Rojava ve Güney Kürdistan arasında şimdi derin hendekler kazılıyor. KDP’nin gelen yaygın eleştiri ve protestolara karşı yaptığı açıklama; “bu hükümetin kararıdır, sınır güvenliği içindir.“ Bu açıklama ne kadar inandırıcıdır? Goran ve YNK yaptığı açıklamalarda duvarı doğru görmediklerini ve onaylamadıklarını açıkladılar. 

Bu duvar KDP’nin politikası ve aklının ürünü müdür? KDP kafası buna uygundur. Kürdistan’ın diğer parçalarını ve partilerini hep kendinden aşağı gördü. Üstünlük onların egemenlik zihniyetinden kaynaklanıyor. Eşit ve politik rekabete dayalı bir anlayışa sahip olamadılar. Eleştiriyi düşmanlık ve karşıtlık biçiminde ele almaya veya PKK zaten böyledir deyip eleştiri gücü olanı boşa çıkarmaya çalıştılar. 

KDP’nin bu anlayışına rağmen Rojava sınırına kazdığı çukurlar tamamen onların aklının ve kararlarının ürünüdür demek çok zordur. Şimdiye kadar niye çukurlar kazmadılar, duvarlar örmediler. Son dönemlerde bölgelerine yönelik sızmalar ve karışıklıklar mı oldu? Hayır. Güney’i istikrarsızlaştırmak isteyenler mi oldu? Hayır. O zaman bu çukurlar niye şimdi gündeme geldi? 

Bu duvar ve çukurlar esasında Türkiye’nin politika ve aklının ürünüdür. Hatırlanırsa seçimlerden önce Nusaybin sınırında Türkiye İsrail’in yaptığı gibi yüksek duvarlar dikmeye başladı. Ancak Kuzey halkı direndi, hükümet duvarın örülmesini durdurmak zorunda kaldı. Buna rağmen Türkiye, Rojava karşıtlığından vazgeçmedi. El Kaide uzantısı grupları silahlandırıp destekledi, Kürtlere saldırttı. Bütün saldırı ve izole etme çabalarına rağmen Rojava halkı direndi ve kazanımlarını korudu. Kendisini yönetmek için örgütlenmesini sürdürdü. Ve kantonal sistemi demokratik temellerde oturtmaya devam etti. Bunu tüm Suriye için bir model olarak geliştirmeye çalıştı. Rojava’daki farklı etnik ve inançtan olan herkesi kattılar.

Tüm Kürdistanlıların gözü toplanacak ulusal kongredeydi. Uzun yıllar bu kongre tartışmaları ve beklentileri vardı. Şimdiye kadar hep KDP’nin engeline takıldı. Son yıllarda Kürdistan’ın tüm parçalarında uyanış ve gelişmeler oldu. Bunu gören KDP açıktan karşı çıkma gücünü gösteremedi. Son iki yıl içinde de görüşmeler hız kazandı. Tamam denildi. Hazırlık komisyonları oluşturuldu. Kongre tarihleri belirlendi. Hepimiz heyecanlandık. Kürt halkının içeride birlik gücü ve dışarıda ortak temsili büyük gelişmelere yol açacaktı.

Sonuçta geldik yine KDP engeline takıldık. Ulusal Kongre toplanıp tüm parçaları kucaklayacağına KDP şimdi PYD’yi ve Rojava kazanımlarını devre dışı bırakmaya çalışıyor. Bunun tek nedeni ise PYD’nin kendisine bağlı olmamasıdır. PYD’nin siyasi çizgisini beğenmeyebilir, eleştirileri olabilir. Bunlar olağan şeyler. Ancak PYD de KDP gibi Kürdistanî bir partidir. KDP’nin ona boyun eğdirme ve istediğini yaptırma yerine dostluk ve ittifak ilişkilerini araması gerekirdi. Kaldı ki bu partilerin tümü geçicidir. Asıl olan halkın varlığı ve çıkarlarıdır. On yıl sonra bugünkü PYD veya KDP kalacak mı? Kalsalarda bugünkü halleriyle mi kalacaklar? 

KDP dört parçada tüm partilerle dostane bir ilişki ve demokratik bir yarış içinde olsaydı şimdi çoktan Ulusal Kongre toplanmış ve birçok sorun aşılmıştı. Tüm parçalar desteğe ihtiyacı olan Rojava etrafında kenetlenmiş olacaklardı. Rojava’yi yalnızlaştırıp boğazlamaya çalışan Türkiye’nin politikalarına karşı yek vücut olacaklardı. KDP yetkilileri hergün Türklerin yöneticileriyle görüşüyorlar ama PYD yöneticileri ve Salih Muslim onlarla görüşmemeye çalışıyorlar. 

Türkiye sınırlarını Rojava halkına kapatmaya çalışıyor. Suriye muhalefetine, El Kaide uzantılarına ise açıyor ve her türlü desteği veriyor. Buna ek olarak KDP de Rojava halkına Güney’i kapatmaya çalışıyor. Savaş ve çatışmaların sürdüğü bir bölge etrafında alınan bu önlemleri normal görmek herhalde olanaklı değildir. Halkın tepkilerini önlemek için sınırlarımızı koruyoruz demenin ne anlamı olabilir? Niyet kötüdür, yapılan kötüdür, kötü bir planın yansımasıdır. Herşey açık ve ortadadır.

Güney’de peşmerge güçleri ve Saddam arasında çatışmaların sürdüğü zamanlarda bile bu çukurlar kazılmadı. Ne Saddam ne da Esad bunu yapmadı. Şimdi Türkiye’nin planlarına dahil olmayı kimse Kürdistan halkına açıklayamaz.

Kürdistan halkı dört parçada daha bilinçli ve daha örgütlü bir düzeye geldi. Hala egemenlik dayatmaları ve elindeki maddi gücü kullanarak halkını dize getirmek, iradesini kırmak çağdaş bir siyaset anlayışı olamaz. Ayrıca uzun vade de başarılı olma şansı da yoktur. Öyle olsaydı mevcut otoriter rejimlerin çok sağlam yerlerinde durmaları gerekiyordu. Ama herkesin gördüğü gibi bu rejimler aşılıyor.

Duvarları ve egemenlik anlayışlarını aşmak için halkın birliğini ve direnişini ortaklaştırması ve örgütlülüğünü pekiştirmesi en etkili cevap olacaktır.