- AİHM kararlarının gereğinin derhal yerine getirilmesini isteyen DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, özellikle ‘umut hakkı’nın karşılık bulmasının önemini vurguladı.
DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Meclis'in etkin bir şekilde rolünü oynamasını ve tatil gelmeden adım atmasını isteyerek, "Barışın yasaya, Meclis'in de barış mesaisine ihtiyacı var" dedi. Koçyiğit, iktidarın sorumluluğunun altını çizerek, "Artık daha fazla oyalamadan, zamana yaymadan hem süreçle ilgili bir takvimi açıklaması hem de 'çerçeve yasa'nın taslağını paylaşması gerekiyor" diye konuştu.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, dün Meclis'te düzenlediği basın toplantısında, Barış ve Demokratik Toplum Süreci ile beraber Türkiye'nin çok kritik bir eşikten geçtiğini belirterek, "Bu sürecin yasal çerçeveyle somutlaşması, ilerlemesi hem bizim hem de halklarımızın temel beklentisidir" dedi.
Tatilden önce yasa
Çözümün adresinin elbette demokratik siyaset ve Meclis olduğunu belirten Koçyiğit, bu nedenle Meclis kapanmadan önce ihtiyaç duyulan düzenlemelerin hızla gündeme alınması ve uzun süredir tartışılan 'çerçeve yasa'nın Meclis'e sunulup ivedilikle yasalaşması gerektiğini söyledi. Meclis'in süreci hukuki güvenceye kavuşturacak adımları atması için Komisyon raporunun bir yol haritasını ortaya koyduğunu hatırlatan Koçyiğit, şöyle devam etti: "Bu yol haritasının hızlı bir şekilde pratikleşme ihtiyacı var. Raporun yazıldığı Meclis, aynı zamanda çözüm yasalarının konuşulduğu, tartışıldığı ve çıkarıldığı bir yer olmak durumdadır. Meclis bu süreçte etkin bir şekilde rolünü oynamalı ve tatil gelmeden yani yasama dönemi bitmeden de bunun için hızlı bir şekilde adım atmalıdır. Barışın yasaya, Meclis'in de barış mesaisi yapmaya ihtiyacı var."
AİHM kararlarını uygulayın
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının uygulanma konusundaki ayak direme halinden bir an önce vazgeçilmesi gerektiğini kaydeden Koçyiğit, AİHM kararlarının gereğinin derhal yerine getirilmesini istedi. Özellikle ‘umut hakkı’nın karşılık bulmasının önemini vurgulayan Koçyiğit, şunları söyledi: "Sayın Öcalan'ın demokratik çözüm ve müzakere sürecindeki rolüne uygun koşulların oluşturulması, iletişim imkanlarının geliştirilmesi, meselenin evrensel hukuk normları çerçevesinde ele alınması olmazsa olmazdır. Burada büyük sorumluluk iktidara düşüyor. İktidarın artık daha fazla oyalamadan, gerçek anlamda daha fazla zamana yaymadan hızlı bir şekilde hem süreçle ilgili bir takvimi açıklaması hem de 'çerçeve yasa'nın taslağını kamuoyuyla paylaşması gerekiyor. Yine bu yasayı hızlı bir şekilde istişare ederek yaz mesaisine ara vermeden önce çıkarmak gerekiyor.” ANKARA
***
'Umut hakkı'nı da aşmalı
DEM Parti'li Nuray Özdoğan, artık 'umut hakkı'nı aşan, bir müzakerecinin koşullarının sağlanması gerektiğini söyledi.
DEM Parti Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu'ndan Nuray Özdoğan, AİHM tarafından 2014'ten bu yana 'umut hakkı' konusunda çok sayıda ihlal kararı alındığını hatırlatarak, Bakanlar Komitesi’nin ise kararların uygulanması yönünde Türkiye'ye yönelik etkili bir politika izlemediğini söyledi. Dolayısıyla yaptırımın olmadığı yerde Türkiye'nin her zamanki tavrının, hukuktan kaçınıp uygulamama olduğuna şiret eden Özdoğan, "Türkiye'nin AİHM kararlarına uyma yükümlülüğü var. Türkiye yargı sisteminin de siyasi sisteminin de 'umut hakkı' ile ilgili kararı uygulaması gerekir. Sadece Sayın Öcalan ile ilgili değil, birçok tutsakla ilgili aynı şekilde ihlal kararı çıktı. Bu artık tartışma dışı, uygulama zorunluluğu olan bir düzenlemedir" dedi.
Hukuki statüsü netleşmeli
Rêber Apo'nun Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde baş müzakereci olması nedeniyle hukuki statüsünün netleştirilmesi gerektiğini kaydeden Nuray Özdoğan, "Artık 'umut hakkı'nı aşan, bir şekilde aslında bir müzakerecinin koşullarının yeniden sağlanması gereken bir aşamadayız. Gelinen süreçte 'umut hakkı'nı da aşan bir yasal mevzuat olması gerektiğini düşünüyoruz. Müzakerecilerden birinin bu kadar dezavantajlı koşullarda olması, sürece dair toplumdaki inancı yıpratan bir durum oluşturuyor" diye konuştu.
Sürecin tüm Türkiye siyasetinin meselesi olduğunu vurgulayan Nuray Özdoğan, şöyle devam etti: "Türkiye halkları, yüzde 99 oranında barışa 'evet' diyor ama burada güvensizliği yaratan taraf, koşulları yerine getirmeyen taraf oluyor. Silahlar bırakılalı bir yılı neredeyse doldurmak üzere. Barış ihtimalinin güçlendiği bir süreçteyiz aslında. Bir süreç yürüyorsa bunun hukuki bir zemininin olması gerekir. Hukuki zemin olmadan süreci yürütmek zor olur. Süreci engellemeye, atıl bırakmaya, etkisizleştirmeye dair tüm girişimlere rağmen Sayın Öcalan, çok ısrarlı ve her seferinde ön açıcı bir öneriyle geliyor. Dolayısıyla sona erecek bir süreç değil artık."
Kamuoyu bilgilendirilmeli
Kürt meselesinde tarihsel olarak önemli bir eşikte olunduğunu belirten Nuray Özdoğan, "Meclis Komisyonu ortak raporunda buna atıfta bulundu. Yüzyıllardır devam eden köklü ve derin bir sorun var. Eşit yurttaşlık, eşit vatandaşlık temelinde bir arada yaşama iradesi ve talebi var. Bunu sağlamaya dönük müzakere yürütürken iki tarafın da bir şekilde iradesi birleşmiş durumunda. Dolayısıyla bu iradenin bir sonuca ulaştırılması gerekiyor. Bu sonuca ulaştırılma ve ilerleme adına, yasal zemin bir şekilde kurulmalı. Bu konuda da kamuoyuna şeffaf bir bilgilendirme yapılması gerekiyor. Tüm halkın beklentisi bu yönde" dedi.
Rêber Apo'nun yasal statüsünün belirlenmesinin bir zorunluluk olduğunu dile getiren Nuray Özdoğan, AK Bakanlar Komitesi'ne eylem planının sunulmamasına dikkat çekerek, şöyle konuştu: "Yürüyen sürecin kendisi eylem planı olarak sunulabilir. Yasal zemini kurmaya başladığınızda, bir müzakerecinin müzakere edebilme koşullarını yarattığınızda zaten 'umut hakkı' ile ilgili süreci de başlatmış oluyorsunuz. İnsanlar savaşın ekonomi ve yoksullukla bağını artık kuruyor artık. Eskisi gibi manipüle edilemiyorlar. Eskiden 'terör' adı altında bu ülkede savaş politikası izlendi, halklar arası ayrımcılık sunuldu, şiddet uygulandı, faili meçhuller oldu, insanlar yerlerinden göç edildi, korkunç acılar yaşandı. Bu kadar büyük acılardan sonra kimse geriye dönmek istemiyor. Kimse artık, 'Biz bu ülkenin bekası için savaş politikalarını devam ettirmek zorundayız' yalanını kabul etmiyor. Bunu tüm siyasetçilerin görmesi gerekiyor. O nedenle 'umut hakkı'nı çok kolay uygulayabilirsiniz. Uygulamak zorundasınız."