Rutte Ankara'ya, Fidan Londra'ya

Mark Rutte, Recep Tayyip Erdoğan ve Hakan Fidan
- NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, bugün Ankara'da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile görüştü, ASELSAN turu attı, Cumhurbaşkanı tarafından kabul edildi. Fidan, yarın Londra'da olacak.
NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, iki günlük resmi temaslar kapsamında bugün Ankara'ya gitti.
NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Ankara'ya yaptığı resmi ziyaret kapsamında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile Bakanlık'ta bir araya geldi. Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından Saray'da kabul edildi. Basına kapalı gerçekleşen kabulde, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler ve Cumhurbaşkanı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç da hazır bulundu.
Rutte, dün ayrıca ASELSAN tesislerini gezdi. Rutte, daha sonra basın toplantısı düzenledi. Rutte, "Bugün burada bulunmanız ve ev sahipliğiniz için teşekkür ediyorum; yarın Brüksel’de yeniden görüşeceğiz. Gerçekten derinden etkilendim. Öncelikle sizler ama aynı zamanda ürettiğiniz teknolojiler de oldukça etkileyici. Savunma sanayi üretimini hızlandırmak benim için çok önemli, aynı zamanda savunma sanayi inovasyonunu da, yani üretim ile inovasyonu birleştirmek... Bu iki unsurun birlikte ilerlemesi NATO için en üst önceliklerden biridir. Bu konu, temmuz ayında Ankara’da gerçekleştirilecek NATO Zirvesi’nin de ana başlıklarından biri olacak. Türkiye’nin burada yaptıklarından öğreneceğimiz çok şey var. Burada yaptığınız her şey Türkiye’nin güvenliğini sağlamaya yardımcı oluyor; aynı zamanda, Türkiye gibi son derece değerli bir müttefik sayesinde tüm ittifakın güvenliğine de katkı sağlıyor. Daha önce de söyledim: Türkiye son yıllarda bir savunma sanayi devrimi geçirdi. Daha fazla ve daha hızlı üretin, daha fazla yenilik yapın. Karşı karşıya olduğumuz tehditler büyük. Arktik’ten Akdeniz’e, uzaydan deniz tabanına, füzeler ve insansız hava araçlarından gelişmiş siber saldırılara kadar geniş bir yelpazede risklerle karşı karşıyayız. Rusya’nın Ukrayna’ya karşı savaşı sürüyor. Çin’in askeri modernizasyonu ve nükleer kapasite genişletmesi devam ediyor. İran ise terör ve kaos yaymayı sürdürüyor. Bunun etkilerini Türkiye’de açıkça hissediyorsunuz.
Son haftalarda NATO, İran’dan Türkiye’ye yönelen balistik füzeleri dört ayrı olayda başarıyla engelledi. NATO, bu tür tehditlere karşı hazırlıklıdır ve Türkiye’yi ve tüm müttefikleri savunmak için her zaman gerekli olanı yapacaktır.
Yakın zamanda bildiğiniz gibi ASELSAN, Polonya’ya gelişmiş elektronik harp sistemleri sattı. Arnavutluk ve Romanya’da faaliyetlere başladınız ve Hırvat Donanması için bir gemiyi donattınız. Bu nedenle bugün size hitap etmekten memnuniyet duyuyorum."
Fidan'ın Londra ziyareti
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, yarın Birleşik Krallık'a resmi ziyarette bulunuyor. Dışişleri Bakanlığı yetkilisinden edinilen bilgiye göre; Fidan, ziyaret kapsamında Birleşik Krallık Dışişleri, İngiliz Milletler Topluluğu ve Kalkınma Bakanı Yvette Cooper, Birleşik Krallık Parlamentosu üyeleri ve diğer yetkililerle görüşecek. Fidan'ın Londra ziyareti kapsamında ayrıca, Oxford Üniversitesi Küresel Tarih Merkezi ve Küresel Düzen Programı ev sahipliğinde gerçekleştirilecek etkinlikte konuşması ve ülkede yaşayan Türk vatandaşları ve iş insanları ile bir araya gelmesi bekleniyor.
Fidan, Londra'daki görüşmelerinde, Türkiye ile Birleşik Krallık arasındaki ikili ilişkilerin olumlu seyrinden duyulan memnuniyeti dile getirecek ve mevcut iş birliği alanlarının daha da genişletilmesi ve ilişkilerin çok boyutlu biçimde derinleştirilmesine yönelik ortak çabaları ele alacak. Fidan, iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilere ivme kazandıracak ve ticarat hacmini artıracak Serbest Ticaret Anlaşması'nın güncellenmesine yönelik müzakerelerin en kısa zamanda neticelenmesinin önemini anlatacak.
Fidan, Türkiye ve Birleşik Krallık arasındaki savunma sanayi iş birliğinin geliştirilmesine yönelik güçlü siyasi irade ve kararlılığın mevcut olduğunu belirtecek.
Fidan, Suriye'nin yeniden inşa ve toparlanma sürecinde, sahadaki çatışma ortamını besleyen dinamiklerin zayıflatılması ve uzun vadeli istikrarın sağlanmasına yönelik girişimlerin teşvik edilmesinin kritik önem taşıdığını dile getirecek.
* * *
Tom Barrack'ı yine eleştirdi
Wall Street Journal (WSJ), bir kez daha ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ı eleştirdi.
Yayın Kurulu imzasıyla yayınlanan yazıda, Barrack’ın ABD’nin Ortadoğu politikasını savunmak yerine Türkiye, Hizbullah ve İran konusunda Washington’ın çizgisiyle çelişen açıklamalar yaptığını yazdı: Amerikan büyükelçilerinin görevi, bulundukları ülkelerde ABD politikasını savunmaktır; ev sahibi ülkeleri ABD politikasına karşı savunmak değil. Türkiye Büyükelçisi ve aynı zamanda Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın bu konuda bir hatırlatmaya ihtiyacı olabilir.
Barrack, 17 Nisan Cuma günü Antalya Diplomasi Forumu’nda 30 dakika içinde Ortadoğu’ya demokrasiye karşı uyarılarda bulunmayı, Hizbullah ile iş birliğini teşvik etmeyi, Lübnan ateşkesini küçümsemeyi, Lübnan görüşmelerine İran’ın dahil edilmesini savunmayı, Türkiye’nin Rusya’dan S-400 hava savunma sistemini satın almasını önemsiz göstermeyi ve Türkiye adına İsrail’i tehdit etmeyi başardı. Barrack, bu başlıkların her birinde ABD’nin politikasını baltalıyor. İran’ın Lübnan’ın iç işlerinde yeri yok ve ABD Başkanı Donald Trump, İran’ı Lübnan ateşkesinden uzak tutmak için büyük çaba harcadı. Barrack, “Bizim Hizbullah ile bir yol bulmamız gerekiyor ve bu yol Hizbullah’ı öldürmekten geçmemeli” ifadelerini kullandı. Hizbullah için “aynı zamanda siyasi bir örgüt” diyen Barrack, örgütün siyasi hedefinin İran’ın İslam Devrimi’ni yaymak olduğunu belirtmedi. Ayrıca Barrack, Lübnan ordusundaki Sünnilerin Hizbullah’taki Şii “kuzenlerine ateş açmayacağını” söyleyerek Beyrut yönetimini sorumluluktan kurtardı.
Bunu duyan Lübnan, Hizbullah’ı silahsızlandırma konusunda ABD’den gelen baskıları neden ciddiye alsın? Barrack, bunun yerine “temel refahı” savunuyor, ancak tamamen silahlı bir Hizbullah’ın, istediği zaman Lübnan’ı yıkıcı savaşlara sürükleyebildiği bir ortamda bunun gerçekleşmesi zor. Barrack, İsrail ile Hizbullah’ı “eşit derecede güvenilmez” olarak nitelendirirken, ABD’nin arabuluculuğunda varılan Lübnan ateşkesini de küçümsedi. “Ateşkes ilan ediyorsunuz ama ardından ‘Eğer biz, yani İsrail, kendi değerlendirmemize göre saldırı altında olduğumuzu düşünürsek harekete geçeriz’ diyorsunuz. Buna gerçekten ateşkes denebilir mi?” diye sorarak ellerini havaya kaldırdı.
Barrack, Türkiye’ye F-35 savaş uçaklarının yeniden satılması gerektiğini savundu ve bu meseleyi, Ankara’nın ABD’nin tüm itirazlarına rağmen satın aldığı Rus yapımı S-400 hava savunma sistemlerinden ayrı ele aldı. Üstelik bunu yaparken, Türkiye’nin S-400 alımını, Yunanistan’ın 1990’larda Kıbrıs anlaşmazlığı bağlamında edindiği S-300 sistemleriyle aynı kefeye koydu.
Türkiye’de ana muhalefet lideri Özgür Özel, Barrack’ın “merhametli monarşiler” modelini övmesinin ardından Barrack’ın “persona non grata (istenmeyen kişi)” ilan etti. AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise başlıca rakibini 2 bin yıla kadar hapis cezası ile yargılatmaya çalışıyor.
Bunlar, bu kadar pervasızca söz söylenecek kadar basit meseleler değil. Ocak'ta da Barrack’ın, Suriye’deki DAİŞ tutukluları konusunda ciddi hatalar yaptığını yazmıştık. Kürt müttefiklerimizi, bu tutukluları korudukları süreçte yüzüstü bırakmış; sonunda ABD ordusu devreye girerek durumu toparlamak zorunda kalmıştı.
Reuters, Temmuz'da Barrack’ın Suriye’de federalizme karşı çıkışlarının, Devlet Başkanı Ahmed Şara’da, ülkenin güneyindeki Dürzi bölgelerine asker sevk etmesi için ABD’den yeşil ışık aldığı izlenimi yarattığını bildirdi. Bu güçler ve onların denetimindeki milisler çok sayıda Dürzi’nin ölümüne yol açtı, ardından İsrail de hava saldırıları düzenledi. Barrack’a İsrail’in Türkiye’ye ilişkin endişeleri sorulduğunda, bu kez İsrail’e geri durması mesajı verdi, “Türkiye, üzerine gidilecek bir ülke değil” dedi. Bu ne anlama geliyor? Asıl yapılması gereken, Erdoğan’a HAMAS’ı öven açıklamalar yapmaktan vazgeçmesini tavsiye etmek olurdu.
Barrack ayrıca bölgede “kimsenin Yahudilerle sorunu olmadığını”, itirazların yalnızca Siyonizme yöneldiğini ve bunun da esasen “tanımsal bir mesele” olduğunu söyledi. Bu da, kendini “realist” olarak görenlerin bile nasıl at gözlüğü takabileceğini gösteriyor.












