Rojava kuşatma altında, Kobanê kanıyor.

Taraf Gazetesinden Remzi Budancir, Rojava Halk Meclisi Eşbaşkanı Abduselam Ahmed ve PYD Merkez Yürütme Kurulu üyesi Bashira Darwis’e dayanarak, IŞİD katil sürülerinin TC topraklarını üs tutup Kobanê'ye saldırdıklarını yazıyordu.
Benzer haberler, dünya medyası tarafından her gün tekrarlanıyordu. Öbür yanda, ağızlarında "süreç" diye utanç verici bir iki yüzlülük sürüyordu.
İki yıldan beri, Suriye’de Esad rejimine karşı savaşan "Özgür Suriye Ordusu" adında bir yapılanma ve bir yıla yakın zamandır Şam rejimiyle doğru dürüst çatışma yok, ama TC, sınır ötesine TIR filolarıyla silah nakliyatına devam ediyordu.  
Filolardan biri Adana’da, uluslararası silah kaçakçılığı olarak savcıya yakalanıyordu. Yakalanan roket başlıkları nereye mı? Recep Tayyip’in "özgürlük savaşçıları" IŞİD’in bölgesine…
IŞİD tecavüz, talan ve insan keserek özgürlük savaşçıları olmuş oluyordu. TC’den giden roketlerle de, ana kucağındaki Kürt bebekleri, yatalak ihtiyarları, çaresiz kadınları toz-toprak bulutuna karıştırıp havaya uçuruyor, sonra kanayan parçalar olarak yağmasını seyrediyorlardı.
Türk devletinin baş efendisi Recep Tayyip, sonra içerdeki seçmeni gaza getirme meydanlarında, İsrail'le danışıklı dövüşlü, yani "şikeli" naralanıyor, "insaniyetin gülen vicdanı" havalarında havayı yumrukluyor, "Ey İsrail, Filistin'de döktüğün kanda boğulacaksın" diye gürlüyordu.
"Şike" ise yine Türk medyası tarafından fahş ediliyordu. Çünkü, o eski Kasımpaşa’nın kuru-sıkıcı kabadayıları edasıyla horozlanıp, İsrail’e gözdağı verirken oğlu Burak deniz filosoyla can suyu taşıyor, Dolar tomarlarını kasasına istifliyordu.
Kadro dışı bırakıldığı düne kadar Kürt hareketinin silah zoru ve aldatmayla nasıl alt edileceğine dair kendisine akıl veren, "güvenlik uzmanlarından" Sedat Laçiner de Erdoğan iktidarının İsrail'le geliştirdiği ticaret hacmini şöye açıklıyordu:
"2002’de, yani AK Parti işbaşına geldiği yıl iki ülke arasındaki ticaret hacmi 1.2 milyar Dolar iken bu rakam 2011’de 4 milyar Doları aşmıştır. Araya Davos Krizi, Mavi Marmara ve diğer irili ufaklı sözlü sataşmalar girmesine rağmen iki ülke ticareti 2013’te de durmamış ve neredeyse 5 milyar Dolara ulaşmıştır (4,858 milyar Dolar). 2013 yılı itibariyle Türkiye’nin İsrail’deki yatırımları 1,3 milyar Dolarlık 147 projeden oluşuyor. İsrail’in Türkiye’deki yatırımı ise 4 milyar Doları geçiyor."
İsrail örneğini, "usta" manevralarına örnek diye verdik.
Bir başka örnek, İran’la Suriye ve Irak cephelerinde, dolaylı yoldan, yani vekaleten savaş halinde, ama Kürtler sözkonusu olunca sınır tanımayan bir taklacılıkla da müteffik...
Örneklere devam edersek, usta seçim meydanlarında baş imam kisvesinde düm düz gidiyor, ama başında bulunduğu rejim Peygamberin Medine anlaşmasını ayaklar altına alıp ırkçılığın doruğuna bayrak dikiyordu. İzmir’de Türkçe bilmeyen Kürt nine muayene edilmiyor, genç anne-baba bebeklerine, Kürtçesiyle "Bedirxan" adını verdi diye kayda geçirilmiyordu.
İnsan kesen, tecavüzün faziletsiz faziletini fetvayla açıklayan IŞİD, İstanbul, Adana’da bayrakları flamalarıyla gösteri yapıyordu. IŞİD’in gösterileri, tabur tabur adam devşirmeleri, ustanın Polisi tarafından görülmüyor, ama adaletini tartan mahkeme, burnu ve gözleri taş atanlara benziyor ihtimalinden hareketle, Lice Belediye Başkanı Rezan Zugurli’yi dört yıl hapis cezasına çarpıyordu.
Koyun bakışlı iktidar zaptiyesi de, şıp diye Kürdistan sorununu çözüyordu. Gerilla silahlarıyla birlikte teslim olacak, onlar da lütfedip psikologlarını çalıştırarak onları rehabilite edip, kol saatli, "sıfırla oğlum" avazlı ve ayakkabı kutulu kendi hayatlarına alıştıtacaktı...
Kısacası, Kürdistan'ın ulusal onurunu çiğneme ve Kobanê’yi IŞİD peçesi altında kanatma, "barış süreci" değildir. Kobanê Kürdistan’ın onurundan bir parçadır.
Önce katillere verilen desteğin kesilmesi sonra süreç...
Kürt hareketi de böyle, yani önce dürüst olmayı öğren sonra gel diyor...