
Ortadoğu, bir Latin Amerika değil. Coğrafyanın kendi gerçekliğini anlayamayanların yaptıkları karşılaştırmalar, bu yanıyla birçok düşünsel çarpıklığı içinde barındırıyor. Örgütsel karşılaştırmalar, bölgenin kültürel, siyasal ve sosyal gerçekliğinin çok uzağında ele alınıp, Rojava devriminin kendi iç dinamikleri, başarıları hiçleştirilip, karşılaştırmaların içine eklemlendirilen “emperyalizm ve icazet” gibi yaklaşımlarla, içi boşaltılıp, bilinçli ya da bilinçsizce ortalıktaki karşı devrim kirliliğinin hesabına yatırılıyor.
Rojava’yı anlamayı dert edinmeyenlerin, orada ne yaşanıyor, nasıl bir dönüşüm gerçekleşiyor, halkın devrime katılımı ve dönüştürücü gücü nedir, devrimin günlük hayata yansımaları nelerdir gibi birçok soruyu es geçmelerinin, Kürtlerin, Kürt devrimci güçlerinin ve dostlarının başarısına duyulan küçümseme ve hazımsızlıkla çok ilgili olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.
Kürtlerin ve Kürt Özgürlük Hareketinin yarattığı bir devrim olmaz, olamaz, olsa da mutlaka emperyalizm bağlantılı ve ömrü uzun olmayan bir yalan olur tarzındaki iç ve dış konuşmalar, içimize yerleşen inkarcılığın, kelimelere, sözcüklere, cümlelere yansıması olarak kendisini hissettiriyor.
Kendi içinde, ideolojik olarak sistemden kopamayan, kopmak istemeyen, yine kendini sistem içinde tarif ederek, düzenle kurduğu bağını, “yerli ve milli” olarak belirleyenler açısından, Rojava devrimini anlamak demek, sistem içi kurdukları ideolojik bağın çatlaması, sorgulanması demek olacağından, uzak durmayı, burun kıvırıp, teorik bahaneler üretmeyi tercih ederek gerici güçlerin söz birliğini güçlendirmektedir.
(Elbette ki bunu kırarak öne çıkacak güçler, zaman içerisinde kendisini daha çok hissettirecekleri yeni bir yolu, iradi bir müdahale ile geliştirerek, kopuşu gerçekleştireceklerdir. Mücadelenin doğası gereği, bu her zaman beklenendir.)
Güçlendirdikleri gericilik, bugün Rojava devrimini ortadan kaldırmak için, tüm karşı devrimci saldırganlığını sahaya sürmüştür. Devrimi, devrimci olanı Ortadoğu’dan düşürmek ve böylece diktacı, anti demokratik güçlerin bölge üzerindeki hakimiyetini yeniden sağlamlaştırmak isteyenler, bugün tankların yönünü Rojava’ya çevirmiş, gerici çetelerini de tankların arkasına alarak karşı saldırıya geçmiştir. Karşı devrimci gerici güçler bu kadar birleşmiş, hedef olarak ise Rojava’yı önlerine koymuşken, bu kadar net ve açık bir saldırganlık içerisindeyken, “neyi alamıyorsunuz?” diye sormak gerekiyor. Devrim ve karşı devrim her zaman çıplak değil midir?
Esad, Barzani, Türkiye, İran ve örtülü desteğiyle Rusya ve ABD’nin oluşturduğu çıkar ittifakının, temelde, bağımsız politikaları ve yeni yaşam ideolojisine sahip olan Kürtleri hedeflediğini anlamak bu kadar zor olmasa gerek.
Devrimin, devrimlerin yönünün artık Ortadoğu’ya kaydığını ve bunun, tüm gerici güçlere karşı Kürt Özgürlük Hareketinin öncülüğünde gerçekleştiğini kabul etmek neden zor geliyor hepimize? Bölgede, bu çizgiye sahip ve sahip olduğu çizgiyi de hayata geçirmiş, elle tutulur, gözle görülür kaç yapı, örgüt, anlayış sayabilirsiniz? Bir halkın, halkların kendi kaderini tayin hakkı gibi ilerici bir talebi savunamayacak kadar geri bir yerde duranlar, yarın hangi gerekçelerle özgürlüğü, özgürlükleri savunacaklar?
Rojava’nın devrimci güçler için neden bu kadar önemli ve gerici güçler için neden bu kadar korkutucu olduğunu anlamakla başlayabiliriz işe.
Rojava devrimi saldırı ve bu devrimi savunan ve en büyük yaratıcısı olan kadınlar saldırı altında. Rojava’nın özgürlük ve bir arada yaşama düşü, umudu saldırı altında. Bu düşü yaratan, hayata geçmesini sağlayan Kürt Halk Önderi Öcalan saldırı altında. Seçilmiş milletvekilleri, belediye başkanları, siyasetçiler, akademisyenler, yazarlar, gazeteciler saldırı altında. Sözlerimiz, kelimelerimiz, cümlelerimiz, duruşumuz saldırı altında. Birbiriyle o kadar bağlantılı ve o kadar iç içe geçmiştir ki, saldırının çok sistemli olduğu ve birbirinden bağımsız olmadığını anlamak hiç de zor değil.
Cizre, Sur, Nusaybin için uygulanan çökertme planı ne ise, hem Rojava hem de Türkiye’nin ilerici, sol, demokrasi güçleri için planlanan baskı, şiddet, tasfiye ve inkar da o dur. Buna karşı, tüm güçler ellerinde ne varsa birleştirmek, öne çıkmak ve sistemli bir birlik siyasetiyle karşı koymak zorundadır.
Çok açık söylemek gerekirse, tüm devrimci, ilerici güçlerin kaderi, Rojava devriminin savunulmasından, korunmasından geçiyor. Nerede bir devrim bastırılır, çökertilir ve düşürülürse, oradan çıkacak yenilgi ve umutsuzluk dalga dalga tüm bölgeyi ve elbette ki Türkiye’nin ilerici, sol güçlerini de derinden etkileyecektir.
Rojava’nın savunulması ve devrimin korunması için, enternasyonal bir direniş merkezi içinde yer alan devrimci güçlerin, tartıştığı ve önemini hissederek bölgeye akıttıkları güç bu yanıyla çok değerli. Önümüzdeki günlerde bunun etkisine ve enternasyonal birlikteliğin Rojava’nın kaderinde ortaklaştığına tanıklık edeceğiz. Devrimin korunması, bölgedeki tüm gerici güçlere karşı mücadelenin yükseltilerek büyütülmesi, sadece bölge halklarını etkilemeyecek, mücadele içerisinde bir fiil yer alanlar eliyle, dünyanın birçok ülke ve bölgesinde de karşılık bulacaktır.
Cerablus üzerinden yapılan işgale, savaş karşıtlığı temelinde bir tepkinin örgütlenemeyişi, öte yandan çetelerin, Türkiye’nin tankları ile birlikte bölgeye girerek ilerlemesine güçlü bir karşı koyuş verilmeyişi, gerici ittifakın elini bir nebze güçlendirmiş gözüküyor. Dengeleri her zaman korumaya çalışmak, refleksleri de törpüleyen bir mekanizmaya dönüşme riskini barındırmaktadır. Elini kolunu sallayarak ilerleyen ve asıl hedefi olan Rojava kantonları olduğu çok net görülen bir hamleye, içeride ve dışarıda güçlü bir tepkinin koyulamayışı ise üzerine düşünülmesi gereken bir olgudur.
Emperyal güçler ile bölgenin anti demokratik ülkelerinin oluşturduğu ittifakın ne kadar kalıcı olup olamayacağının, Rojava’nın savunulması için ortaya konulacak mücadele ile doğrudan bağlantılı olacağı çok açık gözüküyor.
Taktik ve stratejik hamlelerin, manevraların en geniş anlamda, mücadelenin her alanı ve bölgesinde birlikte hareket edebilmesi, devrimin gücünü de gösterecektir.
Rojava devrimini sahiplenmekte, değerini anlamakta ve yaratılmış, bedeli ödenmiş tüm değerlerin savunulmasında, Avrupa Kürt diasporasının ve ilerici güçlerin göstereceği katkı, her zamankinden çok daha önemli gözüküyor. Devrimin nefes alması, yalnız olmadığının gösterilmesi ve kamuoyunu harekete geçirilmesindeki mücadelesi, hem barış ve özgürlük kavgasını güçlendirecek, hem Öcalan üzerindeki tecridin ve kaygıların giderilmesini sağlayacak, hem de bölge halkına yönelik katliamların önüne geçilerek, insanlığın ve onu yaratan değerlerin yaşatılması, bugünden yarına korunacaktır.
Rojava ve onun etrafında şekillenen iradeyi, o iradeyi yaratanları korumanın aynı zamanda kendi geleceğimizi ve ortak yaşamımızı da korumak olduğu gerçeği, hepimizin gerçeğidir artık.
Akın Olgun