Kuzey Kürdistan ile sınırı treni yolu ile oluşturuldu. Güney Kürdistan ile de Dicle nehri doğal sınır sayıldı. 1963 yılında iktidar Baas Rejimi’nin eline geçti. Baas Rejimi, Rojava Kürdistan’ında kara bir buluttan başka bir anlam ifade etmiyordu. Öyle ki 3 milyon civarında Kürt, yaşadıkları ülkenin kimliğini bile taşıyamayıp, kendi ülkesinde kimliksiz ve “yabancı” bırakıldı. Rejim, Kürtlerin ezelden beri işleyerek yaşamlarını sürdürdükleri topraklara el koydu, her iki Kürt köyünün, kasabasının, şehrinin arasına Araplar yerleştirildi. Amaç, Kürtleri kontrol altında tutmak ve asimilasyonu hızlandırmaktı. Bu politikanın adı ise “Arap Kuşağı”ydı...
Buna karşın Kürtler, Rojava Kürdistan’ında 50’lili yıllarından sonundan itibaren siyasi parti biçiminde örgütledi. Ancak dış müdahalelerle siyasi oluşumları çok fazla varlık gösteremedi. Ancak Kürdistan’ın diğer üç parçasındaki isyanlara, ayaklanmalara aktif bir şekilde katılarak bedeller ödediler. En fazlada 20. yüzyılın sonlarına doğru kurulan ve her geçen gün kitleselleşerek büyüyen Kürt Özgürlük Hareketi’ne katılımlar gerçekleştirerek, devrimin temellerini güçlendirdiler. 19 Temmuz 2012 Rojava Devrimi’nin gerçek temelleri ise Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın Temmuz 1979 yılında atıldı. PKK’nin kurucusu ve önderi Öcalan, 20 yıl boyunca Rojava’da halkı bizzat örgütledi.
Yetiştirdiği kadrolarla ulusal bilinci oluşturdu. Rojava’da siyasal örgütlenmenin temellerini sağlam bir şekilde oluşturdu.19 Temmuz 2012 Rojava devriminin zemini bu bilinç ve serhildanlar üzerinde şekillendi.
Kısacası Öcalan’ın öncülük ettiği halk hareketi Kürt toplumunu ve bölge halklarını etkileyen temel bir dinamik oldu. Bu dinamik geliştirdiği mücadelesi ile “devrim içinde devrim” geliştiren bir özellik kazandı. Kürdistan’daki mücadelede klasik bir devrim stratejisi ve taktiğinin politikaları yürütülmedi. Devlet ve iktidar hedeflenmedi. Ulus-devlet sistemi ile kapitalist modernitenin kapsamı alanına girmedi. Ekonomik pazar ve rant yerine toplumsal fayda ve komünal eşitlikçi yaşam ilkesi esas alındı. Politika “iktidara ulaşma yolu” olarak değil “toplumun ihtiyaçlarını belirleme” ahlak ise “toplumun ihtiyaçlarını yerine getirme” olarak tarif edildi. Yani tepeden inmeci, jakoben ya da sistemin mezhebine dönüşecek ulusal kuruluşçu-sosyal demokrat ya da reel sosyalist alışkanlıklar taşımak yerine toplumsallaşma esas alındı. Kadın devrimi, ekolojik bilinç ve anti-kapitalist özellik kendisini devlet/sermaye dışı örgütlenme ile ortaya koydu. Devletin ve iktidarın militarist ordusu yerine “öz savunma ilkesi” ile toplumun kendisini savunacak bilinç oluşturulmak istendi. Kısacası Apocu devrimin özelliklerinin esası iktidarı/devleti hedeflemekten çok toplumu dönüştürmeyi ve yeniden toplumsallaşmayı esas alan bir devrimdir.
İşte bu özellikler 19 Temmuz 2012’de gerçekleşen Rojava Devrimi’nde kendisini gösterdi. 19 Temmuz günü Apocu devrimciliğin düşünsel ve siyasal ilkeleri ile şekillenen bir devrim olarak gelişti. 2011’de başlayan ve 2012’de Tunus’la büyük değişimin başladığı Arap halklarının isyanı Mısır’a oradan da bütün Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkelerine sıçradı. Küresel egemen güçler halkın bu isyanını kendi yedeklerine alıp bölgedeki statükoları kendi çıkarları doğrultusunda dizayn etmek istiyorlardı.
Rojava halkı, ne Küresel egemenlerin dış müdahalesini ve onun işbirlikçilerini kabul ediyor ne de mevcut statükonun yanında yer alıyordu. Rojava Devrimi, Apocu bir devrim olarak halkların özgürlük çizgisinde kurumsallaşarak ilerliyor. Başta Kürtler olmak üzere, bölge halkları bu devrimi ne kadar sahiplenir, korur ve geliştirirse halklar özgürleşebilir.
Sonuç olarak bugün Dersim’de, Amed’de, Botan’da, Serhat’ta, Rojhilat Kürdistan’ında, Kandil’de, Güney Kürdistan’da son 30 yıldır verilen gerilla mücadelesinde binlerce Rojavalı genç gerilla yaşamını yitirdi. Rojava halkı kendisini diğer parçalardan hiç ayrı tutmadı. Şimdi aynı duygu ile diğer parçalar Rojava Devrimi’ni kendi devrimi olarak yaşamalı ve mücadelesini yükseltmelidir.
Rojava Devrimi Apocu bir devrimdir
Kürt ülkesi 1639’da Kasr-ı Şirin anlaşması ile İran ve Osmanlı arasında ikiye bölündü. 24 Temmuz 1923’teki Lozan Anlaşması ile de Irak-Suriye-Türkiye arasında bölüştürüldü. Bazı yerlerde sınır olarak nehirler, bazı yerlerde dağlar bazı yerlerde ise tren yolu olarak belirlendi. Ancak Kürt halkı hiçbir zaman bu yapay sınırları içselleştirmedi. Türkiye, Irak, İran ve Suriye’de bölünmüş olarak yaşayan 35-40 milyon Kürt nüfusu arasında bugüne kadar en az dikkat çekeni, yaşadığı toprakların en kadim halklarından olan “Suriye Kürtleri” idi.