PKK’nin Güney Kürdistan yönetimi veya KDP’nin Türkiye ile yaptığı görüşmelere Kürtler aleyhine olmadığı takdirde söyleyeceği bir şey yoktur. Hatta olumlu görmektedir. Ekonomik ilişkiler ve siyasi ilişkileri olabilir. Yeter ki Kürtler ve diğer Kürdistan parçalar aleyhine olmasın. Daha önce de Mesud Barzani ve Neçirwan Barzani defalarca Türkiye’ye gidip gelmiştir. Ancak bu defaki gidişin Kürt halkını rahatsız edici boyutları vardır. Kimse yoktur diyemez. Rojava devrimine saldıranları bir defa bile olsun kınamazken, Türkiye’ye gitmeden önce “Rojava’da devrim yoktur” demesi Kürtlerin çoğunluğunu rahatsız etmiştir. Hatta Güney Kürdistan’da KDP’ye oy veren halkın önemli bir bölümü de bu değerlendirmeden rahatsız olmuştur. Özellikle Kürtlerin Rojava’da hak kazanmasını istemeyen, çeteleri Kürtler üzerine süren Türkiye’ye gitmeden önce bu sözlerin söylenmesi büyük rahatsızlık yaratmıştır. Zaten bu sözlerden rahatsız olmayanın ulusal duyguları da, yurtseverlik duyguları da, demokratik duyguları da, vicdanı da zayıf demektir.
Rojava’da her şey dünyanın ve halkın gözleri önünde cereyan etmektedir. Birçok Batılı gazeteci bile Rojava devrimini çarpıcı bir biçimde vermiştir. Çok kapsamlı bir halk devrimi ve demokratik devrim olduğunu heyecanla anlatmaktadırlar. Kürt halkı yüzlerce evladını bu devrimi korumak için şehit vermiştir. Bu gerçeklik ortadayken Mesud Barzani böyle bir şeyi nasıl söyler? Sadece PYD ile aralarında yaşadıkları sorun Türkiye’ye gitmeden önce böyle konuşturabilir mi? Bunlar gerçekten de cevaplanması gereken sorulardır.
Rojava devrimi, Kürt Halk Önderinin ideolojik ve siyasi çizgisi doğrultusunda gelişmektedir. Bu önderlik 1979 yılından 1999 yılına kadar yirmi yıl bu halk ile iç içe olmuştur. Sürekli evlerine gitmiştir. Bu evlerde onlarca insanın katıldığı yüzlerce toplantı yapmıştır. Çocuktan yaşlıya binlerce, hatta on binlerce insanla birebir ilgilenmiştir. Yine binlerce insan köylerden, kasabalardan ve şehirlerden bu önderliğin yanına giderek birkaç günlük de olsa bu Önderliğin eğitiminden geçmiştir. Bu Önderliğin Kürt halkının özgürlüğü için nasıl bir çaba gösterdiğine bizzat şahit olmuşlardır. Suriye’de kaldığı yirmi yıl boyunca Kürt gerçeğini ve gerçek yurtseverlik nasıl olur konularında Rojava halkını eğitmiştir.
1979 yılından bu yana Rojava’daki Kürt halkıyla ne Kürt Halk Önderinin ne de Kürt Özgürlük Hareketi’nin ilişkisi kesilmiştir. Suriye devleti, Türkiye ile iyi ilişki içine girip birçok PKK kadro, sempatizan ve yurtseverini zindana atması ve yüzlerce kadroyu Türkiye’ye teslim etmesine rağmen PKK’nin halkla ilişkisini koparmayı başaramamıştır. Kız-erkek binlerce Kürt gencinin gerilla saflarına katılarak şehit düşmesi, binlercesinin hala gerilla saflarında olması, halkla ilişkinin ne kadar güçlü ve sürekli olduğunu gösterir. Bu durum Kürt Halk Önderinin etkisinin çok fazla olduğu bir halk gerçeği ortaya çıkarmıştır. 35 yıllık çalışmanın ve çok kapsamlı ilişkilerin hiçbir siyasi sonucu olmayacak mıdır? Nitekim bu zemin üzerinden PYD kurulmuştur. Bu zeminin Kürt Halk Önderine bağlı olan PYD’yi Rojava Kürdistan’daki diğer siyasi güçlerden çok etkili ve avantajlı bir konuma getireceği açıktır. Çünkü orada KDP’ye bağlı olan parti ne bir örgüt çalışması yapmış ne de halkla ilgilenmiştir. Sadece KDP etkisiyle sınırlı bir kitle tabanına sahip olmuştur. Bu nedenle PYD ile diğer partiler arasında kitle tabanı konusunda açık ara fark olması anlaşılır bir durumdur.
PYD, bu çalışma ve ilişkilerinin ürününü Suriye’de kriz çıkınca almıştır. Kuşkusuz Suriye’deki kriz ve devletin zayıflaması PYD’nin çalışmalarıyla ortaya çıkmamıştır. Arap Baharı denen hareketlerin yükselişi ve dış güçlerin Baas iktidarına karşı açık tutum takınması Suriye krizinin çıkmasında önemli etken olmuştur. Ancak PYD Arap Baharı olarak tanımlanan halk hareketlerinin Suriye’ye yansıyacağını öngörerek hemen örgütlenmesini geliştirmiş ve dışarıdaki kadrolarını Rojava’ya çekme inisiyatifini ortaya koymuştur. Erken harekete geçmesi kısa sürede örgütlü gücünü arttırdığı gibi, askeri gücünü de oluşturmuştur. Daha ilk günden ne rejimin ne de muhalif güçlerin Suriye’yi demokratikleştirebileceğini düşünerek üçüncü çizgi olarak her ikisine de mesafeli olmuştur. Esas olarak Rojava’da radikal demokratik devrimi gerçekleştirerek Suriye’nin demokratikleşmesinde rol oynamayı hedeflemiştir. Nitekim kısa sürede Suriye’nin en temel demokratik gücü haline gelmiştir. İlk önceleri gizli ve illegal çalışırken, mahalle ve köylerde etkinliğini arttırarak devleti söküp atacağı güce ulaşınca halkla birlikte devrimci bir hamle yaparak şehirleri bir bir ele geçirmiştir. Çok tahkim edilmiş bir iki nokta dışında Kürdistan’ı kontrol altına almıştır. Bu durumu sadece silahlı güçlerle yapmamıştır, halk da örgütlü gücüyle topyekun ayağa kalkınca ve eline geçirdikleriyle gerilla güçlerinin yanında yer alınca bu devrimci hamle başarıya ulaşmıştır. Nitekim şu andaki silahlı güçlerin yarıya yakın halk milisleridir.
Bu devrime devletle ilişkisi olan sınırlı bir kesim ve KDP’ye yakın partilerin tabanı dışında tüm halk katılmıştır. Önder Apo’nun etkisinde gelişen bir devrim olduğundan kadınlar da bu devrimde yoğun ve aktif olarak yerini almıştır. Hem de yaşlı genç demeden tüm kadınlar, kızlar bu devrimin önünde yürümüşlerdir. Bu katılım gerçeği nedeniyle Rojava devrimi kadın devrimidir biçiminde tanımlanmaktadır.
KDP devrimi nasıl anlıyor anlamak zordur. Acaba ABD ve müttefiklerinin Irak devletinin 36. Paralelin üstüne çıkışını, yani Kürdistan’a girişini engellemesi mi, ABD’nin süper askeri gücüyle Saddam’ı devirip 36. Paralelin üstünü Kürt güçlerine bırakması mı, ya da KDP’nin Saddam güçleriyle birlikte YNK’yi Hewler’den (Erbil) atması mı olarak anlıyor? Kuşkusuz bu gerçekler Güney Kürdistan’da KDP ve YNK’nin mücadele yürütmediği ve bedel ödemediği anlamına gelmiyor. Ama dış güçlerin Güney’deki Irak devletini etkisizleştirmedeki rolünün dünyanın herhangi bir yerindekinden daha çok olduğu da tartışma götürmez bir gerçekliktir.
PYD ise 35 yıla dayanan bir örgütlenmeyi ve siyasi koşulları değerlendirerek doğru politika izleyip kendi özgücüyle Rojava devrimini gerçekleştirmiştir. Ne devlet kendiliğinden Rojava’dan çıkmış, ne de bu devrimin korunması bedelsiz olmuştur. Yüzlerce şehit verilmesi, ambargo altında imkansızlıklar içinde devrimin geliştirilmesi ve korunması sadece takdir edilecek bir durumdur. Özellikle bir Kürt partisinin, siyasi görüşü ne olursa olsun Rojava devriminin bu büyük başarısını desteklemesi gerekir.
Devletle ilişkililer, birlikte hareket ediyorlar propagandası KDP yanlısı çevrelerin Türkiye ile ortaklaşan geliştirdiği bir kara propagandadır. Bunun belgeleri de ele geçirilmiştir. Türkiye’nin Musul ve Hewler konsolosluklarına gönderilen belgelerde bu yönlü propagandanın yapılması gerektiği açıkça söylenmektedir. PYD aleyhinde kara propaganda konusunda Türkiye ile KDP yanlısı çevrelerin ilişki ve koordineli olarak böyle bir algı yaratma çabasında oldukları çok açık bir gerçektir.
KDP’ye bağlı gazete ve Tv’ler bu yönlü propagandayı bilinçli bir biçimde yapmaktadırlar. Böyle bir devrimi gözden düşürüp etkisini kırmak istemektedirler. Bu devrimin Kürtleri etkilemesinin önüne böyle geçilmek istenmiştir. KDP bir taraftan PYD ile ilişki içine girmiş, PYD’nin içinde olduğu Destya Bilind’ı destekliyorum denilmiş, ama yürütülen kara propaganda hiç bırakılmamıştır. Sonunda da bizzat KDP tarafından Desteya Bilind dağıtılmak istenmiştir. Desteya Bilind’ı dağıtmak isteyen KDP ve yanlısı partiler olmuştur. Bunu Rojava halkı ve siyasi partilerin tümü bilmektedir. KDP ve yandaşı partiler Desteya Bilind içindeki diğer partilere gerek yok demişlerdir. PYD ise demokratik zihniyetin gereği hiçbir siyasi gücü, hatta farklı düşünen şahsiyetleri dışlamayalım dediğinden PYD dışındaki güçlerin yüzde elli temsile sahip olduğu Desteya Bilind’ı dağıtma çabalarına ve PYD aleyhinde çalışmaya hız vermişlerdir.
PYD başından beri düşmanlık, provokasyon ve komplo içinde olmayan tüm siyasi partilerin özgürce faaliyet yürütmesinden yana olmuştur. Nitekim tüm siyasi partiler özgürce örgütlenme yürütmüşlerdir. Siyasi çalışma önünde hiçbir engel, kısıtlama yapmamışlardır. Hiçbir parti bizim siyasi çalışmamıza izin verilmedi diyemez. Bazı sorunlar çıkmıştır, ancak bunlar partilerin ve farklı siyasi güçlerin kendilerini örgütlemesi önünde engel teşkil edecek durumda olmamıştır. Gelirler bile şeffaf bir biçimde belirli kurumlara paylaştırılmıştır. Ancak KDP etkisinde olan bazı siyasi güçler komplolar ve provokasyonlar yapmaktan vazgeçmemiştir. Bunlar doğal olarak asayiş güçleri tarafından tutuklanmış ve belli bir hukuki prosedürden sonra birkaç istisna dışında tümü serbest bırakılmışlardır. Herhalde böyle bir büyük devrim ortamında huzur bozanlara bazı müeyyideler uygulanacaktır. Ancak şu kesindir; hiçbir devrimde olmadığı kadar demokratik hoşgörü Rojava devriminde olmuştur.
KDP yanlısı partiler PYD’nin gücüne ulaşsalardı bu devrimin gerçekleşmesi sürecindeki bazı tutuklamalar ve hukuki müeyyidelerin yüz katını yaparlardı. Ama KDP etkisindeki partiler demokratik zihniyette olmadıkları ve bazı güçlere dayanarak Rojava’nın tümüne hakim olmak biçiminde hegemonik zihniyete sahip oldukları için demokratik yaklaşım gösteremiyorlar. Tüm güçlerin içinde yer alacağı ulusal birlik doğrultusunda hareket etmiyorlar. Dış güçlere ve KDP’ye dayanarak tek hakim olmak istiyorlar. Rojava devrimine düşmanlığın hikayesi ve özü budur.
Kadının bu kadar ayağa kalktığı toplum ve devrim demokratik olmaktan kaçınabilir mi? Kadın ve gençlik başta olmak üzere tüm farklı toplumsal kesimler, etnik ve inanç toplulukları özgürce örgütleniyorlar. Merkezi hiyerarşik bir örgütlenme modeli yok; demokratik konfederal bir öğütlenme modeliyle demokratik toplum kurumlaşıyor. Merkeziyetçi olmayan bu model doğası gereği otoriter olamaz.
Topluma dayanmayanlar, demokratik olmayanlar güçsüz olduklarından dış bir güce dayanırlar. Rojava’da ise topluma, toplumun demokratik örgütlenmesine dayanarak güç olma durumu vardır. Demokratik topluma dayananlar güç olur ve işbirlikçiliğe meyil etmez. Zayıflar işbirlikçi olmak zorunda kalır. İşbirlikçilik, demokratik topluma dayanmayan zayıf güçlerin siyasi eğilimidir.
Rojava devrimi her türlü iktidardan ve devletten kopma devrimidir. Ne iktidar, ne devlet olmak istiyor, ne de devlette pay sahibi olmak istiyor. Devletin yanında demokratik toplum, demokratik konfederal sistem ve özyönetim olarak var olmayı amaçlıyor. Devlet dışı ama devlet+demokrasi olarak kendi özgür ve demokratik yaşamını kurmayı hedefliyor.
Doğrudur, devlet ve Esad rejimiyle çok büyük çatışma yaşamadı. Devlet Kürdistan’da zaten yıpranan bir siyasi güçtü. Sadece karakol ve devlet daireleri olarak vardı. Bunları söküp atmak, mevcut siyasi ortamda ve devletin sıkışık olduğu durumda zor olmadı. Her yerde iki üç kayıp verilerek, birkaç asker, bazı yerlerde beş on asker ölümü ve yüzlercesinin esir alınması ile devlet sökülüp atıldı.
PYD’nin üçüncü çizgi olarak ne muhalif güçlerle ne de devletle savaşmak gibi bir politikası oldu. Sadece Kürtlerin bulunduğu yerlerde kendi kendini yönetmeyi hedefledi. Bu doğru politikası sonuç aldı. Devlet Rojava devrimci güçleriyle ciddi bir savaşa girseydi hiçbir sonuç alamayacağı ve daha ağır kayıplar vereceği bir durumla karşı karşıya gelecekti. Öte yandan Rojava devrimi öldürmeyi değil, kendi bölgesini kontrol etmeyi hedeflediği için devlet kurumlarının ve askeri güçlerinin çözülmesi daha kolay oldu. Bu gerçeklerden yola çıkarak Rojava devrimi olmadı demek art niyetliliktir. Halkın ayağa kalkması, gerilla güçlerinin kendi topraklarını kurtarması ve oluşturulan güçlü savunma gücü inkar edilmiş olur ki, bu da düşmanlık değilse bile vicdansızlıktır. Şu anda silahlı çeteler bu güç karşısında dayanamıyor. Çünkü Rojava devrimi bir fedailer devrimdir. Devletin dayanamadığı çetelere bariz üstünlük kuran Rojava devrimi tabii ki Kürt coğrafyasından devleti söküp atacaktı ve söküp atmıştır. Silahlı çeteler devlet karşısında kolay başarılar kazanmışken YPG ve YPJ gerillaları karşısında tutunamaması, Rojava devrimin gücünü açıkça göstermektedir.
Kaldı ki, devrimler esas olarak askeri başarılar kazanmak değildir. Kürt Halk Önderi devrimi askeri başarı, hatta siyasi başarı olarak da görmüyor. Gerçek devrimi toplumsal devrim ve değişim olarak görüyor. Demokratik toplum yaratmak en büyük siyasi devrimdir. Kadın Özgürlük Hareketi ise en büyük toplumsal devrimdir. Bu her iki devrim radikal, demokratik devrimin gerçekleştiğinin kanıtıdır. Bu devrimler de dünyada görülmemiş düzeyde kapsamlı ve derindir. Rojava’da yaşananlar devrim değilse dünyada tek bir devrim yaşanmamıştır. Rojava devrimi toplumsal ve demokratik siyasi devrim olarak Rus, Çin ve Fransa devrimlerinden daha büyük devrimdir. Sadece coğrafya ve nüfus olarak bunlardan küçüktür.
Rojava devrimi tüm Ortadoğu halklarını, hatta dünya halklarını heyecanlandırırken bir Kürt partisi olan KDP’yi ve yönetimini heyecanlandırmaması gerçekten de arızi ve anlaşılmaz bir durumdur. Eğer Rojava devrimi karşıtlığı ile Türkiye’den daha fazla destek almak için bu değerlendirmeler yapılmışsa bu daha da acı bir durumdur.
Rojava devrimine karşıt olmak
Barzani’nin Türkiye’ye gidişiyle ilgili birçok yorum ve değerlendirme yapılmaktadır. Yine PKK’nin bu ziyarete karşı tutumu merak edilmektedir. PKK’nin bu ziyaretten rahatsız olduğu söylenmektedir.