Bazen bir anlık yaşanmışlıktır koskoca tarih. Yanıbaşında bedeni paramparça olmuş yoldaşının dehşeti ve parçalarında yüze vurulan yalan “gerçek”. Yaşamın zorlu ve gerçek yaratımı. Doğumun ölüme bu kadar yakın seyrettiği, adeta ikizi gibi bir arada durduğu ve bu kadar derinden insan beynine işlediği; “gerçek” diye sunulan herşeyin anlamsızlaştığı, büyük bir yalandan ibaret olduğu başka bir yer yoktur.
18 yaşlarında, genç bir yürek bu kadar çıplak ve tarihin kökenlerinden gelen hakikatler karşısında neyi ifade ediyor? Çocuksu bir saflık, delice bir delikanlılık ya da ak saçlı bir bilgelik mi? Belki de hepsi. Saflık, delilik ve bilgelik, bu gencecik insan yüzünde nasıl bu kadar çarpıcı hüzünlü ve ışıltılı bir görünüme kavuşabiliyor? Hüzün ve ışıltı; geçmiş ve gelecek arasında çekilen en çıplak, sert ve gerilmiş iradenin göz bebeklerindeki yakamozları. Günümüze ve dünyaya küskün biraz. Derin ve kırgın. Yaşama sevdalı; çölde bir vaha gibi. Ruhun bu kadar maddileşmesi, maddenin bu kadar ruhsallaşması mümkün mü? Yüreğinde, hatıralarında ve belleğinde sıkışmış, katlanmış, üstüste bindirilmiş anılar, bakışlar ve sevgiler. Sessiz, lal labirentler. Bunları taşımak için çok genç, çok körpe... En derindekiler yüreklere işlenmiş dövme gibi; ölümsüzleşmiş. Yaşayan nedir, ölen nedir?
Sıraya dizilmiş, çıta gibi gencecik fidanlar; kadınlar-erkekler dimdik bedenlerini silahın eğimine paralel, önlerindeki şehit yoldaşlarının cenazesine doğru eğmişler.
Sarina; güzel Sarina! Hiçbir güzellik tarifi Sarina'yı anlatamaz. Cenazeyi omuzlamış genç bir gerillanın gözyaşları, yanaklarından aşağı süzülüyor ağır ağır. Sessizliğini dillendiren bu gözyaşları neyi anlatıyor? Kısa bir süre önce geldiği bu yaşamda paylaştıkları kadar, devraldığı bu acıya, hüznüne tercüman oluyor.
Genç gerilla 19 yıllık ömrüyle 35 yıllık mücadeleyi sığdırmış bir, belki de iki yılına. Geldiğinde, kadın gerillalara hiç yaklaşmıyor, merhaba için bile elini vermiyor, uzaktan soğuk, utangaç haliyle gözlüyor, yüzlerine bakmıyor. Belki küçümsüyor, belki de çok yabancı kadına; bilmiyoruz. Sarina Şemzînan'da yanıbaşında aynı mevzide savaşıyor, şehit düşüyor. Başta silahı, sonra el bombalarıyla, sonra yanında şehit düşmüş arkadaşlarının silahıyla, birisinin BKC'siyle, en son roketatarla. Ta ki, kendisi vurulana kadar...
Güzel Sarina! Neyi nasıl anlattı bu yanıbaşındaki genç gerillaya? Ve genç gerilla –adı belki Agit, yani yiğit, mert- nasıl bir değişimi yaşadı? Nasıl yaşadı? Kırılarak, şaşırarak, çarpılarak; belki de geçmişi paramparça olarak… Yaşadı! Binlerce yıllık yaşlanmış-taşlaşmış bakışlar, yanlış bakışlar-yanlış büyümeler ve yalanlar çatladı. Hakikatin en çıplağıdır gözyaşı damlasının şeffaflığında yanaklarından süzülen. İşte şimdi omuzlamış; sonsuzluğa taşıyor bu içindeki değişimi. Yoldaşının geriye kalan bedeninin ağırlığı altında bir yaşlı bilgelikte. Bunu en hüzünlü ve en güzel gözyaşları anlatır, başka değil. Zaten burada herşey yalın; bütün sadeliği içerisinde keskin ve sert.
RUŞEN BÊZAR: Xakurkê'nin gözyaşları