8 MART: Öz savunmayla özgürlüğe!


Yeni bir 8 Mart’ı karşılamaya hazırlanırken ne büyük acılar, ne büyük mutluluklar yaşadık; nice asırlar devirdik. Kobanê ve Şengal’le sembolleşen Rojava Devrimi, bu yıla o kadar çok devrim sığdırdı ki! Kadınlar öyle büyük adımlar atıp öyle derinlerine daldılar ki hakikatin! 

Kobanê savaşıyla zirveye ulaşan bu süreci anı anına yaşayan her bir hakikat yolcusunun en fazla dillendirdiği şeylerden biri, “Acaba yaşananlar bir gün yazılabilecek, yaşanan her anın anlamı açığa çıkabilecek, her ana anlam verilebilecek mi” oluyor. Kobanê’deki her bir kadın direnişçi, binlerce ömre yetecek kadar savaştı çünkü. Binlerce kadının acısını, öfkesini taşıdı üzerinde. Buna karşılık DAİŞ’te toplanan da beş bin yıllık her türlü egemenliğin saldırı gücüydü sanki. Kobanê’de aslında iki askeri güç değil, binlerce yıllık egemenlik ile özgürlük çizgileri çarpıştı. Direniş saflarında cinsiyet, yaş, sınıf farkı olmaksızın kadın, erkek, yaşlı, genç herkes, özgür kadın, özgür toplum inancı, bilinci ve örgütlülüğü adına direndi. Şengal’den kaçırılıp olabilecek her türlü hakarete uğrayan kadınların acısı, tarihin ilk köleleştirilen ama aynı topraklarda yeniden filizlenmeye başlayan kadınları için bardağı taşıran son damla oldu. Biriktirdikleri bütün güçlerini akıttılar, direniş saflarına. 


Dağlarda öğrendiler

Bu tablonun alt yapısı kırk yıldır Kürdistan’ın özgürlük dağlarında verilen mücadeleyle örüldü elbette. Kürt kadınları direnerek öz güçlerini açığa çıkarmayı, kaderlerini değiştirmenin kendi ellerinde olduğunu ve sadece kendilerine ait olduklarını dağlarda öğrendi. Kürdistan’ın bütün parçalarına aktı bu deneyimler. Kadın şehitlerin ve savaşçıların emeği zemin oldu, Rojava Kadın Devrimi’ne. Rojava Kürdistan’ı daha önce hiç isyan deneyimi yaşamamış, hep Kürdistan’ın diğer parçalarına destek olmuştu aslında. Devrimin burada ve kadınların öncülüğünde başlamasının elbette kadın özgürlük mücadelesi mirasıyla doğrudan bağlantısı var. Yoksa mümkün müydü bu kadar donatılmış, desteklenmiş vahşi erkekler güruhuna karşı bu kadar büyük bir kahramanlık destanını açığa çıkarmak? 


Katılımlar artarak sürüyor

Rojavalılar, Temmuz Devrimi başlamadan önce her türlü saldırıya karşı öz güçleriyle direnme bilincini edinmişlerdi. Suriye’de durumlar kötüye gitmeye başlayınca kadınlar bu alt yapı üzerinden örgütlenmeye başladı. Analardan genç kızlara kadar birçok kadın ya savunma güçlerine katıldı ya da ihtiyaç halinde devreye girmek üzere savunma eğitimleri gördü. Mevcut durumda Rojava’da şehir gerillacılığı konusunda deneyimi olan o kadar çok kadın var ki. Neredeyse her evde deneyimli böyle bir kadın bulmak mümkün. Hala da günlük olarak katılımlar devam ediyor. 


Toplumsal cinsiyet rolleri kırılıyor

İlk dönemlerde sadece Kürt Özgürlük Hareketi’yle eskiden beri ilişkide olan kesimlerden katılım oluyordu. Ancak YPJ’nin giderek büyümesi, dünyanın korktuğu bir terörist harekete karşı siper olması, kadın şehitlerin ve savaşçıların kahramanlık destanları, Araplardan ve diğer partilerden de katılımların olmasını sağladı. Bu toplumda ciddi değişimler yarattı. Öncelikli olarak daha önce Kürdistan dağlarında kanıtlanmış olan “kadınların da savaşabileceği gerçeği”, artık toplumsal bir hakikat haline gelmeye başladı. Üstelik en ön mevzilerden en üst komutanlığa kadar mücadele edebileceği inancı ve bilinci gelişti. Mesela Serêkaniyê ile Kobanê savaşlarında savaşı en üst düzeyde kadın komutanların yönlendirmesi, bu hakikati tartışmasız hale getirdi. 

Son dönemlerde bazı Arap aşiretleri de bu durumu tartışmaya başladı. Mesela Şamar Aşireti, direnişçi bir aşiret olmakla birlikte kadınların toplumsal yaşama katılmasına çok katı retçi yaklaşan bir aşiretti. Hatta ilk dönemlerde, “Kürtlerle her türlü ittifaka varız ama kadınların toplumsal yaşam statüsünü hiç tartışmaya koymayın, aşiret reisi bile bunu tartışmaya koysa terk edilir” denilmişti. Ancak birlikte hareket ettikleri devrimci hareketten etkilenmemeleri mümkün değildi. Son dönemlerde Şamar Aşireti’ne mensup kadınların direniş saflarına katılmaya başlayacağı haberi, bu etkilenmenin sonucu. Kadınlar bir kere başka kadınlarla birlikte hareket etmeye başlayınca sosyaliteleri değişiyor zaten. Öz güçlerinin gelişme düzeyi, kendi topluluklarıyla ilişkilerini yeniden düzenlemelerini sağlıyor. Devrimin en yakıcı alanı olan YPJ saflarına katılmak, en az yüz yıllık zihniyet değişimini devreye koyuyor. Toplumsal cinsiyet rolleri öncelikle burada kırılıyor. 


Devrimden habersiz olanlar da var

Rojava’da bu zihniyet devrimi, tam da devrimci bir tarzda hızla yaşanıyor. 

Ancak şunu da belirtmek gerekir ki, tüm bu kazanımlar aslında henüz tüm toplumun gerçeği haline gelebilmiş değil. Aslında hiç kimse kazanımları inkar etmiyor. Kadınların toplumsal yaşamda çok daha değerli ve etkin olmaya başladığını kabul ediyor herkes. Tam da bu nedenle aslında mücadeleye yabancı bazı kesimler geleneksel yaşamın rahatlığı(!) ve sorunsuzluğu(!) konusunda çok ısrarlı davranabiliyor. Devrimin göbeğinde devrimden habersiz, yaşadığı yerlerin güvenliğini sağlayanlardan bihaber, dünyaya kulaklarını kapatmış kadınlar da ve aslında onların üzerinde gölge gibi duran erkekler de var. Böylelerini görünce üzülmekle birlikte toplumun ne kadar karmaşık bir gerçeklik olduğunu ve özgürleşmenin toplumsal bir hakikat haline gelmesi için yapılması gereken daha çok şey olduğu gibi zamana da ihtiyaç olduğunu anlıyor insan. Fakat altını çizmek gerekir ki, belirleyici olan ve gelişme seyrinde olan, YPJ saflarındaki kadınların kazanımlarıdır.  


Kadınlar Asayiş güçlerinde etkili

Rojava’da kadınların asayiş güçlerine katılmasının da önemli getirileri oldu. YPJ kısmen toplumsal yaşamın dışında ancak asayiş güçleri birebir toplumsal alan sorunlarının muhatabı. Kadınların asayişin kontrol noktalarında görevli olması, soruşturmalar yapması, kadınları her türlü erkek egemen saldırıdan koruması, ciddi anlamda erkek egemen zihniyete karşı caydırıcı bir rol oynuyor. Ayrıca kadınların Asayiş güçlerinde etkili olması, Asayiş’in zihinsel alışkanlıklardan kaynaklı devlet polisi gibi rol oynamasının da önünde engel oluşturuyor. Bazı davranış alışkanlıkları sorunu olsa da dünyanın hiçbir yerinde topluma saygılı ve toplumsal sorunların çözümünü kolaylaştırıcı rol oynayan ve kadın renginin belirgin olduğu başka bir oluşum yok. Savaş koşulları ortadan kalkmaya başladıkça bu rolünün çok daha pozitif olmaya başlayacağı da kuruluş perspektifinin gereği.


Sulh grupları

Rojava’da hiçbir yerde olmayan başka bir kadın oluşumu var ki toplumsal ahlakın özgürlük eksenli gelişmesinde büyük bir rol oynuyor. Sulh grupları (Mala Jin) denilen gruplar, kadınların toplum içerisinde yaşadığı sorunların çözümüne yardımcı olma ve kadınları koruma anlayışıyla örgütlendirildi. Çünkü kadın sorunları sadece hukuki yasalarla ele alınamayacak kadar kapsamlıdır ve zihniyet problemine dayanıyor. Yaşanan sorunlar, basit ya da karmaşıklığına göre değişik biçimlerde çözülmeye çalışılıyor. Kadınların kendilerini ifade edebileceği, “Dayanacağım ve destekleneceğim insanlar var” güvenini yaratırken boşanma-boşanmama gibi ikilemlere girmeden, kadınların çizilmiş sınırlardan çıkabileceği ve kendi açısından en doğrusunun ne olacağına karar verebileceği bir ortam yaratılıyor. Hukuki kalıplara girmeden tartışmalarla, iknayla, anlayış kazandırarak ve değiştirmeye çalışarak çözüm yolları aralanmaya çalışılıyor. Sorun şiddet ve ötesine varmışsa ve cezalandırılması gereken durumlar söz konusu olmuşsa, kadın sulh grubu, gerek mahkemeler gerekse de halk komünü ve meclisleri karşısında mağdur kadının yanında soruna müdahil oluyor, bizzat başvuruda bulunuyor. Acil durumlarda Asayiş güçlerine haber vererek kadının korunmasını sağlıyor. Böylece sorunlar bürokrasi olmaksızın, zamana bırakılmaksızın, çok daha temelli ve sağlıklı olarak çözülüyor. 


Aylık istatistikler yapılıyor

Rojava kantonlarının bütün kentlerinde birer Mala Jin var. Bütün tablonun görülmesi ve kadınların durumunun gelişiminin düzenli olarak anlaşılması açısından kantonlar düzeyinde yapılan toplantılara raporlar sunuluyor ve aylık istatistikler çıkarılıyor. Böylece öne çıkan sorunların nedenleri ve mücadele yöntemleri ele alınıp ortak bir mücadele süreci başlatılabiliyor. Sulh grupları, toplumsal ahlakın kadın özgürlüğü ekseninde yeniden şekillenmesinde çok önemli bir rol oynuyor. 

Bunların dışında kadınların ve çocukların korunması, eğitilmesi ve kendine yetebilmesi için kadın köyleri gibi farklı projeler de uygulanmaya başlandı. Somut adımlarının atıldığı projeler ileride dünya halklarına önemli perspektifler sunabilir.


Kadınlar diplomaside de aktif

Rojava Devrimi’nin en belirgin yüzlerinden biri de diplomasi alanında kadınların aktif pozisyonda olması durumu. Rojava Devrimi, dünyaya kadın etkinlikleri ve kadın diplomatlarının çalışmalarıyla yansıyor daha çok. Bunun siyasal bilincin yükselmesiyle ve toplumsal, siyasal sorunlarda kadınların en az erkekler kadar perspektif oluşturma, karar alma ve uygulamada etkili olmalarıyla bağlantısı var. Partide eşbaşkanlık sistemi ve yönetim kurullarında eşit temsil ile birlikte üye çalışmaları da yarı yarıya kadınlar tarafından yürütülüyor. Kadınlar ve erkekler eşit olarak Rojava halkının geleceği hakkında politika üretiyor. 

Toplumsal politikanın ifadesi olan ve doğrudan demokrasi örgütlenmesi olan komün ve meclis çalışmalarında da eşit temsil ve eşit katılım sistemi var. Hem sadece kadınlardan oluşan hem de karma olan komün ve meclis örgütlenmeleri inşa ediliyor. Paralel olarak inşa edilen bu sistemin bünyesinde ekonomi, öz savunma, eğitim, siyasal, sulh grupları gibi boyutlarda komiteler de oluşturuluyor. Komünlerin içinde ayrıca bu çalışmalara ilişkin komünler oluşturularak ihtiyaçlar karşılanıyor. Toplumun tamamen örgütlü olduğu, kendi ihtiyaçlarını kendisinin karşıladığı, sorunlarını kendisinin çözebildiği bir örgütlenme oluşturulmaya çalışılıyor. Bu kendi başına dev bir devrimi ifade ediyor. Devlete bağımlı olmayan, devlet veya farklı iktidar güçleri olsun olmasın kendine yeten, özgüveni oluşan bir kadın ve toplum gerçeği inşa ediliyor. Bunca savaş atmosferinde bunu başarabilmek bile büyük bir başarı. Elbette ki bu sistemin kazanımları giderek daha güçlü olarak açığa çıkıyor. Özellikle ekonomik alanda her bir komünün kendine yetecek hale gelmesi, dış saldırılara karşı koruyabilmesi çağdaş bir doğal toplum gerçeği olarak hayat buluyor, bulacak. 

Bütün bu gelişmelerden de anlaşılacağı gibi kadın özgürlüğü ve demokratik yaşam adına teorik olarak söylenebilecek birçok şey, Rojava’da pratik gerçeklik haline geliyor, kültürleşmeye başlıyor. Kusurları, yetersizlikleri yok mu? Elbette ki var. Ama bunların tümü gelişme sorunları olarak açığa çıkıyor. Arayışlar ve atılan adımlar eksik ve yetersiz de olsa özgürlük ve demokrasi teorilerinin en pratik, en somut adımlarını ve aslında ilk gerçek toplumsal devrim adımlarını gerçekleştiriyor. Bu biricik devrimin kıymetini bilmek, desteklemek, özgürlüğe ve demokrasiye inanan bütün kadınların ve halkların tarihsel misyonudur.


TÊKOŞÎN OZAN