‘Bu büyük savaşın hasreti kazanmaktır’ diyor bilge insan. Bundandır direnişin yüceliği, bundandır her anın verilen bedellerle anlam kazanması ve direniş etrafında kenetlenen yüreklerin kanla yeşerecek bu topraklara olan inancı da bağlılığı da bundandır.
Adım adım tüm varlıklarıyla yaşamı yaratanlardır, yaşanmaya değer anlar bahşedenler. Doğmamış çocukların umudu olmaya söz vermiş Mem û Zin’lerin zamanıdır yaşanan. Asıl yaşayanlar direnenlerdir. Beritan, Mazlum ve Avesta’ların yolunda direniş halayının başını çekenlerdir. Bugün bu halayın serkêşlerindendir Dilovan yoldaş. Büyük umutlarla çıkar yola ve Kobanê’ye ulaşır sevdalı yüreği. Halkının ve yoldaşlarının Dilovan’ı olmayı ister ve yüreğinde büyüyen yaşamı paylaşır, tarihe. Coşkun nehirler gibi karanlık gecelerde çağlar, yüreğinde büyüyen sevdayı bazen hiç bitmeyen gülüşlerinde bazende Miştenur’dan Kobanê’nin direniş kokan sokaklarına bakan gözlerinden ve birde inancın hayat bulduğu kamerasından ta yüreğimize eriştirirdi.
Direnişi yaşamak ve anı anına hissetmek…
Yüzyılın Güneş’i aydınlatacaktır tüm dünyayı. O zaman verilen bedeller, adım adım dökülen kanlar ve her biri ışık olan yoldaşlarımız umutlarına ulaşacaktır. Serêkaniye’den Kobanê’ye, Efrîn’den Cizîr’e kadar buram buram direniş sararken bedenleri, nice Dilovan’lara daha şahit olacaktır Miştenur, Girê Spî ve Kürdistan dağları. Kobanê’de başlayan, Rojava devriminin her yerinde kendinden bir parça bırakan devrime sevdalı yoldaşım Dilovan. Kelimelerin ay yüzlü kadını ifade etmekte yetersiz kaldığı yerdeyim. Hangi kelime ifade edebilir Güneş’e sevdalanan bir halkın direnişini anlatmaya. Annenin çocuğunu kaybettiği, kızlarının omuzlarında devrimden bir parça olan annelerin acısını ancak yaşayanlar bilir. Bu yolda beraber olmayı başaranlar, Güneş’e yol aldıkça başaracaklarına inanlar yaşanılan her anın yüceliğini hissedebilir.
Yaşananlar devrime yeni anlamlar bahşediyor yine bir sonbahar mevsiminde. Kaybettiklerimizin yerine yeni doğumların müjdesini veriyor. Yeni anlam deryalarıyla karşılıyoruz tüm anları. Başarıya inanan, varlıklarını koruma uğruna kendilerini feda eden direniş kervanı yol alıyor Güneş’e. Dilovan yoldaş, halkının fedaisi ve binyılların intikamını almaya kararlıydı. Kobanê’de başladı direniş hikayesi. Devrimin her anını yaşayan, hisseden ve inanan, uzun saç örgüleri, özlü kişiliğiyle her yürekte bir parça bırakarak, yoldaşlarını basar bağrına. ‘Heval’ derdi, ‘Kobanê bambaşkadır, anlamdır, gerçek ordadır. Direnişi görmek, yaşamak ve hissetmek gerekir.’ Yine aynı diyarlardan seslendi milyonlara, Rojava’da yanan direniş ateşini milyonlara duyurmak için ve yine yoldaşlarının yanında durmayı bildi.
İşte kadınların ordusu işte Dilovan’ın güzelliğinin kaynağı. Aslında bu savaşta yer alan herkesin yaşam tercihidir direniş ya da siz adına ne derseniz deyin. Yaşamı, uğruna ölecek kadar sevenlerin ardılları, ne faşist Türk devletinin güya en gelişmiş teknikleriyle ne de inkarcı devlet aklıyla bitirilemeyecek kadar güçlü bir tarih ve köke sahip. Aslında savaştığımız düşman bunu göremeyecek kadar karanlık kuyularda adeta debelenirken asla çıkamayacaktır. Bilge insanın dediği gibi; ‘Biz betona kök salıp yeşerecek kadar yaşamsal ve gerçeğiz, inandıkça kazanırız.’ Ama karşımızda savaşan hiçbir güç için bunu diyemeyiz.
Ne sen gittin ne de biz seni bırakırız
Bir sonbahar yeli esti mavi gökyüzün bağrından yüreklere. Adeta hayatı fısıldıyordu bizlere. Yokluğu değil varoloşu müjdeliyor. Bir çocuğun masum gözlerinde, bir annenin acılı ağıdında, yoldaşımın sarı, kırımızı ve yeşile sarılmış bedeninde görüyorum yeni baharları. İnanan yürekler tek bir merkezde Güneş’te birleşiyor. Yaşam ağacının ayrılamaz kökleri misali yitirilen her bir parça acı verirken yerine kendinden bir parça bırakıp hep varolmaya devam ediyor.
Dilovan’ın Kobanê de başlayan öyküsü bugün bende, sende, bizde ve tüm insanlarda devam ediyor. Kobanê, özgür hayallerin diyarı olmuştu. Direniş destanının yazıldığı Kobanê sokakları Dilovan’ın güzelliğine, yaşam coşkusuna, inancına ve iradesine şahit olurken, yaşamın gizemine doğru canlarını feda edenler aslında varoluşun sırrına ulaşırlar. Yaşam, doğduğu topraklarda kökleri üzerinde arayışçılara açar hakikat yolunu. Yaşam, bir sır iken dinleyenlere fısıldadı yaratıcı iksirini. En çokta çocukluk hayallerini hala ilk günkü gibi canlı tutan, tarih kokan toprağında koşup oynayan savaşçılar adeta yüreklerini açmışlardı bu sese. Kaynağın gücüne inanlar ve kendini bulanlar kazanacaktır.
Yaşamın adı ve özüdür direnmek
“Gidiyorum heval, uzun yolların yolcusuyum. Unutmadan ve yaşarken sevdaya gidiyorum” diyerek kamerasıyla beraber yol alır Dilovan yoldaş, tarihi yeniden yazan kahramanların direniş kokan mekanlarına. Ve birkez daha Rojava onur direnişinde direnen yürekli insanların bu çağa ait olmadıklarına, kendi özgür zaman ve mekanlarını yaratmanın mücadelesini verdiklerine şahit olur tüm dünya. Dönüp geriye baktığımızda ve dağların doruklarında doğan güneş var oldukça bu topraklarda yaşam her zaman ilkbahar tadında olacaktır. Biz zamanı tutmuyoruz aslında kendi zamanımızı yaratıyoruz. Bir sonbahar zamanında hala burdayız. Dilovan’ı, Amara’yı ve yaşanılabilecek zamanları yaratabilmek için varız. Her an yüreğimizden yeni parçaları veriyoruz kutsal topraklara. Verdikçe çoğalıyoruz. Onlarsa geride yıldız yürekli çocuklara bıraktılar özgürlük hayallerini. Çünkü onlar; göklerde yıldız, toprakta yeni filizlenen bir tomurcuk ve rüzgarda bir nefes oldular. Bizler herzaman gülerek ayrılmayı bilenlerden olduk çünkü özgürlük şavaşında yeniden birleşeceğimiz zamanları yarattığımızı bilerek her an’ı yaşadık.
Şimdi hep bir ağızdan söyleyelim yaşam şarkımızı ve sönen ışıkları tekrardan yakalım. Kilit vurulmuş yüreklere sonbahar yağmurlarını konuk edelim. Kavgayla geçen her yeni günde yasakları yerle bir edelim. Evet, kanla sulanan bu topraklarda yıldızların aydınlığını gördük. Kavgamız büyük. Tarihin kanla yazıldığı bu günlerde, ardından yıldızların parıltısını bırakanlar için yaşayacaksak onurluca yaşayalım. Sizler onurlu yaşama yol alırken mavinin bağrına yüreğimizde bitmez bir özlem. Tozlu bir bahar sabahında bir sızı. Daha önceden de yaşanmamış mıydı aynı acı? Evet belki de binlerce kez... Toprak anlar, hisseder ve en öz varlığıyla beni, seni ve bizleri tekrardan birleştirir. Sonsuzluktur bu. Toprakta başlayan sonsuz birliktelik gibi.