Suriye bayrakları ve Esad’in resimleri var...

Bizim bölgemizde halen bazı binalarda Esad güçleri bulunuyor. Binalarda bayrak ve resimleri görmek mümkündür. Ancak zaten bizim derdimiz bayrakla değil. Biz bir kişi ile uğraşmak yerine, sistemle uğraşıyoruz. Halkımız bu konuda daha olgun davranıyor, bayrakları yakmıyor, resimleri yırtmıyor. Olsa da bunlar münferit olaylardır. Qamişlo’da biz de varız Esad güçleri de var. Dolayısıyla onların bulunduğu yerlerde bayrakları ve Esad resimlerini görmek mümkün. Bizim için önemli olan haklarımızı teslim almaktır.

Devlet güçlerini Qamişlo’dan gönderme gücünüz var diyorlar, ancak buna rağmen geri kalan güçleri zor kullanarak çıkarmak istemediğiniz anlaşılıyor.

Evet, ancak Qamişlo için hassasiyetlerimiz var. Burada devlet yandaşı Araplar var ve bunlar silahlı. Biz burada Kürt-Arap savaşına yol açacak yaklaşımlardan kaçınıyor, böyle birşeyin olmasını istemiyoruz. Devlet güçleri şu an itibariyle zaten halka yüklenmiyor. Gördünüz işte, 25 genci askere götürmek istediğinde  halk hemen sokağa çıktı ve alınan gençlere karşı Esad polis ve güvenlik güçlerini gözaltına aldı.

Sizlere karşı halen yürütülen bir karalama kampanyası var, bunu neye bağlıyorsunuz?

Bunlar aslında Türkiye merkezli yürütülüyor ve bu grupları biliyoruz. Özel savaş dairesinin yürüttüğü işler. Türkiye destekli güçler ve Türk istihbaratı daha önce de Esad güçleri ile birlikte hareket ederek, Kürtlere karşı uygulanan katliamlarda yer almıştı. Tabii Esad ile sorunlu olmadıklarında bu kesimleri Kürtlere karşı buraya yerleştirdiler. Şimdi de bu kesimleri devreye koyuyorlar. Eskiden rejime dayanarak bize karşı iktidarla birlikte savaşıyorlardı, şimdi de iktidarla kavgalı oldukları için yetiştirdikleri grupları bize karşı kullanıyorlar. Bunların zaten Türkiye tarafından kullanıldıklarını biliyor, kişisel olarak da tanıyoruz. Para ve silah desteği alarak, Kürtler arasında birliğin oluşmaması için uğraşan kesimler. En azından dışa karşı ‘Kürtler birlik değil’ algısı yaratmak istiyorlar.

Bunlar Suriye Kürtleri mi?

Evet,  bunlar başkaları tarafından kullanılıyor ve çok kirli ilişkiler içerisinde olanlar var. Türkiye’de oturan Selah Bedrettin bunlar içerisinde. Özel savaş dairesine bağlı hareket ediyor. Zaten iki ay önce Türk Dişişleri Bakanı’ndan Hewlêr Konsolosluğu’na gönderilen talimatta Selah Bedrettin’in adı da geçiyordu. Kürtlere karşı nasıl çalışacağına yer verilmişti. Yine Selahattin Bilal var, o da Avrupa’da oturuyor. Türkiye’ye giderek temaslarda bulunuyor. Bu kirli ilişkileri bırakmaları onlar için de bizler için de yararlı iyi olur. Kürtlerin bu Osmanlı entrikalarına artık alet olmaması gerekiyor.  Bunun dışında Türkiye'den istihbarat çalışmaları için gönderilen çok sayıda kişi de var. Bunlara karşı da sivil asayiş güçlerinin tedbirleri var.

Türkiye ile doğrudan ya da dolaylı olarak bir diyalogunuz var mı?

Maalesef henüz bu konuda atılmış bir adım yok. Kürtler Türk halkı ile yüzlerce sene beraber yaşadı ve bir kin beslemiyor. Ama Türk yöneticilerin kafasında bir Kürt fobisi var. Türk devleti Kuzeydeki Kürtler ile bir kavga içinde. Onbinlerce can yitirildi ve oradaki sorun çözümlenmedi. Türk yöneticilerine şunları soruyoruz: Orada bir çözüme yanaşmıyorsunuz da, peki bizlerden ne istiyorsunuz? Neden bizim bölgemize karışıyor, el atmak istiyorsunuz? Buradaki rejimle daha önce anlaştınız ve işkencelerle arkadaşlarımızı katlettiniz. Niye peki?
İkincisi de, demokratik devrim oluyor halk neredeyse özgürlüğüne kavuşacak, demokratik bir yönetim gelecek. Suriye’de artık haklarımızın kabulü konusunda muhalefetle anlaşmış bulunuyoruz. Anayasal çerçevede kimliğimizi ve Demokratik Özerklik talebimizi kabul ediyorlar. Demokratik Özerklik projemiz yeni bir proje değil, 2007’den itibaren bu proje üzerinde çalışıyoruz. Muhalefet bunu kabul ederken, siz neden karşı çıkıyorsunuz? Niye kalkıp Kürt birliğinden, Yüksek Konsey’den rahatsız oluyorsunuz? Niye Osmanlı padişahlarının entrikalarına yeniden başvuruyorsunuz? Artık Türk halkının da bunu görmesi lazım.
Suriye Ulusal Konseyi çağrılıyor, ilk şart olarak Kürtleri tanımayacaksın deniliyor. Ulusal Koordinasyon Heyeti’ni çağırarak, ilk şart olarak ‘Kürtleri tanımayacaksın’ diyor. Niye düşmanlıkta bu kadar diretiyorsunuz? Siz sorununuzu nasıl ki Kuzey’deki Kürtlerle Ankara’da çözmek istiyorsanız, biz de Şam’da çözmek istiyoruz. Niye engel oluyorsunuz? Tüm bu yaklaşımlara rağmen konuşmak isterlerse biz varız ve çekinmiyoruz. Bunları kabullenmiyorlar. İleri sürdükleri bütün bahaneler  gerçek dışı. Kendi halkımız bizi destekliyor bunu biliyorlar.

Türkiye’de neredeyse Kürtlerin yaşadığı her yerde Suriye Kürtlerinin direnişi selamlandı. Bu buradaki halkı nasıl etkiliyor bunu nasıl buluyorsunuz?
Biz bu destek karşısında onur duyuyor ve duygulanıyoruz. Kardeşlerimizi yanımızda görünce gururlanıyoruz.  Oradaki coşkuya ve selamlamaları anlamlı buluyor, değer veriyoruz. Manevi olarak bize müthiş güç veriyor. Sınırın her iki yanındaki halk akraba. Bazı aileler sınırların çizilmesi ile parçalandı. Duyguda ve bilinçte zaten bir birlik var. Kürdistan'ın dört bir yanındaki Kürtlerin sürekli yanımızda olacağını biliyoruz.

Son olarak söyleyeceğiniz bir şey var mı?
Kürt halkına ve bizleri bugüne kadar yalnız bırakmayan tüm çevrelere teşekkür ediyoruz. Bizi desteklemelerinden çok mutluyuz. Değer biçiyoruz yapılanlara. Destek verenlerin ve halkımızın umutlarını kırmayacağız. Batı Kürdistan’daki hareketimiz özgürlük hareketinin bir parçasıdır. Bir parçada Kürt halkının özgür olması kendi kendini yönetmesi, Kürdistan’ın bütünü için bir kazanımdır. Bu zihniyetle biz hareket ediyoruz. Bu desteğin sürmesini bekliyoruz. Özellikle medya ve siyasal alanda yürüttüğümüz çalışmalarımız devam edecek. Kürt birliği oluştu. Artık PYD ve TEDEM yalnız değil. Batı Kürdistan’da bütün Kürtler birleşmiştir.


ABDURRAHMAN GÖK / DİHA/QAMİŞLO