Rusya, Türkiye’yi İdlib’de çetelere karşı operasyonda kullanarak hem çetelere karşı bir başarı elde etmek, hem de AKP-MHP iktidarı ile ABD arasında yeni çatışma noktası yaratmayı amaçlıyor. Erdoğan ise Suriye siyasetinde Ergenekoncu ekibin denetimine tamamen girmiş durumda. Rusya ve Türkiye ilişkileri hep gelgitli oldu. Genelde çatışmalı olan bu ilişki, zaman zaman yumuşama ve taktik ittifaklara ulaşabilmişti. Batı, Türkiye’yi hep Rusya karşı tampon bölge olarak gördü. Türkiye geçmişte Rusya’nın Ortadoğu’ya ve sıcak sulara inmesine karşı bir duvar rolü oynuyordu. Ama günümüzün dengeleri artık bu ilişkilerin ilerisine geçmiş ve Türkiye artık NATO’nun Rusya’ya karşı ‘miğferi’ değil. Tam tersi Erdoğan iktidarında Türkiye, Rusya ile stratejik ilişkilere doğru ilerliyor ve NATO’dan gittikçe uzaklaşıyor. Bunu da ‘bağımsız politika’ adına yapıyor. Bir hegemon bloktan, başka bir hegomon güce sığınmak ne kadar bağımsız politika oluyorsa, Erdoğan iktidarındaki Türkiye o kadar bağımsız olabilir. Kartaldan kaçayım derken, Rus ayısına sığınmak olan bu siyasetinin yeni bir çıkmaz yol olduğu açık. İcazet Rusya’dan geliyor ABD ve Rusya arasında çelişkilerden nemalanan ve bu durumdan istifade ederek oyun kuran Erdoğan iktidarı öncülüğündeki Türk devleti, her iki güçten de azami yararlanmak istiyor. Sadece yararlanma üzerine kurulan bu siyasetin uzun süre sürdürülebilirliği yok denilse de, her iki taraf da aynı şekilde Türkiye’den yararlanmak istiyor. Bu noktada İdlib’de yaşananlar bunun bir göstergesi. Rusya, İdlib’e Türk gözlem notları kurdurarak, Türkiye’yi sorunun bir parçası haline getirdi. Sadece bununla da kalmadı, aynı zamanda bölgedeki çete gruplarının resmi sözcüsü yaptı. Bu da Türkiye’yi bölgede olan El Nusra/Heyet Tahrir El Şam gibi çetelerin ortağı ve hamisi haline getirdi. Gayriresmi olan bu ilişki, Rusya’nın politik esnekliğiyle resmileştirildi. Rusya’nın Erdoğan iktidarını kendi minvalinde yönlendirdiği açık. İdlib konusunda hemfikirler Türkiye, ABD ile farklı sorunlar yaşasa da, Türkiye ile ABD arasında İdlib konusunda hemfikirlilik sürüyor. Hem Türkiye hem de ABD İdlib’de durumun değişmeden devam etmesi ve daha önce Erdoğan ile Putin arasında imzalanan Soçi anlaşmasının devam etmesinden yana. İdlib’de hiç uygulanmayan bu anlaşmanın sürdürülmesi bir herkes için bir tercih. Bu hem Rusya hem Türkiye hem de ABD’nin tercihi. Rusya, zaman zaman bu duruma Suriye rejimi ve İran’ın baskılamasından kaynaklı olarak çetelerin varlığı ilgili rahatsızlığını dile getirse de şimdilik İdlib üzerinde etkili olan güçler durumun değişmemesinde hemfikir. İdlib neden önemli? Rusya ve Türkiye’nin Astana anlaşması çerçevesinde çete grupları, Suriye’nin farklı bölgelerinden çıkartıldı ve bunlar, İdlib’e yığıldı. Şu an yüzbinlerce çete ve ailesi İdlib’de bulunuyor. Bu çete gruplarının ortak noktası, Türkiye bağlı gruplar olması. Daha önce Erdoğan’a bağlı olmayan gruplar da, İdlib’de toplanmalarıyla Erdoğan’ın denetimine girdi. An itibariyle Suriye Suni Arap ‘muhalefetinin’ toplandığı yer İdlib. Diğer bölgelerde Türkiye’nin eliyle tasfiye edilen bu çete grupları, şu an Türkiye himayesinde İdlib toplandı. Buradan da tasfiye edilmeleri halinde, Cenevre çerçevesinde oluşturulan ve Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilen 2254 sayılı karara dayılı olarak “Suriye krizinin siyasi çözümünün” maddi zemini ortadan kalkmış olacak. Bir anlamda eğer İdlib’deki çeteler tasfiye edilirse, Cenevre çerçevesinde oluşturulan çözüm arayışlarının gereği kalmayacak. Bunun için hem Türkiye, hem ABD hem Rusya bu çerçeve de İdlib’de çok önemli bir değişim istemiyorlar. Cenevre görüşmelerinin yeniden başlamasının tek şansı, İdlib’de durumunda bir değişimin olmaması. Suriye rejimi ve Rusya İdlib’de krizde Rusya ve Suriye rejimi 4 Mayıs’tan bu yana İdlib’e yönelik olarak ciddi bir saldırı içinde. Bu saldırıda İran milisleri ve Hizbullah güçlerinin katılmadığı yönünde bilgiler var. Bu durumun Rusya, ABD ve İsrail arasındaki görüşmelerin ve bu görüşmelerde gizli anlaşma olabileceği yönünde İran’ın kaygısının etkisi büyük. İran’ın katılmadığı İdlib saldırısında aralıksız ve yoğun bombalamalara rağmen rejim güçlerinin pek ilerlemediği görülüyor. Türkiye’den ağır silah, füzeler ve cephane alan Heyet Tahrir Şam çeteleri (HTŞ), Türk devletinin kurduğu ‘ulusal ordu’ desteğiyle Suriye rejiminin saldırılarını durdurdu. Rusya, İdlib’de ikili bir politika içinde, bir yandan Suriye rejimini bölgeye saldırması için teşvik ederek, sürekli ağır silahlarla bölge bombalayarak insansızlaştırıyor. Diğer yandan ise Türkiye ile ortak hareket eden Rusya, İdlib’deki dengeleri çok da bozmak istemiyor. Rusya ile Türkiye arasında zorunlu (!) bir İdlib ilişkisi görülüyor. Öte yandan bu hafta içinde önemli bir gelişme de oldu. Rus Genelkurmay Başkanlığı’ndan bir yetkili, Türkiye ile birlikte çetelerin bulunduğu alanlara nokta operasyonları düzenlediklerini, Türkiye’nin bu çetelerin bulunduğu yerlerde operasyon için istihbarat verdiğini hatta, Hama’da bir grup saldırı hazırlığındayken Türkiye’nin verdiği istihbaratla bunların imha edildiği şekillinde açıklamalarda bulundu. Bu açıklamalar, Türkiye ile ABD arasında İdlib üzerinden yeni bir gerginlik alanı oluşturmaya yönelik Rusya’nın bir yeni bir çıkışı olabilir. Şimdiye kadar Türkiye yetkililerinden de bu açıklamayı yalanlayan her hangi bir açıklama olmadı. Bu da açıklamanın, Türkiye ile koordineli yapıldığını gösteriyor. Pratik olsun veya olmasın İdlib’deki durumun değişmesini istemeyen ABD’ye, Türkiye’nin yeni bir tehdididir. Çeteler Türkiye’ye karşı güvensiz Rusya da İdlib üzerinden hem ABD ile Türkiye arasında yeni bir kriz alanı oluşturmak istiyor, hem de Cephet El Nusra (yeni adıyla HTŞ) çetelerini himayesine almış Türkiye karşı çetelerin bir güven sorunu yaşatmak istiyor. Yoğun hava ve topçu saldırılarıyla desteklenen bu Türkiye ile ortak saldırı söylemi etkili olmaya başladı. Suriye rejimi yoğun saldırılardan sonra iki köyü yeniden ele geçirdi. Türkiye’nin Rusya’nın yaptığı açıklamaya sessiz kalması, ortaklığı kabul ettiği anlamına geliyor. Bu çeteler içinde Türkiye karşı uzun süredir var olan güvensizliği daha derinleştirecek. Suriyelileri çetelere eleman olarak gönderiyor Türkiye’de “Ensar” olan Suriyeli mülteciler, bir anda “istenmeyenler” ilan edildi. Bunun iki nedeni var. Birincisi İdlib ve Türkiye işgali altında olan bölgelerde yaşanan genç insan sorunu. Çeteler artık eskisi gibi eleman bulamıyor. Çünkü hem İdlib’de hem diğer işgal bölgelerinde gençlerin büyük bir bölümü Türkiye’ye kaçıyor. İkincisi önümüzdeki günlerde yapılacak Astana görüşmelerinde önemli bir gündem maddesi mülteciler konusu olacak. Rusya bir anlaşma olmadan Suriyeli mültecilerin geri gelmesi yönünde bastırıyor. Görüşmeler başlamadan Türkiye, Rusya’nın istemine göre mültecileri geri göndermeye başladı. Bu bölgede yeni bir insani krize neden olacak. Zorla gönderilen Suriyelileri tek bir çaresi var, o da çetelere katılmak. AKP-MHP ve Müslüman Kardeşler ortaklığı AKP-MHP iktidarında Suriye sorununun bu kadar girift bir hal almasında, Erdoğan’ın, Müslüman Kardeşler ile içine girdiği birlikteliğin çok büyük bir rolü var. Suriye’de daha hiçbir olay yaşanm mışken, Suriye’den insanların kaçışını teşvik eden ve bir mülteci sorunu yaratan yine AKP-MHP iktidarı oldu. Suriyelileri Müslüman Kardeşler’e katılmaları için mülteci kamplarını kullandı. AKP-MHP iktidarının bu politikasının iki yönü vardı. Birincisi gelecekte kurulacak yeni Suriye’de kendi tabanlarını oluşturmak, ikincisi ise Avrupa devletlerine karşı bulunmaz bir koz olan mültecileri sürekli tehdit olarak kullanmaktı. Doğru, bu konuda bu faşist iktidar başarılı oldu. Arap coğrafyasının en ılımlı halkı olan Suriyeli Araplar artık radikalleştirildi. Avrupa devletleri mülteciler gelmesinde Türkiye ne yaparsa yapsın diyerek faşist politikalara şimdiye kadar sessiz kaldı. Radikalleştirdikleri Suriyelileri zorla Suriye’ye göndermek bu politikanın son evresi oldu. Erdoğan, Suriye meselesini Ergenekonculara havale etti Sadece İdlib konusunda değil, genel anlamda Erdoğan’ın Suriye siyaseti, Ergenekoncu ekibin tamamen denetimine girmiş durumda. Kızıl Elmacı ekip, Erdoğan’ın Rabia işaretinin altında kendi politikasını yürütüyor. Özellikle Kürt politikası konusunda bu ekibin belirleyici olduğu açık. Yakın zamanda daha da Rusya eksenine kayan Erdoğan’ın Suriye rejimiyle gizli görüşmeler içinde olduğu biliniyor. Bu görüşmelerin en son meyvesi, Rusya ile İdlib’de ortak operasyon oldu. MHP-AKP uçuruma sürüklüyor MHP-AKP faşizmi Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik, siyasi ve hatta toplumsal krizi uzunsüreli savaşla çözmek istiyor. Bunun bir çözüm olmadığı açık. Bu tam bir çözümsüzlük politikası. Muhalefetin de şu an Suriye krizi konusunda bir çözüm politikası yok. Ne Suriye rejimiyle, ne Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi ile nasıl bir çözüm ilişkisine girilmesi konusunda bir perspektifi var. Bu da MHP-AKP iktidarının daha da pervasızlaştırıyor. Rusya ile Türkiye arasında Efrîn ve S-400 anlaşması AKP-MHP faşist iktidarı Efrîn’in işgalini Rusya’nın icazetiyle yaptı. Faşist iktidar için bu kadar önemli bir yeri Rusya neyin karşılığına verdiği çok tartışıldı. O zaman Doğu Guta tartışmaları vardı. Çetelere yönelik olarak oraya büyük bir saldırı başlamıştı. Herkes Efrîn’e karşılık Doğu Guta’nın teslim edildiği gibi bir yanılgıya sahip. Zaten Doğu Guta’da çeteler yenilmiş ve bir çıkış fırsatı arıyordu. Türkiye’nin “güvenli bir şekilde çıkın” teklifi onlar için kurtarıcı oldu. Yine Rusların, Doğu Guta’ya karşılık Efrîn’i teklif ettiği yanılgısı da var. Efrîn icazetinde esas nokta, Türkiye’nin Rusya’dan S-400 alımı ve Rus askeri sisteminin Türkiye’ye transferidir. İşgalin sınırları önceden belirlenmişti. Türkiye o sınırlarda durdu. Bu açıdan Rusya’nın son günlerde bölgede devriyeleri ise bu sınırlarda durmak istemeyen Türk devleti ve çetelerine bir mesaj niteliğindedir.

Koordinasyonu görüştüler!

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile Türk Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu arasında önceki gün Tayland'ın başkenti Bangkok’ta yapılan görüşmede 'terörle mücadelede' daha fazla koordinasyonun sağlanmasının ele alındığı belirtildi. Rusya Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada "Bangkok’ta ASEAN toplantısı çerçevesinde bir araya gelen Lavrov ve Çavuşoğlu Suriye’de terörle mücadele, BMGK’nın 2254 sayılı kararı ve Suriye Ulusal Diyalog Kongresi kararları doğrultusunda siyasi istikrarın sağlanması gibi konularda koordinasyonun arttırılmasını konuştu" ifadesi kullanıldı. Bakanların ticari ve ekonomik konularda da görüşlerini dile getirdiği belirtildi.  BANGKOK