- Van Middelaar, Kojève’i savaş sonrası Fransız düşüncesinde siyaseti entelektüel olarak öldürmekle suçlayıp Avrupalılara Hegel yerine İtalyan Niccolò Machiavelli’ye bakmalarını öneriyordu.
- Van Middelaar, Avrupa neden ve nasıl yeniden militarize olmalıyı, 21. yüzyıl dünyasında kendine nasıl bir rol biçmeliyi tartışıyor ama Avrupa’nın geleceğini nasıl tasarladığını pek anlatamıyor.
ANTON JÄGER* - Çevri: Yeni Özgür Politika
NATO Karargâhı’ndan yaklaşık bir mil uzakta, Brüksel’de Evere Mezarlığı bulunur. Ziyaretçiler, Waterloo Savaşı’nı anan İngiliz anıtının hemen yanında Aleksandr Kozhevnikov’un mezarıyla karşılaşabilir. Daha çok Frankofon takma adıyla bilinen Alexandre Kojève’dir bu.
Aslen Rus kökenli olan Kojève, 20. yüzyılın dev düşünürlerinden biridir. 1930’larda Hegel üzerine verdiği dersler, Parisli entelektüellerin bütün bir kuşağını etkiledi. Ölümünden on yıllar sonra, 1990’larda ise fikirleri Francis Fukuyama’nın “tarihin sonu” tezine yol gösterici motif sağladı. Etkisi bunun da ötesine uzanır. Kojève, son yıllarını Brüksel’de bürokrat olarak geçirdi, bir meslektaşının ifadesiyle “insanlığın memuru” sıfatıyla Fransa’nın Avrupa nezdindeki elçisi olarak ticaret anlaşmaları müzakere etti.
Kojève’in ölümünün 60. yıl dönümü için 2018’de Avrupa Parlamentosu’nda bir konferans düzenlendi. Ana konuşmacılardan biri Hollandalı akademisyen Luuk van Middelaar idi. Bu bağlantı tesadüf değildi: Van Middelaar da benzer bir mesleki yol izleyip felsefeden politika yapımına geçiş yapmıştı. Eğitiminin ardından Avrupa entegrasyonu tarihçisi olarak ün kazandı ve Avrupa Konseyi’nin ilk başkanının konuşma yazarı oldu. Bugün Van Middelaar, uygun kısaltması BIG olan Brüksel Jeopolitik Enstitüsü’nün başında bulunuyor. Burada Avrupalılara yeniden güç zevkini kazandırmayı, kıtanın pusulasını kaybetmiş elitlerine realist bir duyarlılık aşılamayı umuyor. Daha önce Avrupa’nın sekreteri olarak görülüyorsa şimdi Avrupa’nın bir tür Elbridge Colby’si, büyük güç rekabeti çağında kıtayı hazırlayan usta bir stratejist olarak ortaya çıkıyor. Teorileri, vurgularıyla ve suskunluklarıyla Avrupa’nın kendini nasıl gördüğünü ve nereye doğru gittiğini ortaya koyuyor.
Hegel yerine Machiavelli
Van Middelaar’ın Kojève ile bağı çok eskilere dayanır. 1990’larda yazdığı ve sonradan “Politicide” adıyla yayımlanan etkili doktora tezinde, Kojève’i savaş sonrası Fransız düşüncesinde siyaseti entelektüel olarak öldürmekle suçladı. Kojève sayesinde bütün bir Fransız kuşağı, tarihin içkin bir yönü ve amacı olduğuna inandı. Van Middelaar’a göre bu bakış, tarihten manda alan totaliter rejimlere iğrenç bir hayranlık beslemeyi teşvik etmekle kalmadı, aynı zamanda günlük, somut siyasi eyleme dair hiçbir ipucu da vermedi.
Eleştiri açıkça güncel bir boyut taşıyordu. 1990’ların zaferci havasına karşı Van Middelaar, Avrupalıları tarihi ve siyaseti bitmiş ilan eden her şeyi kapsayan teorilere karşı uyarıyordu. Hegel yerine İtalyan Niccolò Machiavelli’ye bakmalarını öneriyordu. Machiavelli, siyasetin radikal bir olumsallık zemininde gerçekleştiğini ve tarihin rastlantısal bir talih oyunu olduğunu, desenli bir süreç olmadığını vurgulamıştı. Van Middelaar, Soğuk Savaş sonrası dünyanın kalıcı olmayacağını; Avrupalıların güçten sonsuza dek izne çıkmadığını, bir gün “Makyavelli anı”nı yaşayacaklarını uyardı.
Parlak çıkışının ardından Van Middelaar, Avrupa Komisyonu’nda danışman olarak görev aldı ve euro krizinin zirve yıllarında AB’nin kokpitinde bulundu. Birlik tarihini ve liderliğini yazdı, daha fazla özgüven ve çeviklik çağrısı yaptı, ancak Avrupalıları uzun süren uykusundan sarsan 2022’deki Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve Trump’ın Atlantik ittifakını feshetme tehditleri oldu. Van Middelaar geçen yıl şöyle yazmıştı: “Yalnızca Avrupa’da son dönemdeki türbülans ve yıkıcı olaylar gerçek bir şok etkisi yarattı.”
Kurallar yerine olaylar siyaseti
Önerileri sertti. Avrupa Birliği’nin markası olan katı kurallar siyaseti yerine, olaylar siyasetine ihtiyaç vardı. Bu düşünce tarzında tarihin öngörülemezliği kafa karıştırıcı bir istisna değil, yeni normaldi. Kaos ve krizle parçalanmış bir dünyada çağrı, hukukçu kavgalarına değil, hızlı karar almaya yapılmalıydı. Bu aciliyet ihtiyacı, hiçbir alanda savunmadan daha net görülmüyordu. Son iki yılda BIG’in çıktıları, güvenlik özerkliği adına bilinen teklifleri sıralıyordu; ortak borçlanma, dijital euro, Avrupa ekonomik güvenlik konseyi.
Bu seçenekler menüsünde daha az ortodoks bir teklif dikkat çekiyor: Yenilenmiş bir Avrupa Savunma Ajansı. 2004’te kurulan ajans, askeri iş birliğini artırmayı hedefleyen ortak projelerin merkezi olarak yeniden ortaya çıktı. BIG, ajansın daha iddialı bir role yükselmesini, Avrupa’nın yeniden silahlanmasını koordine etmesini istiyor. Van Middelaar bu konuda Eurogroup’tan ilham alıyor; burada euro bölgesi bakanları bütçe tartışmalarını yönlendirmek üzere aralarından bir “primus inter pares” (eşitler arasında birinci) seçiyor. Yeniden tasarlanan yapı, Avrupa’nın ABD askeri-sanayi kompleksinden ayrışmaya (decoupling) hazırlanması gibi önemli bir amaca hizmet edecek.
Boşluklar ve cevapsızlıklar
Bu teklifin öngörülebilir hesap verebilirlik ve meşruiyet sorunları getireceği muhakkak. Politika reçetelerinin ötesinde düşünce kuruluşu, daha çok yorum meseleleriyle (kendi deyimiyle entelektüel yeniden silahlanma) ilgileniyor. BIG’in sürekli görevi, Avrupa savunması tartışmasını nicelikten niteliğe kaydırmak oldu. Sayılara takılıp kalmak yerine amaç üzerine derinlemesine gidiyor: Avrupa neden ve nasıl yeniden militarize olmalı, 21. yüzyıl dünyasında kendine nasıl bir rol biçmeli? Yayınlarında bu soru hep merkezde.
BIG, bu sorulara net cevaplar sunmuyor. Van Middelaar da sunmuyor. Kıta entegrasyonuna bu kadar vurgu yapmasına rağmen Avrupa’nın geleceğini nasıl tasarladığını pek anlatmıyor. Başka boşluklar da var. Rusya’nın Ukrayna egemenliğini ihlalini yüksek sesle eleştirirken, Ortadoğu’daki benzer suçlar hakkında çok az şey söyledi; karbonsuzlaştırma gibi dünya-tarihsel meydan okuma konusunda ise neredeyse tam bir sessizlik hâkim. Bu boşluklar tamamen şaşırtıcı değil. Van Middelaar’ın Makyavellici dünya görüşünde her kriz, mavi gökyüzünden düşen bir yıldırım gibi, habersiz ve tedirgin edici gelir.
Düşüncesindeki keskin kusur burada beliriyor. 2010’lar ve 2020’lerde tarihin dönüşünü gerektirdiğini söylediği “olaylar siyaseti”ni savunuyor, ancak krizleri fare deliği kapama tarzında reaktif bir yaklaşım (en net biçimde Avrupa’nın baş döndürücü yeniden silahlanmasında görülen) tutarlı bir jeopolitik strateji oluşturmaz. Bunu oluşturmak için Avrupa’nın bir yol haritasına, yeni dünyada en azından belirsiz de olsa bir varış noktası fikrine ihtiyacı var. Bu da Hegel ve Kojève’in ısrar ettiği gibi, geçmiş, şimdi ve geleceği bir bütün halinde bağlayan bir Avrupa tarihi teorisi gerektirir.
Van Middelaar ve BIG’in savunduğu yeniden silahlanma için popüler bir taban oluşturmak da, Avrupa’nın geleceğine dair öneri niteliğinde bir argümanla çok daha kolay olurdu. Avrupa seçmenleri daha fazla özerklik istediklerini ifade etti, ancak bir silahlanma yarışına imza attıkları belli değil. Bu noktada Kojève dürüstlük erdemi gösteriyordu: Avrupa entegrasyonunun popüler değil, elit güdümlü bir proje olarak kalması gerektiğini düşünüyordu. Belki de bu açıdan Van Middelaar, doktora tezinin konusunun ötesine hiç geçemedi.
* Oxford Üniversitesi’nde siyaset öğretim görevlisi olan Anton Jäger'in The New York Times için Brüksel’den yazdığı makale, çevrilerek düzenlendi.