Belçika’nın başkenti Brüksel’de yapılacak Halkların Demokrasi ve Barış Konferansı’na katılacak olan Pontus Yunanları ve Lazlar, konferanstan beklentilerini, yapılması gerekenleri dile getirdi. Gazetemize açıklamalarda bulunan Köln ve çevresi Pontus Yunanları Derneği Başkanı Prof. Dimitrios Konstantinidis ve Dortmund kentinde bulunan Lazebura e.V. Laz Dili ve Kültürünü Koruma ve Yaşatma Birliği İkinci Başkanı Nurten Altunbaş-Alpaslan, Demokrasi ve Barış Konfernası’nın bütün halkların kendini içinde bulabileceği bir konferans olacağına ve birlikte mücadele edebilecekleri bir platforma dönüşeceğine inandıklarını belirtti.

Köln ve çevresi Pontus Yunanları Derneği Başkanı Prof. Dimitrios Konstantinidis, bu konferansın sadece Kürtlerin sorunlarını değil o coğrafyada yaşayan diğer halkların da sorunlarının çözümü ve kendilerini ifade edebilmeleri açısından önemli bulduklarını söyledi. “Bütün barış girişimleri çok önemlidir, ancak barışa giden bir yol yoktur, barışın kendisi bir yoldur” diyen Konstantinidis, “Çatşmalı sürecin durması ve barışa giden yolda görüşmeleri pozitif olarak değerlendiriyoruz. Barışın gerçekleşebilmesi için çatışmalı ortamın durması gerekiyor. Bütün bu adımların olması çok önemli ama karşı tarafın bu işe ne kadar inandığı ve güvenilirliği de önemli” diye konuştu.
Pontus Yunanları Dernek temsilcisi ve Pontus bireyi olarak barış konferansına davet edildiği için çok mutlu olduğunu belirten Konstantinidis, şunları ifade etti: “Bu konferans sadece Kürtlerin değil o coğrafyada yaşayan diğer bütün halkların da kendilerini ifade edebilecekleri, sorun- larının çözümü konusunda tartışabilecekleri bir konfernas olması açısından bizim için çok önemli. Konferans aynı zamanda milliyetçi, baskıcı Türk İslamcı politikalarından dolayı baskı gören halkların aralarında bir fikir alışveriş platformu da olacak. Tabii konferansta Kürtlerin ve Türklerin yanı sıra diğer halkların konumu ve pozisyonu ne olacak?Bu da bizim açımızdan önemli bir konu.”

Önyargılar kırılacak

Demokrasi ve Barış Konferansı’nın hazırlık toplantısına da katıldığını belirten Prof. Dimitrios Konstantinidis, hazırlık toplantısının kendileri açısından başta Kürtler olmak üzere diğer halklarla ve gruplarla bir tanışma ve yakınlaşmaya vesile olduğunu, bunu bir kazanım olarak değerlendirdiğini söyledi.
Brüksel’de düzenlenecek olan konferansta bütün sorunların hemen çözüleceği gibi bir beklenti içinde olmadıklarını, önemli olanın biraraya gelerek fikirlerini birbirilerine anlatmaları ve ortak bir yol bulunması olduğunu söyleyen Prof. Dimitrios Konstantinidis, “Bu konferansta Pontusların, Ermenilerin, Kürtlerin ve o coğrafyada yaşayan diğer bütün halkların birlikte mücadele edebilecekleri bir yol bulunabilirse bu benim için büyük bir başarı olacaktır. Bunun konferansta başarılabileceğine inanıyorum. Gözlemlerime göre Kürtler bu konferansa iyi hazırlanıyorlar.  Bu anlamda herkesin ayrı ayrı değil de birlikte yürüyebilecekleri bir çizgiyi yakalayabilecekleri bir konferans olacağına inanıyorum. Toplantıya katılacak olanlar bu konferans aracılığı ile birbirlerini daha iyi tanıyacaklar, fikirlerini paylaşacaklar, konferansta önyargılarımızı atacağımıza, birbirimize daha da yakınlaşacağımıza inanıyorum” diye konuştu.

Rojava’yı örnek gösterdi

Bu yakınlaşmaya en iyi örneğin bugün PYD, YPG yönetimindeki Suriye Kürdistanı’nda yaşanan modelin olduğunu söyleyen Prof. Dimitrios Konstantinidis, Suriye’de Kürtlerin kendi dışındaki halkların haklarını ve savunmasını yaptıklarını ve huzur içinde oldukarını, milliyetçi bir temelde değil barış içinde kardeşçe yaşandığın, bunun diasporada da çok olumlu olarak karşılandığını söyledi.

Konferansta ortak yol bulunmalı

Konferanstan beklentilerini de dile getiren Prof. Dimitrios Konstantinidis, ilk olarak başta Pontus Yunanları olmak üzere konferansa katılan her kesimin kendilerini içinde sürekli bulabilecekleri ve kendilerini ifade edebilecekleri bir platform kurulmasını ümit ettiklerini söyledi. Prof. Dimitrios Konstantinidis, devamla şunları ifade etti: “Konferanstan en önemli beklentilerimizden birisi de konferansa katılan bütün halkların, grupların ve inançların birlikte mücadele edebilecekleri bir yol bulmaları, Türkiye ve Avrupa devletlerine karşı birlilkte bu demokratik davada politik baskı uygulayabilecekleri bir yol bulunmalı. Bu şekilde Türkiye demokrasisinin de eksik olan ayaklarının harekete geçirilmesi sağlanabilmeli. Türk devleti artık herkesin Türk olduğu, tek bir dine mensup olduğu, homojen bir devlet olduğu iddiasından vazgeçmeli ve Türkiye’nin çok dilli, çok dinli, çok kültürlü ve farklı inanç gruplarının yaşadığı bir devlet olduğunu kabullenmeli. Türk devleti bunu kabul etmeli ve bizler bu gelişmeleri görmeliyiz. Bu konferanstan öncelikle herkesin ortak paydası olacak, bütün halkların kendisini içinde bulabileceği bir açıklama çıkmalı. Konferans bir başlangıç ama bununla kalınmamalı. Böyle konferans ve ortaklaşmalar devam ettirilmeli.
Ortak bir görüş birliği ve açıklamanın yanısıra bu paralelde Kürtlerle Türklerin kendi aralarındaki barış görüşmeleride devam etmelidir.
Kürtler barışa ve haklarına ulaşmak istiyorlarsa bu yolda kararlı ve sabırlı olmalıdırlar. Başlayan bir hareketi kimse durduramaz. Kürtler eninde sonunda haklarını ve kimliklerini alacaklardır.”

Lazlar’ın iki talebi var

Lazebura e.V. Laz Dili ve Kültürünü Koruma ve Yaşatma Birliği İkinci Başkanı Nurten Altunbaş-Alpaslan ise “Konferans, önemsenmeyen, kabul görmeyen bütün grupları bir araya getirecek” dedi.
Altunbaş-Alpaslan’ın açıklaması şöyle: “Hakların Demokrasi ve Barış konferansı’nın kadınları, emekçi sınıfları, tüm inanç gruplarını ve benimsenemeyen, kabul görmeyen tüm kültürleri bir araya getirerek yapılacak olması ve bu gruplarla çözüm üretmek icin yola çıkılmış olması bizim açımızdan çok önemli ve bu nedenle konferansa katılacağız. Yine bir o kadar da önemli olan bir konuda, Avrupa’da yaşayan göçmen işçilerin, göçmen kadınların, gençlerin sorunlarının tartışılacak olması ve bu sorunları gidermeye yönelik çalışma yöntemlerinin de gündemde bulunması. Şimdiye kadar bir araya gelememiş dini, etnik, siyasi ve kültürel grupların bu konferansta bir araya gelip kalıcı bir barışın sağlanması için uğraş vermesi ve katılımcıların kalıcı bir barış için tüm halkların eşit şekilde yaşaması gerektiğini dikkate alması konferanstan en büyük beklentilerimizdir.
Konferans vesilesiyle belirtecek olursak Lazlar olarak taleplerimiz:
- Lazca yer isimlerin geri iade edilmesi -ki orjinal yer isimleri şifre gibidirler çözüldükçe bize tarihi anlatırlar.-
- Laz dili ve kültürüyle ilgili çalışmalar yapan Laz enstitüsü / enstitülerin özellikle yörede kurulması, Lazca eğitiminin yapılabilmesi ve çevre sorunlarının çözümü.
Bu temelde, kalıcı bir barış için, evrensel insan hakları ekseninde yol alınmalıdır. Barışçıl çözümler için elimizden geleni yapmaya hazırız.”


MURAT ALPAVUT/DÜSSELDORF




Barışı mozaiği inşa edilecek
Halkların Demokrasi ve Barış Konferansı katılımcılarından Özgürlük Dayanışma Almanya üyesi İbrahim Biçici, konferanın Türkiye’nin kaderini beraber belirlemek, değiştirmek için halkların kucaklaşmasına vesile olacağına inandıklarını söyledi. Kürt ve Türk Kadınları Barış İnisiyatifi üyesi Füsun Biber de konferansla Avrupa’da yaşayan Türkiyeli halkların barışa önemli katkı sunacağını söyledi.  
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın inisiyatifiyle başlayan Demokratik Çözüm Süreci’nin başarıya ulaşması ve Kürtlerin haklarına kavuşması halinde Türkiye halklarının özgürlük mücadelesinin önünü açacağını dile getiren Biçici, şunları söyledi: “Kürt sorununda herkesin kendi toplum tahayyülüne uygun olarak tavır alması gereken bir süreçten geçiyoruz. Bugün Kürt sorunun varlığını yıllardır reddedenlerin bile gündemine girmişse bu asıl Kürt halkının otuz yıldır verdiği mücadelenin ayrıca diğer yandan da ‘barış hemen şimdi’ sloganın sahibi olan solun, emek ve demokrasi mücadelesinin eseridir. Kürt sorunu sadece iktidarla Kürt haraketi arasındaki bir sorun değil, başta emekçiler olmak üzere Türkiye toplumunun bütün kesimlerinin sorunudur. Bu sorunu hepimiz için eşitlik, özgürlük ve hak taleplerinin bir parçası olarak ele almadıkça gerçek çözüme kavuşamayacağı aşikardır. Türk ve Kürt halklarının arasındaki ilişkinin eşitlik, özgürlük temelinde demokratik bir şekilde gelişmesi tek güvencesi solun devrimcilerin Kürtlerin ortaklığını esas alan ilkesel tutumuna bağlıdır. Konferans, Kürt halkının ve tüm ezilen kimliklerin eşit yurttaşlık temelinde özgürleşmesi, özgür demokratik bir Türkiye için emekten yana, insandan yana olan sosyalist tüm halkların bireyleri ülkenin kaderini beraber belirlemek için değiştirmek için halkların kucaklaşmasına vesile olacağına inanıyoruz.”
Kürt ve Türk Kadınları Barış İnisiyatifi üyesi Füsun Biber de, ulusların kaderlerini tayin hakkını savunduklarını, bu hakkın gerçekleşmeden kalıcı bir barışın sağlanamayacağını dile getirerek, konferansla Avrupa’da yaşayan Türkiyeli halkların barışa önemli katkı sunacağını söyledi.  
Biber, halkların eşitliği ve özgürlüğü temelinde Kürt sorununun barışçıl çözümü yolunda kadınların aktifleştirilmesi rolü üstlenen bir inisiyatif olarak, tüm toplumsal karar aşamalarında kadının eşit oranda yer almasını savunduklarını belirtti. Türkiye’de yaşanan her şeyin buradaki kadınları da doğrudan etkilediğini belirten Biber, “Kürt kadınları, en başından beri Kürt Özgürlük hareketinin temel taşıdır: Hayatın her alanında üzerine düşenden çok daha fazlasını yapmıştır. Yurt dışında yaşayan kadınlar, ülkenin bir yansımasını teşkil ediyorlar. Türkiye’de olan her şey bizi doğrudan ve derinden etkiliyor. Bu yüzden bizim burada yaptığımız her şey Türkiye’ye destektir. Konferansta, Kürt, Türk, Alevi, Ermeni, Süryani kadınlar olarak ortak müştereklerde birleşerek, barışın mozaiğini inşa edeceğiz” dedi.

Şimdi tam zamanıYazar Suat Bozkuş da konferansa katılacaklar arasında. Bozkuş, konferansa ilişkin şu açıklamayı yaptı: “Sayın Öcalan’ın tarihi Newroz çağrısıyla yeni bir dönem açılmıştır. Bu dönemin temel özelliği “Silahlar sussun, siyaset konuşsun” çağrısında somutlanmaktadır. Bizler yirmi yıldır barışçı-demokratik çözüm için mücadele ettik. Bu yolda her fırsatı değerlendirdik. Ne yazık ki devlet içindeki inkarcı-imhacı eğilim her seferinde bu çabaları boşa çıkardı. Barışçı-demokratik çözümden yanayım diyenlerin yetersizlikleri de eklenince savaş rantçıları üstün geldi.
Bugün farklı olan şudur: Halklarımızın barışçı-demokratik çözüm isteği büyük güç kazanmıştır. Savaş lobisi büyük ölçüde teşhir olmuştur ve savaşı sürdürmekte zorlanmaktadır. Savaşı halka rağmen-halka karşı sürdürmenin, halk gözünde hiçbir haklı-meşru zemini kalmamıştır. Gezi parkı direnişiyle, halkın değişik kesimleri bunu açıkça ortaya koymuştur.
Bu şartlarda, barışçı çözümden yana olan tüm ezilenler birleşerek, barışçı çözümü ve yeni bir anayasaya dayalı olarak yeni-demokratik bir Türkiye’yi yaratabilir. Demokratik özerklik temelinde Kürdistan halkının ve tüm ezilenlerin özgürlüğünü-eşitliğini kazanabilir.
Bu nedenle “Barıştan yanayım ama…, Barıştan yanayım fakat…” diyerek kenarda durma, bu tarihi döneme seyirci kalma dönemi değildir. Böyle yapanlar, istemese bile savaş lobisini güçlendirecektir.
Aramızdaki farklılıklar ne olursa olsun birleşmek, farklılıklarımızı kendi içimizde tartışarak ortak hedeflerimiz temelinde mücadeleyi yükseltmek ve kazanmak zorundayız. Konferanslar süreci geçmişte yapılan güç-eylem birliklerinden tamamen farklı bir süreçtir. Bütün ezilenlerin kendi istemleriyle bir araya gelerek, ortak payda-hedef temelinde örgütlenmesi, mücadeleyi yükseltmesi ve kazanması sürecidir. Deyim yerindeyse on yıllardır verdiğimiz emeklerin hasat zamanıdır. Şimdi tam zamanıdır, yarın geç olabilir. Bu süreç, bütün ezilenler olarak hepimiz tarafından iyi değerlendirilmeli, barış ve halklarımızın özgürlüğü mutlaka kazanılmalıdır.”

 HABER MERKEZİ