"Genç yitirilen her can içimizi yakar. Rantları için gençlerimizi istismar edip, ülkenin huzur ve istikrarını hedefleyenlere lanet olsun."

Bilin bakalım bu satırları kim söylüyor. Dışarıdan bakınca kalbi olan duyarlı bir insan sözü imiş görünüyor. İnsan vicdan bile arayabiliyor. Lakin durum biraz tersi! Egemen Bağış’ın twitter’de yazdığı satırlar. Öyle ki biraz daha canı yansa gerçeği görecek. Katillerin aralarında olduğunu, raporlarda kayıtlı olduğunu sezecek.
İşin bir de diğer tarafı var. Artık iktidar ve onun parametreleri de büyük bir sarhoşlukla bizim kullandığımız eleştirinin, dilin aynısını kullanıyor. Bir yerde bir hata var. Walter Benjamin, "Bugün içinde bulunduğumuz olağanüstü tehlike hali istisnai bir durum değil, kuraldır. Bu kavrayışa uygun bir tarih mefhumu geliştirmeliyiz" derken çok haklı. Fazlasıyla haklı yani…
Bu mefhuma dair J.Berger’in de güzel bir katkısı var. Diyor ki "Böyle bir tarih mefhumu bağlamında her basitleştirmenin, her yaftanın iktidar sahiplerinin işine yaradığını görmemiz gerekir; güçleri arttığı oranda basitleştirmelere olan ihtiyaçları da artacaktır. Öte yandan bu kör gücün zulmünü çekenlerin ya da ona karşı savaşanların çıkarlarına şimdi ve uzun vadede hizmet edilmesi, ancak çeşitliliği, farklılığı ve karmaşıklığı kavramak ve kabul etmekle mümkün olabilir."
Bize yeni bir dil, yeni bir eleştiri lazım. Devlet kendini, dilini, sinsiliğini, konumunu sürekli güncelliyor.
Bakın geçen haftadan daha taze bir örnek vereyim.
Erdoğan, Kürtlerin geçmişte doğuda yaşadıklarını kendilerinin de ‘batıda, kuzeyde, güneyde’ yaşadığını söyleyerek, "Siz burada ne yaşadıysanız, farklı şekilde biz de batıda, kuzeyde güneyde bunları yaşadık. Zulmün biçimi, rengi tonu değişikti ama zalim aynıydı, zulüm aynıydı. 3 Kasım 2002 seçimleriyle birlikte biz bu zulme, bu ayrımcılığa, inkar ve asimilasyon teşebbüslerine sizin verdiğiniz yetkiyle son verdik" Diyor. Şimdi "Kürtlerin yaşadığını biz de yaşıyoruz" diyen ve Kürde her şeyi yaşatan ve de reva gören adama ne diyelim? Nasıl yaklaşalım? Sahiden tehlike ve işimiz büyük.
**
TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin, TRT Çocuk’ta Osmanlı padişahlarının hayatını anlatan çizgi filmler yayınlayacaklarını söyledi. Şahin, "Osman Bey’den başlayacağız 2. Abdülmecid’e kadar geleceğiz. Bu çizgi filmle çocuklar tarihimizi öğrenecek. Ancak diğer çizgi filmlerde hayal ürünü varlıklar, uçanlar, kaçanlar, uzaylılar, doğaüstü yaratıklar var. Bu çocuklar için tehlikeli" dedi.
Ne güzel…
İnsan delirmeye görsün. Ya da yaranma güdüsü ile yola koyulmaya mı deseydik? Hayal gücü ürünleri tehlikeli bulan AKP, çözümü savaş ve padişah filmlerinde bulmuş. Aklıma Osmanlı döneminde "akla" direnen sözde ilimciler geldi. Fanusa kapatılan ve oksijensiz bırakılan bir bitki ölür diyen adamı idam etmişlerdi. Bu uygulama da biraz bana onu hatırlattı. Yakında Erdoğan ve AKP’nin de çizgi filmi çekilip propaganda niyetine önce okullarda ders arası sonra TV’lerde şey edilir. Daha sağ iken kendi belgeselini yapan adamdan her şeyi beklerim.
**
MEB'in lise sistemini sil baştan düzenleyen ve tüm lise yönetmeliklerinin birleştirildiği yönetmelikte, 'tüm okullara ibadethane açılması' da bulunuyor. Yani her okula bir ibadethane.
Geçenlerde okul çağında kızların evlenebilmesi kararı da çıkmıştı. Karara göre kızlar evlenip açık öğretimden bitirebilir deniliyordu. Eğitim sistemini yeni baştan dizayn eden AKP, yüzbinlerce liseyi imam hatibe çevirdi.