
Kürtler her yerde özgür ve demokratik yaşam mücadelesi verirken Rojava Kürdistan Devrimi öne çıktı. Yediden yetmişe kadın, erkek, genç, çocuk herkesi içine alan büyük bir devrim yaşanıyor. Daha ilk bakışta büyük bir toplumsal demokratik devrimin yaşandığını herkes görebilir. Zaten Rojava’ya giden herkes devrimin şaşırtıcı karakterini görüyor, gerçek bir devrimle karşılaşıyor.
Bu devrim sadece Kürtleri özgürleştirip demokratik yaşamın içine çekmiyor; Suriye’nin de demokratikleşmesinin temeli haline gelmiş bulunuyor. Suriye ancak bu temele ve ayağa dayanırsa demokratikleşebilir. Rojava Kürdistan’ı demokratik devrimi işin içine girmeden Suriye’nin demokratikleşmesi zordur. Suriye’nin en büyük şehirleri olan Halep ve Şam’ın da en büyük demokrasi kuvveti Kürtlerdir. Kürtler özgür ve demokratik yaşama susamışlıkla ayağa kalkmışlar, özgür ve demokratik yaşamın kalesi haline gelmişlerdir. Tüm saldırılara rağmen bu devrimin ayakta kalmasının sırrı da budur. Ne kadar demokratikleşme, o kadar topluma güç kazandırmadır; toplum ne kadar güç kazanırsa o kadar direnmedir. Bu denklem Rojava Kürdistan’da doğrulanmıştır.
Rojava Kürdistan halkı artık statüsüz kalamaz. Bu tabii ki bir devlet ya da devletçik kurma değildir. Kürt Halk Önderi’nden etkilenen Kürtler, devletin özgür ve demokratik yaşam getirmediğini biliyorlar. Bu nedenle özgür ve demokratik yaşama dayalı bir statü istiyorlar. Kendi kendilerini yönetmeyi istiyorlar. Devlet başkalarının olsun, kendi özgür ve demokratik yaşam anlayışlarının devleti eritip etkisizleştireceğini bilmektedirler. Bu nedenle enerjilerini demokratikleşme ve demokratik kurumlaşmaya veriyorlar. Devlet karşısında toplumu güçlü kılıyorlar. Rojava Kürdistan’daki bu gelişme bölge ülkelerini de, demokratik olmayan iktidarcı devletçi Kürt gericiliğini de ürkütüyor. Bölgenin gerici güçleri bu devrimin sonuçlarından kendi sonlarını görüyorlar.
Kürtlerin bu demokratikleşme gücü özellikle Türkiye’yi ürkütüyor. Bu demokratikleşmeyi kendisi için kötü bir örnek olarak görüyor. Demokratikleşme de kötü, Kürt sorununun çözümü de kötü! Bu nedenle kendilerine İslamcı diyen silahlı çeteleri Kürtlerin üzerine saldırtıyor. Yediriyor, içiriyor, yatırıyor, tedavi ediyor ve her türlü silah ve cephaneyi vererek Kürtlere saldırtıyor. Bir devletin dünyada bu kadar aleni olarak başka bir silahlı gücü donatıp komşu coğrafyaya saldırttığı görülmemiştir. Belki bazı destekler veren devletler olmuştur, ama bu düzeyde destek, daha doğrusu açıkça bu savaşın içinde yer almak görülmemiştir. Türk devleti Kürtler kazanım elde etmesin diye açıkça savaşın içine girmiştir. Genelkurmay’ın “top atışı yaptık” demesi bu gerçeğin itirafıdır. Diğer laflar sadece bu saldırının gerekçesidir, kılıfıdır.
Çeteleri Ceylanpınar’dan (serxet) Serêkaniyê’ye (binxet) saldırtmak açıkça Kürt düşmanlığıdır. Türkiye bu Kürt düşmanlığıyla hangi sorunu çözebilir? Türkiye’de demokratik çözüm sürecinden söz edilirken silahlı çeteleri Rojava’ya saldırtmak en büyük süreç sabatörlüğü değil de nedir? Türkiye bu kafayla Kürt sorununu nasıl çözer? Kürt Halk Önderi makul yaklaşımla Kürt sorununun çözümünün önün açıyor; AKP hükümeti ise bu sürecin önünü kapatmak için her şeyi yapıyor. Çünkü demokratik çözüm sürecinin bir sınavı da Rojava devrimine yaklaşımdır.
Türk devletinin bu saldırganlığını anlamak mümkün, ama Ceylanpınar başta olmak üzere Rojava’ya sınır şehirler ve tüm Kuzey Kürdistan’ın bu durumu seyredişini ve sessizliğini anlamak mümkün değildir. BDP dahil tüm yurtsever güçlerin ve yurtsever Kürt halkının bu durum üzerinde düşünmesi gerekir. Kürtlerin Filistin’i olan Rojava’ya saldırılara Kürtlerin sessiz kalması kabul edilebilir mi? Sanki Latin Amerika ve Uzak Doğu’da oluyormuş gibi sessiz yaklaşılıyor. Bu, başta sınırdakiler olmak üzere Kuzey Kürtleri için ciddi bir zaaftır. Güney Kürdistan siyasi güçleri kapıları kapatıyor, devrime şantaj yapıyor, Kuzeyden ses yok! Türkiye açıkça saldırıyor, ses yok! Kürtler böyle sorumsuz yaklaşamaz. Çünkü Rojava devrimi aynı zamanda bir Kuzey devrimidir; bir Doğu Kürdistan devrimidir, Güney Kürdistan devrimidir. Bu devrim bütün paçaların kaderini etkileyecektir.
Güney Kürdistan’daki bazı siyasi güçler tam ağa gibi davranıyor. Kürdistan’da benim dışımda bir şey olamaz; Kürdistan’ı ben kontrol etmeliyim, yoksa bozarım, dağıtırım diyor. Bana yar olmayan başkalarına da yar olmasın diyor. Bu düzeyde bencil ve çıkarcı yaklaşımlar var. Rojava devrimini hırsızlamak ya da boğmak gibi uğursuz yaklaşımlar var. Güney Kürdistan’daki bu olumsuz yaklaşımlara da ses çıkarılmıyor. Türkiye’nin saldırılarına ses çıkarılmıyor. Bu kadar rahat yaklaşım olabilir mi?
Türkiye sınırından Rojava’ya saldırıldığında tüm Kürtlerin kıyamet koparması gerekir; her yerde ayağa kalkması gerekir. Rojava Kürdistan halkı, başta Kuzey Kürdistan olmak üzere tüm parçalardaki mücadeleye destek vermiştir. Kuzey Kürdistan’da binlerle ifade edilen şehidi vardır. Bu açıdan Rojava’ya karşı sadece siyasi değil, ahlaki sorumluluk da bulunmaktadır. Birkaç kamyon erzak göndermekle bu sorumluluk yerine getirilemez. Rojava halkının bundan çok, manevi desteğe ihtiyacı vardır. Türkiye sınırları Rojava devrimine karşı üs olarak kullandırılamaz. Bu konuda sorumluluklar yerine getirilemiyorsa birkaç kamyon erzak göndermenin fazla anlamı olmaz.
Ceylanpınar başta olmak üzere sınırdaki Kürt halkının Kuzey Kürdistan’da çetelerin barındırılmasına ve cephe gerisi olarak kullanılmasına fırsat vermemek, engellemek kadar; Rojava devriminin yanında olarak her türlü desteği vermesi gerekir. Rojava devrimi en başta da sınırdaki Kürt şehir ve kasabalarının sorumluluğundadır. Bu şehir ve kasabalar “bu devrim bizim korumamız altındadır” diyebilmelidir.
Kuşkusuz Rojava halkı özgücüne güvenerek direnecek, her türlü saldırıyı kıracak, ancak Kuzey Kürdistan’dan saldırı yapılmasının engellemesini de Kuzey Kürdistan halkından beklemektedir.