
MİT eski ilişkilerini bu defa Suriye ve Rojava’daki çatışmalarda kullanmaktadır. Çeçenlere yeni hedef Suriye ve Rojava Kürdistan gösterilmiştir. Özellikle Suriye devleti karşısında gerileme yaşanınca bu defa çeteleri Rojava halkına saldırtmıştır. Bu saldırıları sadece El Nusra’yla ilişkilendirmek, savaşın arka planını ve hedefini anlamamak olur. Hedef kesinlikle Rojava devrimini bastırmak ve Kürtlerin hak kazanmasının önüne geçmektir. Bunu da en fazla isteyen Türkiye’dir. Dünyada hiçbir devlet Türkiye kadar bu çeteleri açıktan besleyen, örgütleyen ve saldırtan konumda olmamıştır. KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığının açıkladığı gibi saldırganlar tamamen Türkiye’nin taşeronlarıdır.
Türkiye, “Rojava’da Kürtler hak kazanırsa uyguladığım kültürel soykırım politikası çöker” düşüncesiyle Rojava devrimini hedefine almış durumdadır. Türk devletinin şu andaki temel önceliği Rojava devrimini bastırmaktır. Kuzey Kürdistan’da oyalama, zamana yayma ve tasfiye etme politikasının başarısı için bu devrimi bastırmayı gerekli görmektedir. Suriye ile ilgisi de esas olarak Kürt politikasıyla ilgilidir. Yoksa Suriye’de on binlerce insan ölmüş umurunda değildir. Irak’ta yüz binlerce insanın ölümünün AKP Hükümeti’nin suç ortaklığıyla yapıldığını herkes bilmektedir.
Şu anda El Nusra başta olmak üzere silahlı güçlerin en büyük destekçisi Türkiye’dir. Türkiye’nin desteği olmazsa bunlar bir gün bile savaşamaz. Her taraftan insanlar İstanbul havaalanına geliyor, oradan Hatay, Antep, Kilis ve Urfa’ya gönderiliyorlar. Oralardan da MİT’in örgütlemesi ve yardımıyla Suriye ve Rojava Kürdistan’a donanımlı olarak geçmektedirler. Gerçek buyken Türkiye’nin bunu yarım ağızla inkar etmesi hiçbir anlam ifade etmemektedir. Sadece uluslararası hukuk açısından zor duruma düşmemek için bu tür yalanlar söylemektedir. Yoksa her yerde biz destek veriyoruz diyerek bunun propagandasını yapıyorlar. Bu destek ve ilişkisiyle Suriye politikasında var olmaya çalışıyor. Rojava Kürdistan’daki devrimin kendisine sıçramasını böylece engellemeye çalışıyor. Her şey ayan beyan ortada. Gizlenecek bir durum kalmamıştır. Mızrak çuvala sığmıyor. Türkiye silahlı çetelerle iç içedir. Türkiye sınırları YPG’nin etkisinin olduğu yerler dışında bu çetelerin kullandığı tampon bölge durumundadır. Hatta sınıra yakın bölgelerde tamamen MİT ve Türk subaylarının denetiminde ve emirleri doğrultusunda çalışmaktadırlar.
Rojava’da böyle bir politika içinde olanlar Kürtlerle nasıl barış yapabilirler? Mevcut çatışmasızlığı bile Rojava devrimini bastırmak ve Kürtlerin sessiz kalmalarını sağlamak için ele alan Türkiye Kuzey Kürdistan’da sorunu nasıl çözebilir? Türkiye’nin tek derdi içeride ve dışarıda Kürtlerin güç olmasını engellemektir. Bunun için KDP’yi de kullanmaktadır. YPG komutanlığının belirttiği gibi KDP de Rojava devrimini bastırmak istemektedir. KDP’ye bağlı partilerin tutumu bunu ortaya koymaktadır. KDP’ye bağlı partilerin işi gücü provokasyon yaratıp çatışma çıkartarak Türkiye ve KDP’nin Rojava’ya müdahale etmelerini sağlamaktır. KDP, Derik ve Qamişlo’ya kendine bağlama karşılığında Rojava’nın tüm diğer alanlarını Türkiye ve bazı güçlere peşkeş çekme politikası izlemektedir. Türkiye de KDP’nin bu anlayışını Rojava devrimci güçlerine karşı kullanmaktadır.
KDP şu anda Rojava devrimine düşmanlık yapmaktadır. Başkası güçlenmesin diyerek Rojava devrimini boğma saldırılarına suç ortaklığı yapmaktadır. Rojava devrimi bastırılsın; yeter ki başka Kürt güçleri güç olmasın! KDP tamamıyla Kürtlerin tek ağası benim anlayışıyla hareket etmektedir. Kendisine yar olmayan her şeyin batmasını ilke edinmiştir. Bu ruh hali hiçbir halk içinde görülemez. Herhalde sadece Kürtler içinde vardır. Kürtlerin neden hala tam özgürleşmediğini de bu ruh hali ve tutum çok iyi izah etmektedir.
Rojava Kürdistan’ın boşaltılmasında da KDP’nin eli vardır. Zaten çoğunluğu KDP’ye yakın kesimlerdir. KDP Rojava devrimini güçsüzleştirmek, oradaki devrimci güçlerin halkın sorunlarını çözemediğini gösterip yıpratmak için böyle bir göçü bizzat kendine bağlı çevreler tarafından örgütlemiş ve pratikleştirmiştir. Rojava sınırlarını kapatıp ambargo uygulaması da tamamen bu amaçladır. Diğer bir hesap da bu göç edenleri örgütleyip buna dayanarak Rojava’da kendini güç yapmaktır. Tutar mı, tutmaz mı ayrı bir hesaptır, ancak KDP’nin bu tür beklentilerle Kürtleri Rojava’dan kaçırttığı bilinmektedir. Rojava’daki siyasi durumu yakından takip edenler bu göçleri böyle değerlendirmektedir.
KDP öyle bir hegemonya peşinde koşan güçtür ki, kimseyle hiçbir şeyi paylaşmak istemiyor. PYD’ye “Sen diğer partileri bu işin içine karıştırma, gel paylaşalım” diyor. Böylece diğer güçleri de PYD’ye karşıt hale getirmek, sonra da yalnızlaşmış PYD’yi tasfiye ederek Rojava’yı tümden ele geçirmeyi hesaplamaktadır. Rojava’yla ilgili değerlendirmelerde bu tür tespitler fazlasıyla yapılmaktadır. KDP bu tutumuyla Kürdistan’da her türlü demokratikleşmenin önünde engel konumundadır.
Güney’de seçimler var. Duyduğumuza göre KDP hakim olduğu yerlerde diğer partileri çalıştırmıyor. Ya da rakiplerinin taraftarlarını tehdit ederek bu tehditlerle diğer siyasi güçlerin çalışmalarını engellemekte, sandıkta da hile yapmayı planladığı söylenmektedir. KDP’nin etkili olduğu yerlerde sandıkların formalite olduğu düşüncesi genel bir eğilim haline gelmiştir. Celal Talabani KDP’nin bu karakterini bildiğinden “KDP, Çin’de bile seçime girse kazanır” demiştir. Bir taraftan para gücü, diğer taraftan hile yapılması KDP’nin tüm seçimlerde uyguladığı esas yöntemdir. Bunları da ABD, İsrail ve Türkiye desteğiyle yapmaktadır. Güney Kürdistan’da ve Irak’ta dünyanın en demokratik seçim sistemi bulunmaktadır. 1960’lı yıllarda Türkiye’de uygulanan bu seçim sistemine ‘milli bakiye’ denilmekteydi. Ancak KDP’nin uygulamaları nedeniyle bu demokratik seçim sistemi tam pratiğe geçememektedir.
KDP kendi alanında seçimi hile ve Keşanli Ali usulü yaptığından tek parti olarak çıksa da, Hewlêr ve Süleymaniye alanında KDP istediği sonucu alamayabilir. Eğer dengeli bir sonuç ortaya çıkarsa KDP’nin zararı aza indirilebilir. Yoksa Türkiye ile ortak hareket ederek Kürt halkının varlık ve özgürlük mücadelesinde olumsuz rolünü oynamaya devam edebilir.
KDP köklü bir partidir. Bir dönem daha belli bir güç ve etkisi olacaktır. Ancak hegomonik anlayışı onu da giderek halktan koparacaktır. Bu nedenle KDP’ye muhalefet Güney Kürdistan’da artmaktadır. Diğer partiler de gerçek bir alternatif olamadığından PKK’ye beslenen umutlar güçlenmekte ve sempati gelişmektedir. PÇDK hala bu çizgiyi tam sahiplenip pratikleştirme konusunda yetersiz kalmaktadır. Bu nedenle PÇDK’nin üç dört milletvekili çıkaracağı; PKK’ye yönelik sempatinin tümden PÇDK’ye oy olarak gitmeyeceği söylenmektedir.
Diğer partiler propagandalarında Kürt Halk Önderi’nin posterlerini, flamalarını taşımaktadırlar. Hatta bazı partiler bayrak ve flamalarını KCK bayrağına benzetmişlerdir. Öyle ki her parti KCK’nin desteğini almak için yarışmaktadır. Seçim öncesi KCK Eşbaşkanlığıyla tüm parti yetkililerinin görüşmesi bu durumu açıkça ortaya koymaktadır.
Güney Kürdistan’da hegomonik zihniyetlerin gerileyip çoğulcu siyasi yapıların ortaya çıkması demokratikleşme ve demokratik toplum yaratmak için gereklidir. Eğer çoklu siyasi yapı ortaya çıkarsa demokratik siyaset Güney’de daha fazla gelişerek tüm Kürdistan’ın ve Ortadoğu’nun demokratikleşmesinde önemli rol oynayacaktır.