Selim FERAT
Rojava Devrimi’nin 6’ıncı yıl dönümündeyiz.
Rojava’daki militanları ve direnen halkın tarihi mirasını güzel tarif eden o cümleyi, Kolombiya’da hapishanede olan bir FARC Gerillasının, Türkiyeli bir tutsağa yazdıklarından aktarıyorum:
"İyilik hakiki direnişçilerin meskenidir…“
Okurken, Rojava’daki insan ruhunu, Rojava’dan yükselen enternasyonalist tutkuyu bu kadar öz tarif eden bir tanımlamadan sonra, söylenecek söz bitti diye düşünmüştüm.
Sonra Efrîn’in işgali ve sonrasının da bir direniş tarihini aradım:
Abluka altına alınan bir kentte, teslim olmayan bir halkın devam eden direnişini;
Efrîn’de direnişin ve savaşın sürdüğünü, Efrîn’i özgürleştirme hazırlıklarının sürdüğünü ilan eden PYD sözcüsü Nuri Mehmud’un gelecekte olabileceklerle ilgili verdiği sinyali;
Efrîn’de işgalci, tetikte, yabancı ve haksız orduyu, polisi ve MİT’in içine düştüğü bataklığı;
Ve ENSK’nın bir halkın öz yönetimini Türkiye politikası paralelinde dinamitleme girişimlerini buraya not etmek istiyorum.
Nasıl başlamıştı o Rojava Devrimi?
Kobenê’de harekete geçen halk meclisi, Temmuz 2012’den bu yana Ortadoğu ve dünyanın diğer halklarına miras olabilecek yeni bir yönetim biçimi gerçekleştirdi.
Bu yeni deneyim iki ana hat üzerinde yükselmeye başladı:
Birinci hat, ulus egemenliğine dayalı olmaması; milliyetçilik üzerinde yükselmemesiydi.
Bu örnek, sadece Türkiye ve İran gibi tek ulus ve ırkçı milliyetçi otoriter rejimlerle yönetilen haklar için değil, Almanya gibi ileri burjuva demokrasisinin işlediği bir ülkede, giderek artan milliyetçiliğe dayalı politikalara tepki gösteren demokratik muhalefet için de örnek bir kutuluş modeli olabilir.
İkinci önemli ana hat ise dine dayalı bir yönetimden ırak olmasıydı.
Bu da Ortadoğu’nun siyahları sayılan Asuri/Süryani halkının bizzat yönetimde yar almasına yol açmıştı.
Aslında Rojava Anayasası özellikle de bu iki özelliğinden dolayı, geniş kitlelere ulaştırılmalıdır.
Millet ve Din temeline dayalı diktalar, din ve ulus kavramlarına sığınan çaresizliğin kanıksatıldığı kitleleri başka halkları linç etmeye teşvik etmiyorlar mı?
Son dönemde, Suriyelilere karşı yapılan pogrom denemeleri, Türkiye’de yeni bir savaşın hazırlıklarının yapıldığını göstermiyor mu?
Dinci ve milli bir yönetimden feragat eden Rojava Devrimi projesi, Efrîn’le birlikte, bir Konseyler Cumhuriyeti’ne dönüştürülme aşamasındayken, Türkiye’de yükseltilen ırkçı histeriyle birlikte, Milli ve Cumhur ittifakı (Erdoğan-Bahçeli ve Kılıçdaroğlu), Efrîn’e saldırmakta mutabakat sağladılar. Sonraki gelişmeler biliniyor…
Efrîn’de tüm kontrolün Türkiye’nin elinde olduğu ilan edildi.
Adam kaçırdılar, cadde ortasında infazlar gerçekleşti.
Ancak, tüm bunlar, direnişin olduğu alanlarda yapılan, caydırma ve sindirme saldırılarıydı.
Türkiye, Efrîn’de kabul göremeyeceğini biliyor.
Ancak, Efrîn’in işgali ve karşı devrimin kaderi konusundaki özgül cümleyi, Almanya’daki sosyalistlerin yaygınlaştırdıkları bir posta kartından aktarıyorum:
"Çiçekler koparılabilirsiniz, ancak baharın gelişini durduramazsınız!“