‘Rojava’nın işgali Türkiye’ye ne kazandırdı? Türk devletinin ABD ve Rusya ile yaptığı mutabakatlarda kim ne kazandı? Ne kadar kazandı? Kaybedeni kimdir?” Sorularını herkes dili döndükçe yorumlamaya çalışıyor. Kazanan ve kaybeden üzerinden meseleye yaklaşanların ulaştığı sonuçlar, kimin nerden durup meseleye nasıl baktığıyla alakalı bir durumdur.
Bütün dünya insanlığının bildiği şu gerçeğin altını çizmekte yarar vardır. Türk devletinin himaye ettiği DAİŞ, El Kaide, El Nusra gibi azılı çete guruplarıyla Suriye’de işgal ettiği alanlarda İslami terör merkezleri kurmaya çalıştığı artık sır değildir. Cerablus, Azez, El Bab, Efrîn’in ardından Girê Spî ve Serêkaniyê alanlarının işgalinde yaşanan katliamlar, insan kaçırmalar, tecavüzler, talanlar kısacası savaş suçu kapsamına giren sayısız insanlık dışı uygulamaları biliniyor... Suriye’de işgal edilen bu alanlarda çetelerin hakimiyet kurmasında, ABD, Rusya, İran ve ya başka güçler acaba ne kazandılar? Türk devletinin işgal ettiği alanlarda selefi, cihatçı terör guruplarını yerleştirerek, herkes için ciddi bir tehdit oluşturması küresel aktörlerin kazanç hanesine mi yazılacaktır?
YPG, YPJ ve QSD güçlerinin 12 bin civarında şehit ve on binlerce yaralı vererek, yenilgiye uğrattığı DAİŞ’in Türk devleti eliyle yeniden diriltilmesi ve bunu Suriye’nin Milli Ordusu olarak piyasaya sürmesi; insanlık için ciddi bir tehdittir, büyük bir tehlikedir. Devletlerin ulusal çıkarları açsından meseleye yaklaşarak işgale göz yumanlar, dirilttikleri bu çete artıklarından bir gün muhakkak zarar göreceklerdir. Daha şimdiden diktatör Erdoğan çetelerin gücüne dayanarak tehditler savurmaktadır. Suriye mültecilerinden cihatçı ordu oluşturması hayra alamet olmasa gerek. ‘Kapıları açarım’ demekle bu çete artıklarını dünyanın dört bir yanına savuracağından kimsenin kuşkusu olmasın. Diktatör Erdoğan ister yurt içi ve isterse yurt dışı bütün kirli işlerini bu çetelere yaptıracağını herkes adı gibi emin olabilir. Türk devletinin Rojava işgali herkes için bir kayıp olduğu bilinmelidir.
Türk devleti bu işgalden zaferle çıktığını dillendirip mest olsa da kısa süreli bir avuntu olduğu ortaya çıkacaktır. Bu işgalle birlikte kendi ayağına kurşun sıkmıştır. Kendisini dünyadan izole ederek Kürt sorununu küresel boyutta taşımıştır. Kürtler, Serêkanîyê ve Girê Spî’yi kaybederek, istinasız tüm dünya insanlığının desteğini kazanmıştır. İlerici insanlığın vicdanında, beyninde ve yüreğinde yer edinmiştir. Tüm Kürtleri duyguda, düşüncede birleştirmiştir. ‘terörist’ dediği Kürtler, diplomaside küresel aktörlerin muhatapları durumuna geldiler. Bu işgalle birlikte Kürtlere destek veren dünya insanlığı Kürt sorununa artık müdahil olmuştur. Türkiye, Suriye bataklığına çekildiğinin halen farkında olmadan milliyetçilik zehriyle demlenmeye devam etmektedir. Bu işgalin zafer sarhoşluğu içinde iç siyasette istediği gibi at oynatan Erdoğan, en büyük kaybedeni olacağı pek yakında açığa çıkacaktır. Yapılan uluslararası açıklamalarda, dillendirilen yaptırımlara bakılırsa daha şimdiden Erdoğan’ın kuyruğuna tenekenin bağlanacağı günler pekte uzakta olmadığını göstermektedir. Uluslararası güçlerin yaptırımları bir yana, Kürtler henüz son sözünü söylemediler, son kurşun aşamasına, son damla kana kadar direnme kertesine gelmediler.
Dışardan dayatmalarla, tehditlerle, içinde yer almadıkları mutabakatlarla, iradesini dikkate almamakla, boyun eğdirmekle, teslim almakla bu işler oldu bittiye getirilemez. Büyük bedellere mal olmuş, destansı direnişlerin sonucunda kazanılmış hakların bir çırpıda elden çıkmasına hiç bir onurlu Kürt asla, ama asla rıza gösteremez. Neye mal olursa olsun büyük bir direnişle karşılık verileceği bilinmelidir. İçinde Kürtlerin yer almadığı hiç bir müzakerenin, hiç bir mutabakatın hükmü yoktur. Kürtlerin yaşamı da, ölümü de onurluca olacaktır. Bu onur savaşında Kürtler sadece kendi adına savaşmayacaklardır, çünkü insanlıkla özdeşleşmiş bir mücadelenin yürütücüleridir. İnsanlığın başına musallat olmuş Erdoğan diktatörlüğünün ve emrindeki cihatçı terör çetelerine karşı insanlık adına bir savaş vereceklerdir. Bu anlamda, Kütlerin Rojava’daki savaşı bir insanlık savaşı olacaktır. Kürtler mevcut direnişiyle, savaşıyla, siyasetiyle, diplomasisiyle kendi mücadelesini öz gücüne dayanarak yürütmektedirler. ABD başkanının sözüne güven olmaz ama diktatör Erdoğan’a hitaben yazdığı mektup diplomatik teamüllerden, nezaketten uzakta olsa ‘aptal olma, sert olma’ sözüne katılmamak elde değildir. Erdoğan’ın aptallığı Kürt meselesini daha da büyütecektir.
Sevgili Kürdistan gençliği, kadını ve erkeği başta olmak üzere tüm halkımız, dünyanın gündemine girmiş Rojava işgal savaşını zafere çevirmek için aktif mücadele içinde olmalıdır. Yaratıcı eylem biçimleri geliştirerek düşmanı yenilgiye uğratmak mümkündür. Başarmaya mahkumuz.