Türk devletinin, Kürtlerin tüm kazanımlarını “ulusal güvenliğine tehdit” olarak gördüğünü kaydeden HDP Dış İlişkilerden Sorumlu Eşbaşkan Yardımcısı Hişyar Öszoy, “Rojava’da şu ana kadar istediğini alamadı, şimdi Güney üzerinden ilerleyerek, daha genel olarak kuşatmak istiyor" şeklinde konuştu. BERİVAN ALTAN MA/ANKARA Federe Kürdistan’da devam eden işgal saldırısının sadece Bağdat’ın değil, aynı zamanda Hewlêr’in de destek verdiğine dikkat çeken HDP Dış İlişkilerden Sorumlu Eşbaşkan Yardımcısı Hişyar Öszoy, “Efrîn’deki işgal ne ise Güney’deki durumda aynısı” dedi. Türk ordusunun 27 Mayıs'ta Federe Kürdistan’ın Xakurkê alanına başlattığı ve 'Pençe' adını verdiği işgal saldırısı, 'Pençe-2' etabıyla genişletildi. Son günlerde Irak Cumhurbaşkanı, Başbakanı ve Federe Kürdistan Başkanı’nın Türkiye ziyaretleri ve hafta içerisinde Irak Güvenlik Güçleri’nden oluşan bir heyetin Türkiye ziyareti sonrasında yaşanan gelişmeleri değerlendiren HDP Dış İlişkilerden Sorumlu Eşbaşkan Yardımcısı Hişyar Özsoy, saldırının son derece kapsamlı bir askeri girişim olduğuna dikkat çekti. Özsoy, buna sadece Bağdat yönetiminin değil, aynı zamanda Federe Kürdistan Yönetimi içerisinde belli kesimlerin de destek verdiğini söyledi. Aralarında anlaşma var Irak Güvenlik Güçleri’nden oluşan heyetin Türkiye’ye geldiğini hatırlatan Özsoy, “Irak Dışişleri Bakanı ve İstihbarat Daire Başkanı’nın Türkiye’ye gelmesi tabii ki bu operasyondan bağımsız olamaz. Onlarla da görüşüyorlar. Hangi oranda, nasıl bir ittifak içerisindeler bunun çok detaylarını bilmiyoruz. Son derece kapalı görüşüyorlar ama belli ki o trafik söz konusu. Sadece Bağdat’la değil, zaman zaman Hewlêr’den gelenlerle sürekli diyalog ve istihbarat alıyorlar. İstihbarat aldıklarına göre de belli ki birbirleriyle çalışıyorlar. Ortada daha entegre bir durum söz konusu. İşbirliği bariz bir şekilde var. Bunun sahaya yansıması boyutlarını bilmemekle birlikte, uzlaşma zemini yakalandığı görülüyor. Her ne kadar Irak ve Kürdistan Parlamentosu’ndan bu operasyonlara yönelik eleştirel bazı sesler çıktıysa da işin hükümet boyutunda belli ki mutabakat sağlanmış durumda" dedi. Türk devletinin, bu işgal girişimiyle Güney Kürdistan’a kalıcı olarak yerleşmek istediğini belirten Özsoy, Şengal’e kadar uzatarak bir şekilde Rojava’yı kıskaca almaya çalıştıklarını söyledi.   Geniş projenin ayakları Türk devletinin, Kürtlerin tüm kazanımlarını “ulusal güvenliğine tehdit” olarak gördüğünü kaydeden Özsoy, şunları söyledi: “Rojava’da şu ana kadar istediğini alamadı, şimdi Güney üzerinden ilerleyerek, Rojava’yı daha genel olarak kuşatmak istiyor. Niyet en azından bu. Fakat bu mesele sadece PKK’ye yönelik bir durum değil. Türkiye aslında Güney’deki oluşumu da kendine bir tehdit olarak görüyor. Kürtlerin Ortadoğu’daki kazanımlarına genel olarak bir saldırı söz konusu. Oraya yerleştikten sonra Güney Kürdistan’ın da içişlerine mümkün mertebe müdahil olmaya çalışacak, süreci kendi lehine döndürmeye çalışacak ki biz bunu Kerkük’e dair yapılan referandum döneminde gördük. Dolayısıyla mesele sadece oraya gidip bir takım PKK güçleriyle çatışma değil. Çünkü, böyle bir yaklaşım meseleyi basite almış olmak anlamına gelir. Rojava’ya yönelik saldırılar, Güney’deki ve Türkiye’deki saldırılar aslında son derece geniş bir projenin parçaları. Şu an gördüğümüz bunun ayakları. Yeni Ortadoğu kurulurken, Kürtlerin her türlü kazanımına -Güney’de, Rojava’da, Türkiye’de olabilir- son derece sert bir saldırı dalgası uygulanıyor. Yarın İran Kürdistan’ında Kürtler bir takım kazanımlar elde ederlerse oraya da bir saldırı zeminini zorlayacaklardır. Ortadoğu’da Kürt kazanımını kendine ulusal tehdit olarak gören bir mantık söz konusu. Bu yüzden Kürt karşıtı politikalarda ısrar ediyor. Elbette askeri operasyonlarla bu kadar geniş bir coğrafyayı kontrol edebilmek mümkün değil. Kürt meselesi bu yöntemle her geçen gün çok daha karışık, büyük, bölgesel ve küresel bir karaktere bürünüyor. ‘Askeri olarak derinleşelim, yayılalım’ mantığıyla dün Efrîn’de yaptıklarını bugün Güney’de yapmaya çalışıyorlar. Efrîn’deki işgal ne ise Güney’deki durumda aynısı.” Can yakıcı olsa da başarısız Özsoy, Federe Kürdistan yönetiminin tutumunu eleştirdi. Parlamento içerisinde her ne kadar aykırı sesler çıksa da tam olarak işgali karşı tavır alınmadığını anımsatan Özsoy, şöyle devam etti: “Güney yönetiminde, ‘herkes Kürdistan’ın bu parçasından uzak kalsın, Türkiye ile ilişkilerimizi düzeltmek istiyoruz, bunun için gerekirse her türlü işbirliğine varız’ şeklinde bir mantık söz konusu. Bölgesel karmaşalar içerisinde ulusal ittifak yapılmasının beklendiği bir dönemde Güney’deki hükümetin böyle bir işbirliğine girmiş olması gerçekten anlaşılır değil. Öyle görünüyor ki önümüzdeki dönemde diplomasi, çözüm, diyalog ve müzakere edemeyen Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Kürt meselesinde ezber kodlarına dönmüş. Tamamen meseleyi yeniden ‘güvenlik, teröre’ indirgeyerek, kırmızı görmüş boğa gibi her yerde Kürt’e saldırıyor. Can yakıcı olabilir fakat siyaseten tarihin önceki operasyonlarda gösterdiği gibi başarısızlıkla bitecektir.” ABD gerilimi Rojava’dan S-400 meselesinin Rojava’dan bağımsız ele alınamayacağını ifade eden Özsoy, Suriye sınırına yeniden yapılan yığınağın da bunun bir sonucu olduğunu vurguladı. Özellikle ABD ile gerilen ilişkiler sonrasında Türkiye’nin sınıra yığınak yaparak bir hamle başlattığını ve Batı’ya mesaj vermeye çalıştığını söyleyen Özsoy, “Türkiye’nin Kobanê ile Qamişlo arasındaki bölgeye girip orada bir cep oluşturma politikası var. Konjonktürü uygun hale getirebilir, ABD ile anlaşıp Rusya’nın desteğini alabilirlerse -keza Rusya’nın oluru alınmış gibi görünüyor, ABD’nin tavrı tabii ki daha belirleyici- S-400’lerden sonra yaptırım kararına gidilirse muhtemelen bir karşı hamle olarak da böyle bir şeyi deneyebilir. Uzlaşmadan ziyade çatışmayı artırma eylemine de girebilirler. Trump’a rağmen net bir şekilde Dışişleri’nin yaptırımlar olacak demesi, ABD ile bu kadar gerilmişken bir de gidip üzerine Rojava’yı işgal, 'en iyi savunma saldırıdır’ gibi bir mantıkla ABD’ye karşı bir koz olarak kullanabilirler” şeklinde konuştu. Askeri yığınağın bir diğer anlamının da Suriye’de masada elini güçlendirme olduğunu kaydeden Özsoy, “Genel olarak Ortadoğu siyasetinde sahaya askeri olarak hakim iseniz bir şekilde diplomatik ve siyasi olarak da zemin tutuyorsunuz” ifadelerini kullandı. Batı’dan Rojava siyasetine ilişkin istediği tavizleri alamayan Türkiye’nin, bir şekilde Rusya’ya yedeklenerek, politikalarına hizmet ederek Kürtlerin kazanımlarını yok etmek için destek almak istediğini kaydeden Özsoy, şöyle konuştu: "Efrîn’de gördüğümüz durumu daha da genelleştirmeye çalışıyorlar. Amerika ile Türkiye arasındaki ilişkilerin bu kadar gerilmesinin sebebi, aslında sadece S-400 değildir. Türkiye’nin bundaki ısrarı ABD’nin Rojava’daki pozisyonunu hala değiştirmemiş olmasından kaynaklı. Şu an böyle bir denge söz konusu. ABD, Rojava’daki konumundan çok da bir geri adım atmadı. ABD, Rojava'daki pozisyonunu değiştirirse gelen S-400 parçalarını da gönderebilir. Türkiye sınıra yığınakla tam bir savaş pozisyonuna geçiyor. Bu savaş pozisyonu üzerinden tehditle müzakere etmeye çalışacak. Sonuç alamazsa fiili bir durum yaratıp Rojava’ya girmeye çalışabilir. Türkiye’de olmaz diye bir şey yok. Birçok çılgınlığın yapıldığını gördük. S -400’lerin geleceğini kimse başta düşünmüyordu. Rusya’ya bu kadar sarılması, mevcut hükümetin ne kadar sıkıştığının da bir göstergesi. Ekonominiz, diplomasiniz ile 80 yıldır Batı bloku içerisindeniz ama artık belli ki orada yer bulamıyorsunuz. Kendinize partner arayışı içerisine girmişsiniz. Batı ile ilişkilerin bu kadar gerildiği bir noktada diplomatik, ekonomik, askeri olarak sıkışmış durumda.” Dümeni nereye kırsa bedeli var Türkiye’nin Rusya ile arasının göründüğü kadar iyi olmadığını belirten Özsoy, “Hem Amerika hem de Avrupa ile Suriye ve Doğu Akdeniz meselesinde çok ciddi bir çatışma içerisinde. İdlib meselesinde Ruslarla araları çok gerilimli. Putin, 2015’ten bu yana çok akıllı bir biçimde Türkiye’den Batı ile ilişkileri gererek, NATO’da bir gedik açmaya çalışarak intikam alıyor. Türkiye herkesi idare etmeye çalışırken artık hiç kimseyi idare edemeyecek bir duruma gelmiş çok sert bir yol ayrımında. Dümeni, Batı’ya kırsa sonuçları olacak. Efrîn’de İdlib meselesinde, Rusya’ya dümeni kırarsa bir sürü yaptırım olacak. Dolayısıyla tüm meselenin kökenine bakıldığında yine Kürt meselesi, Rojava meselesi çıkıyor” dedi. Aralarındaki kriz derinleşecek Türkiye’nin iç politikada olduğu gibi dış politikada da tüm hata ve çıkmazların, izlediği güvenlikçi politikalardan kaynaklandığını aktaran Özsoy, şöyle sürdürdü: “Çok daha kolay bir yol vardı. O yol artık olur mu olmaz mı bilemeyiz ama en basit, en masrafsız ve hasarsız yol, Türkiye için kendi ırkçı faşizan milliyetçi politikalarını bir kenara bırakması ve Kürtlerle çok geniş bir yelpazede geniş dostane ilişki kurabilmesi. Türkiye bu noktada oraya döner mi bilmiyoruz ama Ortadoğu, Suriye, Rojava ve Kürt siyaseti yapısal bir kriz içerisinde. En son tutunmaya çalıştıkları Rusya’dan bir sonuç alma umudu var. Fakat şunu da öngörmek lazım. Rusya ne askeri ne diplomatik ne de ekonomik açıdan Türkiye’nin 70 yıldır içinde bulunduğu Batı blokunu kompase edecek bir durumda değil. Telafi edecek kadar ne askeri ne de diplomatik olarak güçlü. S-400’ler sadece gelmiyor. Türkiye belki ileride Rusya’nın yörüngesine girecek bir durumda. Ok yaydan çıktığında ya da pandoranın kutusu açıldığında süreçlerin nereye gideceğini kestiremezsiniz. Türkiye’ye S-400’lerin gelmesiyle Batı ile arasındaki kriz derinleşmesi hızlanacak.” Tarih karşısında utanmamak için Artık Kürt’süz bir Ortadoğu’nun mümkün olmadığına vurgu yapan Özsoy, sözlerini şöyle tamamladı: “İran, Irak, Türkiye ve Suriye’de de Kürt meselesi ciddi bir şekilde şu an tartışılıyor. Bu, bazen askeri bazen diplomasi oluyor. 4 ülkeyi tesis edebilmek için Kürt meselesine dokunmadan buna minimum düzeyde de olsa bir çözüm bulmadan hiçbir ülkede siyasal denklem kurulamıyor. Son 5-6 yıl içerisinde Kürdistan’da Kerkük’ten Efrîn’e, Cizre’den Sur’a saldırılmadık yer kalmadı. Hal böyleyken ne pahasına olursa olsun, çatışma ve çelişkiler ne kadar derin olursa olsun, Kürtler arasında ulusal birlik, ulusal ittifak konusunda ilerleme olmalı. Kürtleri birbirine karşı kullanmak isteyenlere zemin sunmamalı, birakujîye izi vermemeli. Kürtler arasında bir çelişki yaratmaya kimse girmemeli. Girenleri tarih affetmeyecektir. Kürt güçlerinin, Kürt siyasetçilerinin tarih karşısında utanmamaları için ellerinden geleni yapması gerekiyor.”

İki parçada da hakimiyet peşinde

    Dengê Welat radyosunda yayınlanan Dilistan programında gazeteci Ciwan Tunç’un sorularını yanıtlayan PKK Yürütme Komitesi Üyesi Mustafa Karasu, Türk devletinin 3. Dünya Savaşı koşullarında, 20. yüzyılın başında hakim olamadığı Başûrê Kurdistan ve Suriye’nin kuzeyini kontrol altına almak istediğini söyledi. Kürtleri tamamen soykırımdan geçirmenin ve Kürdistan’ı Türk soykırımcı sömürgeciliğinin yayılma alanı haline getirmenin amaçlandığını kaydeden Karasu, şunlara işaret etti: "Türk devleti yanına aldığı bazı güçlerle Hareketimizi tasfiye etmek istemektedir. Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etmek ve Osmanlı döneminde hakim olunan alanların kontrol edilmesi amaçlanmaktadır. Bu hedeflere ulaşmada da engel PKK’dir. PKK direnişi işgal ve ilhak hareketlerini durdurduğu için ortadan kaldırıp amaçlarına ulaşmak istiyorlar. ”
 

Erdoğan amaçlarını anlattı

      AKP Genel Başkanı ve Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan, Başûrê Kurdistan’daki işgal saldırılarını, aşama aşama geliştirdiklerini belirterek, Efrîn’de batı ucunu, Xakûrkê’den Şengal’e kadar da uzanarak doğu ucunu kapatmayı hedeflediklerini söyledi. Türk Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan, önceki gün Türk gazete ve televizyon kanallarının genel yayın yönetmenleri, bazı yazar ve akademisyenlerle Vahdettin Köşkü'nde bir araya geldi. S-400 tanıtım filminin gösterilmesinin ardından konuşan Erdoğan, 'terör koridoru' olarak adlandırdığı ve Rojava ve Medya Savunma Alanları’na yönelik saldırılarını da anlattı. Efrîn ve diğer Kuzey Suriye kentlerinin işgaliyle batı ucunu kapattıklarını söyleyen Erdoğan, Başûrê Kurdistan’daki işgal saldırısının devam ettiğini belirterek, "Bu sürecin sonunda artık Kandil diye bir tehdit kaynağı kalmayacağına da inanıyorum. Kandil'e alternatif Sincar'ı inşa etmeye çalıştılar. Orası da şu anda temizlenmiş durumda. Ve bunu da başaramadılar. Temennimiz o dur ki başaramayacaklar. Böylece Fırat'ın doğusunda kökleştirmeye çalıştıkları terör koridorunun doğu ucunu da kapatmış olacağız" dedi. 'Güvenli bölge' oluşturulması konusunda Türkiye'nin dışarıda tutulması gibi bir durumun söz konusu olup olmadığının sorulması üzerine Erdoğan, "Biz bu terör koridorunu, gerek Afrin'de gerek Cerablus'ta gerekse El Bab'ta, yani bizim daha önce Obama döneminde Zeytin Dalı Harekatı düşündüğümüz o bölgeyi, biz farklı operasyonlarla DEAŞ'ı oradan def etmek suretiyle aştık ve bitirdik. Ve tabii ki, PKK'nın yan kuruluşları olan malum YPG, PYD bunlar, orada bizimle ciddi mücadeleye girdiler. Onlar da gerekli dersi aldılar. Şimdi, tabii malum burada Amerika'nın verdiği sözler var. Bu sözler tutulmadı. Neydi? Münbiç'i boşaltacaktı. 90 gün demişlerdi. Ama ne yazık ki, Münbiç boşaltılmadı. Münbiç'in sahibi bir defa, terör örgütleri değil. Oranın sahibi Araplar. Tabii, şu anda Arap aşiretleri, ciddi manada 'Burayı da bunlardan temizleyelim' diyorlar. Biz de her görüşmemizde bunları Amerika'ya söylüyoruz. Şu andaki hedef, orayı bir an önce sahiplerine teslim etmek için terörden temizlemek" şeklinde konuştu. Girê Spî ve Til Rifat Girê Spî (Til Abyad) ve Til Rifat'ta bazı çalışmaların olacağını açıklayan Erdoğan, "Aslında terör koridoru denilen bu bölgeyi, bir güvenli bölge haline getirmek istiyoruz. Hedefimiz bu. Bunun için bu hazırlıklar. Bu konudaki kararlılığımızı devam ettireceğiz. Bunu koruyacağız. 'Bu güvenli bölgenin en az 30-40 kilometre derinliğindeki bölgeyi korumamız gerekir ki bir anlam ifade etsin. Yoksa, güvenli bölge hiçbir işe yaramaz.' dedik. Ama bunlara rağmen, güvenli bölgeyi koruma adına adımlarımızı atıyoruz. Milli Savunma Bakanlığımız, Silahlı Kuvvetlerimiz kararlı bir şekilde yoluna devam ediyor. Tedbirlerimizi alalım, sonra telaşa kapılmaya gerek olmasın" diye konuştu. Aşama aşama işgal İki yıldır Başûrê Kurdistan’da devam eden işgal saldırısının, zaman sınırı olmadığını söyleyen Erdoğan, şunları ileri sürdü: "Bu bir taraftan sözde lider kadrosuna karşı istihbarat destekli harekata paralel Kuzey Irak'taki bütün inlere girerek o hedefleri temizleyeceğiz. Bunların tamamen temizlenmesi, bir plan dahilinde yürütülmektedir. Burayı aşama aşama temizleyeceğiz. Bir sistematik içerisinde götürüyoruz. Geçen hafta, Dışişleri Bakanlığımızın koordinatörlüğünde, Iraklı muhataplarımızla bir çalışma yapıldı. Burada 'Ne gerekirse yapacağımızı, beraber yapalım, siz yapın biz destek verelim. Fakat neticede bu teröristleri buradan çıkaralım' şeklinde düşüncelerimizi ifade ettik. Dolayısıyla Sincar dahil Mahmur Kampı'nın hemen yakınındaki yuvalanmış teröristler dahil bunların hepsini hedeftir. Kandil dahil hedeftir. Bunları bir şekilde temizlenecektir."