
Suriye’de durum öyle karışık ve kirli bir hal aldı ki, gelişmelerin saati saatine uymuyor. Her an bir yerde yeni bir gelişme yaşanıyor, herkes birbiriyle gizli kapaklı o kadar kirli iş çeviriyor ki, kimin ne zaman kime karşı nasıl tutum alabileceğini kestiremiyorsunuz.
Rusya, “Türk devleti işini iyi yapıyor” derken, bir anda Soçi anlaşmasından sonra ilk kez İdlib’e havadan saldırıyor. Türk devleti, Efrîn’in işgalinde kullandığı çetelerle kanlı çatışmalara giriyor. Bir bakıyorsunuz Erdoğan bir sabah uyanıp, Kuzey Suriye’den bize saldırı var deyip, bu bölgelere işgal saldırısı gerçekleştiriyor.
Dahası da var, Suriye rejimi bir gün MSD ile Suriye’nin geleceğine dair görüşmeler yaparken, bir anda Kuzey Suriye’ye saldırı tehditleri savuruyor. Derazor’da DAİŞ’e karşı son operasyon yapılırken, beklenmedik bir şekilde DAİŞ adeta yeniden dirilircesine direniş geliştiriyor, hatta saldırıya geçiyor. Bir de bakıyorsunuz Irak’ın çiçeği burnunda başbakanı, çocukların dahi güleceği şekilde, sanki gerçekten bağımsız bir devletmiş gibi, “ABD bizim iç işlerimize karışmasın” açıklaması yapıyor.
Bunlar da yetmiyor, Rusya Ukrayna savaş gemilerine saldırıyor ve bir anda tüm dünyanın gözü balkanlara taşınabilecek yeni bir savaşa çevriliyor.
Nedir peki bütün bunların özeti?
Tüm bunların özeti; Rusya ve ABD küresel hegemonya peşinde koşarken her yerde savaşıyor ve herkesi de kendi hakimiyet savaşlarına koşturuyor. Beklenmedik çıkışlar, açıklamalar, saldırılar bu iki güç arasındaki stratejik savaşın gündelik, taktik sonuçları olarak ortaya çıkıyor.
Türk devleti Soçi’de Rusya’ya, ben İdlib’deki çeteleri Kuzey Suriye’nin işgalinde kullanacam, ama sen de bana biraz zaman tanı, diyerek vaat veriyor. Rusya, olur diyor ve yeni bir gündem yaratıyor. Bir anda Lavrov, Suriye rejimiyle eş güdüm halinde Kuzey Suriye’yi en büyük tehdit olarak gösteriyor. Ve Türkiye sol kulvardan saldırıya geçiyor. Girê Spî’de çocuklar katlediliyor, bu suçları belgelemeye çalışan gazeteciler hedef alınıyor.
Türk devleti açıktan yeni bir Kürt soykırımı ve Rojava işgali için harekete geçerken, Rusya ve Suriye rejim gizli ve açık tehditler savuruyor. Putin Erdoğan işini iyi yapıyor açıklamasıyla Erdoğan’a verdiği gazın şiddetini yükseltiyor. Erdoğan’da bu gazla kendinden geçiyor ve “ben her yere saldırırım, işgal ederim, yakarım, yıkarım” naraları savuruyor. Bahçeli Erdoğan’a rahmet okutur şekilde ağzından akan salyalarla kendinden geçiyor ve “daha fazla Kürt kanı” istiyor.
Bir bakıyorsunuz Rakka’da bombalar patlıyor, Arap şeyhleri öldürülüyor ve Erdoğan’ın çukur medyası hep bir ağızdan üzerine atlıyor olayın. DAİŞ, ben yaptım açıklamasına karşın, Erdoğan ve güdümündeki çukur medyası, “yok efendim sen yapmadın, sen böyle şeyler yapar mısın hiç, nerede görülmüştür senin böyle şeyler yaptığın, olsa olsa QSD yapmıştır” diyerek, halklar arası kanlı savaş için hazırda tuttukları tezgahı kurmaya başlıyor ve tabi DAİŞ’i aklamaya çalışıyor.
Bu da yetmiyor, DAİŞ bir anda Derazor’un Hecin ilçesinde QSD güçlerine karşı saldırı başlatıyor. Nerden çıktı bu kadar güç diye kurcalıyorsunuz, bir de bakıyorsunuz ki arkasında Rusya, Suriye ve Erdoğan rejimi çıkıyor. İran boş durur mu? Durmaz elbette.
Ama anlaşılan işler tüm kirli oyun ve tezgahlara rağmen rayında gitmiyor. Olmayınca etekleri tutuşuyor hepsinin. Kuzey Suriye bölgesi saldırılara direneceğini ilan ediyor ve QSD, Rusya, Türk devleti ve Şam’ın tüm silah, cephane ve siyasi desteğine rağmen DAİŞ’e büyük darbeler vuruyor.
En önemlisi Türk devleti Soçi’de kendisine verilen idlib’deki çeteleri taşıma görevini yerine getiremeyince, Rusya ufaktan ufağa diş bilemeye, yumuşak bir dille de olsa Erdoğan’ı uyarmaya başlıyor. Yetmeyince İdlib’e hava saldırısı geliyor.
Soçi’de kurulan plana bir daha göz atıyoruz. Erdoğan-Putin arasında kanlı Kürt planı hazırlanıyor. Tıpkı Efrîn’de olduğu gibi. Erdoğan, kanlı çetelerini idlib’de kuzey ve doğu suriye sınırına çekecek ve oradan bölgeyi işgale başlayacak. Kuzey Suriye özerk yönetiminin tasfiyesiyle ortaya çıkacak otorite boşluğu Rusya ve Suriye rejim güçleri tarafından doldurulacak. Zaten rejim bunun için MSD ile diyalogu keserken, öte tarafta tehdit açıklamalarına paralel olarak askeri gücünü hazırda tutuyor.
Plana göre Erdoğan Kürtlerin kazanımlarını tasfiye ederken, Rusya ve Suriye rejimi Suriye genelinde hakimiyeti ele geçirilecek. Türk devletini Rusya’ya kaptırmak istemeyen ABD ve koalisyon güçleri de duruma razı edilerek bölgeden çektirilecek. Tüm kazanımlarını kaybedecek olan Kürtler ile diğer halklar bir yandan Türk devleti tarafından bombardımana tutulurken, diğer yandan bölgedeki diğer halklar tahrik edilerek içten tasfiye edilecekleri. Bu şekilde Türk devleti çeteleri de İdlib’den çekerek burada da rejimin hakimiyetine saha açmış olacak.
Ancak işler planlandığı gibi gitmiyor. Türk devletinin saldırılarına karşı Kuzey Suriye güçleri direniyorlar. Bir ihtimal, Koalisyon ve ABD de Rusya ve İran’ın bölgede hakimiyetini kuracak böyle bir plana “hayır” diyor. Özellikle Rusya ve Suriye rejiminin Derazor’daki çetelere desteği bu planı daha fazla görünür kılıyor.
Özcesi plan şu; TC çeteleri getirecek, kuzey Suriye kazanımlarını tasfiye edecek. Olası bir statünün önü bu şekilde alınmış olacak. Bunun karşılığında Rusya ve rejim hem İdlib hem de kuzey Suriye’de hakimiyet sağlamış olacak. Aynı şekilde Derazor’da da yenilgiye uğrayacak QSD’den boşalacak alana da Suriye rejimi ve Rusya yerleşmiş olacak. Derken Rakka, Tebqa, Minbic’de de hakimiyet bu güçlerin eline geçmiş olacak. Rusya-İran-Suriye koalisyon güçlerini saf dışı ederken, Türk devleti de anti Kürt politikasını tümden hayata geçirmiş olacak. Yapılmak istenen planın özü bu. Ama plan tutmadı. Şimdi Rusya ve Türk devletinin yavaş yavaş karşı karşıya gelme anları devreye giriyor. Bekleyip görelim daha neler neler olacak.