
İsviçre’nin Luzern kentinde önceki gün yaşamına son veren Rojhat Kavak (22), Zürih Kürt Toplum Merkezi’nde düzenlenen törenin ardından Kürdistan’a gönderildi.
Kürt Siyasetçi Cemal Kavak’ın oğlu olan Rojhat Kavak önceki gün akşam saatlerinde kendini asarak yaşamına son verdi. Geride bıraktığı mektupta Kavak, Kürdistan’da yaşanan katliamların ve sürgün yaşamının kendisini bu karara ittiğini yazdı.
Ailesi ve çok sayıda kişinin katıldığı törende konuşan Zürih Demokratik Kürt Toplum Merkezi (ZDKTM) Başkanı Yılmaz Polat, Kürt gençlerinin bu tarz ölümleri tercih etmemesini, sürgünün ve ülke hasretinin ağır sorunlarının özgürlük mücadelesi sahiplenilerek karşılanması gerektiğini belirtti.
Polat, “Bu tarz ölümlerin artık son bulması için hepimizin çıkaracağı önemli dersler bulunmaktadır” dedi.
Rojhat Kavak’ın ağabeyi Eyüp Kavak ise konuşmasında, “Yetişme tarzı ve donanımı ile ülke ve özgürlük tutkusu çok yüksek olan kardeşimin, bu tarzda yaşamına son vermesi elbette bizim de beklemediğimiz bir olaydı. Demek ki bunların yetmediği duygusal anlar da yaşanabiliyor. Bu nedenle birbirimize, yanı başımızdaki gençlere, farklı sorunlarının da olabileceğini bilerek, onları ötekileştirmeden sahip çıkmalıyız” dedi.
Rojhat Kavak’ın cenazesi önce Almanya’ya oradan da Amed’e götürülecek. Kavak, burada babasının da bulunduğu aile mezarlığında defnedilecek.
Mektup bıraktı
İsviçre’de bir süre Kürt gençlik çalışmalarında da yer alan Kavak, uzun yıllardan bu yana politik nedenlerden kaynaklı ailesiyle birlikte sürgün yaşamak zorunda kaldı. Geride bıraktığı mektupta da sürgün yaşamının zorluklarına değinen Kavak, sürgün yaşamının yanı sıra Kürdistan’daki devletin vahşetine karşı eli kolu bağlı kalamayacağını belirtti.
Kavak’ın ailesi ve sevdiklerine “... biliyorum bu kararım tartışmasız yanlıştır…” diyerek başladığı mektubu şöyle:
“Kararım tartışmasız yanlış bir karardır, fakat ben yapamadım yenik düştüm. Başarılı bir hayat, güzel bir gelecek yolunda kararlı adımlarla sonuç ala ala, direne direne yürüyordum. Ne var ki tüm bunlar bir amaç doğrultusunda anlam kazanıyordu. Belki ufak bir yaşta ülkemi terk etmek zorunda kaldım. Burada geçen zamanda da ülkeme faydalı bir birey olabilmek için çaba harcadım. Fakat yüreğimde öyle bir hasret büyüdü ki artık burada sürdürdüğüm yaşam dayanılmaz hale geldi.
Her gün genç, yaşlı, çocuk katledilirken eli kolu bağlı oturmaktan beni her geçen gün bitiren şeylerden biriydi sadece. Yapılabilecek belki çok şey vardı ama benim özlediğim sadece bir şeydi: Kürdistan sokakları.
Tüm sevdiklerimden affımı diliyorum. Bize gün yüzü göstermeyen devlete karşı mücadelenizde başarılar…”
Rojhat Kavak’ın babası Kürt siyasetçi Cemal Kavak da 2012 yılında Avusturya’nın Innsbruck kentinde kendini asarak yaşamına son vermişti.
Y.ÖZGÜR POLİTİKA/ZÜRİH
Vazodaki çiçekler ve yüreğimizdeki hasret...
“Hiçbir işe yaramaz o yabancı dilde kitap
kimliğini açığa vurmaktan gayrı.
Seni çağıran mektup
anadilinde yazılmış olmayacak mı?
Kireçleri dökülür gibi bir eski yapının
(ko dökülsün, engel olma!)
yıkılır gider adalet karşısında bir gün
şu sınırda gördüğün zulüm duvarı da..
Elinle çaktığın şu çiviye bak
söyle ne zaman döneceksin uzak yurduna?“*
Sürgünün hukuki anlamı, birini ceza olarak belli bir yerin dışında veya belli bir yerde oturtmak olarak tarif edilir. Osmanlı Devleti’nden günümüz Türkiye Cumhuriyeti’nin sürgün politikaları hep artarak devam etmiştir. Bizlerin bugün diyasporada yaşadığı hayat da sürgünlükten başka birşey değildir.
Hele de iltica etmiş ve bundan dolayı oturum almışsanız, dünyanın bütün ülkelerine seyahat izniniz vardır, ama doğduğunuz, büyüdüğünüz, en güzel yıllarınızı geçirdiğiniz kendi öz ülkenize gidemezsiniz. Bir tek siz değil, sizinle gelen eşiniz ve çocuklarınız da gidemez. Hadi diyelim ki siz “bu halkı ve bu ülkeyi sevmek” gibi korkunç bir “suç” işlediniz, peki ya siz geldiğinizde daha iki ya da üç yaşında olan, belki de burda doğan çocuğunuzun ne suçu var?
Elbette sürgünlük insan yaşamındaki en büyük felaketlerden biri. Bir de gidilen ülkedeki entegrasyon politikalarını düşünürseniz, tıpkı Kafka’nın ünlü romanı Dönüşüm’de olduğu gibi birde bakarsınız ki bir sabah uyanmışsınız ve artık siz siz değilsinizdir. İnsan haliyle alışamıyor, alışmak da istemiyor ve hep köklerini arıyor.
“Sürgünde yaşamak, vazoda yetişen bir çiçek gibidir. Ben de bu Avrupa’da böyle görüyorum kendimi. Avrupa yaşamı bana göre bir yaşam değil, ancak bu kadar dayanabildim” diye yazmıştı Cemal Kavak ailesine bıraktığı mektupta.
Kürt siyasetçi Cemal Kavak 2012 yılında Avusturya’nın İnnsbruck kentinde yaşadığı sürgün hayatına daha fazla dayanamayarak kendisini asmış, böylece sürgünlüğüne kendi elleriyle son noktayı koyup o çok sevdiği ülkesine kavuşmuştu.
Şimdi ardından biri daha, çok sevgili oğlu Rojhat “yüreğimde öyle bir hasret büyüdü ki…” diyerek sürgün yaşamına kendi elleriyle son verdi. Rojhat daha 22 yaşında, önünde pırıl pırıl bir geleceği olan bir Kürt genciydi. Türkiye Cumhuriyeti Terör Devleti’nin ülkemizde yaptığı katliamları ta uzaklardan görüyor ve derinden hissediyordu.
“Yapılabilecek belki çok şey vardı, ama benim özlediğim sadece bir şeydi: Kürdistan sokakları...” diye yazmış Rojhat son mektubunda. Kürt çocuklarının özgürce dolaşması, oyunlar oynaması gereken o Kürdistan sokakları, bugün TC. Terör Devleti tarafından resmen kana bulanmış durumda. Son olarak o sokaklarda önce yaralayıp ardından sayısız kurşunla infaz ettikleri Hacı Lokman Birlik’in ölü bedenini akrep tipi zırhlı araca bağlayıp yerlerde sürüklediklerini, bir de utanmadan, sıkılmadan, sanki bir marifetmiş gibi toplu fotoğraf çektirdiklerini gördü Rojhat ve ülke hasretiyle dolu olan o güzelim yüreği dayanamadı tüm bunlara...
Rojhat’ın hayatına son vermesi belki polis kayıtlarına “bir intihar vakası“ olarak geçecek, ama bu bir intihar vakası değil, hepimizin duyması gereken bir isyan çığlığıdır.
* Bertolt Brecht, Sürgün Üzerine adlı şiirinden
EYLEM KAHRAMAN