
Güney Kürdistan’ın hangi şehrine giderseniz gidin, her şehirde binlerce Saddam mağdurunun inanılması güç hayat hikayesiyle karşılaşırsınız. Merkezi yönetim ile bölgesel yönetim şu anda bu insanlara mağduriyet aylığı verse de bu, hayatlarında kaybettikleri güzel gençlik yıllarını geri getirmiyor. Çünkü çekilen işkence ve zulmün iadesi olmaz. Yaralı bedenlerin taşıdığı yaralı yürekler, bu sistemin yaşayan canlı tanıklarına ait. Bazı yüzlerde sadece yaşıyor olmanın garipliği, bazı yüzlerde o sürece haklı olarak duyulan nefret, bazı yüzlerde ise uçup giden yıllar ve hiç gerçekleşemeyen güzel hayaller...
Yorgun vücudu ile hayata tutunuyor
Saddam-Baas rejiminin binlerce mağdurundan biri de şu anda Silêmanî‘de yaşayan Galawez A. Kadir adlı bir Kürt kadını.
Gözleri hüzün dolu… Yüzü masumiyetin aynası… Mütevazi… 40 yaşlarında ama gerçek yaşından oldukça yaşlı görünüyor. Yorgun vücudu ve yenilmeyen iradesiyle hayata tutunmaya çalışıyor.
“Ben 1984 yılında Irak Baas Partisi tarafından Kürt Komünist Partisi üyesi olmakla suçlanarak tutuklandım. Daha önce tutuklanan bir arkadaş, ağır işkencelere dayanamayıp ismimi söylemiş. O zaman henüz 22 yaşındaydım. Devrimci komünist ve Kürt kimliğimizden dolayı değiştirmek istediğimiz o kadar çok şey vardı ki! Ancak zalim Saddam Hüseyin, benim gibi düşünen binlerce genci zindanlara tıktı veya katletti. Tutuklu bulunduğum Kerkük ve Bağdat’taki Raşad Kadın Cezaevi’nde şiddetin ve işkencenin her türlüsüyle tanıştım. 6 ay süresince her gün farklı işkenceler yapıldı. 20 gün boyunca zincirle bağlı tuttular. Uyumamı önlediler. Bu işkence için beni 10 gün boyunca bir sandalyeye oturtup bağladılar. Başımda bekleyen erkekler, gözlerimin kapanmasına bile tahammül edemiyor; çeşitli şiddet uygulamaları ile beni uyanık tutuyorlardı. Beni köpek döver gibi dövüyorlardı. Bunun yanında başka hücrelerde işkence görenlerin sesleri sürekli bize dinletiliyordu. Ağır işkence görmüş erkek arkadaşlarımız kan, yara bere içinde bize gösterilerek, ibret almamızı, korkmamızı ve itiraf edip konuşmamızı sağlamak istiyorlardı. Bu 6 ay boyunca hiç gün yüzü görmedim. Ne zaman gece veya gündüz olduğunu artık algılayamaz haldeydim. Çünkü bu işkence hücreleri, yeraltında bir derinlikteydi. İşkence yaparlarken kadın-erkek ayrımı yapmıyorlardı. Erkeklere nasıl ve hangi metodlarla işkence ediyorlarsa, biz kadınlara da aynı metodlarla işkence ediyorlardı“ diyerek hayat hikayesini anlatmaya başladı.
Sözlerine ara verip, ıslak gözleriyle bir an çok uzaklara dalıp gidiyor Galawez. Bir süre sonra masadaki bardaktan bir yudum su aldıktan sonra “Biz hepimiz o zaman öğrenciydik. Hiçbirimizin bir suçu günahı yoktu. Biz sadece o zamanki faşist Saddam rejimine karşı yürüyüşler yapmak, Irak’ı demokratikleştirmek istemiştik. Ben hukuk fakültesi öğrencisiydim, diğer birçok arkadaşım gibi. Ama o rejim bütün hayallerimizi imha etti. Şimdi yine hukuka devam etmek istiyorum ama yaralı ruhum ve bedenim benim bu isteğim karşısında büyük bir engel şu anda” diyerek çalınan hayallerini anlatıyor.
‘Ailem beni hiç anlamadı‘
Günümüzde dahi toplumda ve ailede kadının yeri tartışılır ve kabul edilmez bir düzeyde. Kadın özgürlüğü, kimliği, dili ve yasalar önünde eşit hakları için mücadele etse de, kendi ailesi tarafından da anlaşılmaz, kabul görmez. Hatta ailesi ve aşireti tarafından dışlanır. Galawez’e “tutuklandığın zaman ailenin sana karşı tutumu, ilgisi nasıldı?” diye sorduğumda, yetim çocuklar gibi başını yana eğerek anlatmaya başladı: “Ailem beni hiç anlamadı, anlamak da istemedi. 17 senedir hapisten çıktım, hala yanımda, yakınımda birini göremiyorum. Onların nazarında kötü, kirlenmiş, aileye yakışmaz biri olarak görülüyorum. Tutuklandığım zaman da hiç kimse ziyaretime veya sormaya gelmedi. Zaten sistem de bizi nerde, hangi cezaevinde tuttuğunu ailelerimize hiçbir şekilde duyurma imkanı vermedi bize. En kötüsü de o zaman bize avukat tutmak yasaktı. Zaten hiçbir avukat cesaret edip, bizim gibi siyasi tutukluların davasını alamıyordu. Velhasıl hapiste kaldığım süre içinde ne bir avukatım ne de ailemden bir ziyaretçim oldu. Hapiste kaldığım 2 sene 2 ay süresince tek bir elbisem oldu. Onu da cezaevinde vermişlerdi. Birçok yeri yırtılmış, deliklerle doluydu. Bu yırtılan elbiseme yama yapma imkanım bile yoktu. Ailem şunu biliyordu ki siyasi tutuklu bir kadın her türlü işkence ve akla gelebilecek her şeye maruz kalır. O yüzden bana işkence ve benzeri şeyleri yapanları dışlayacaklarına beni dışladılar, dışlıyorlar. İşkence gördüğüm 6 ay içinde, bana işkence edenler hep erkeklerdi. Onun için erkeklerden nefret ediyorum. Onların yakınlığına bile tahammül edemiyorum. Onun için hiç evlenmedim. Ve hep yanlızım.”
İşkence kimlikle kanıtlanıyor
Silêmanî şehrinde oturduğumuz çay, kahve içecekleri satılan bir salonda sohbet ederek birbirimizi tanımaya çalışıyoruz. Sohbetimiz ilerledikçe güneşin sıcak ışınları gölgelerimizi uzatarak, bizden uzaklaşmaya başlıyor. Ama Galawez içini döküp, rahatlamak istiyor. Daha doğrusu 1980’lerin Saddam rejiminin vahşetini duymayanlara duyurmak istiyordu. Tabii ileriye dair düşüncelerini de. Onun için kısa bir süre sonra dik oturduğu sandalyede gözlerimin içine bakarak sözlerine devam ediyor: “O sürede birlikte tutuklandığım arkadaşlarla görüşüp, zaman zaman süreci tartışıyoruz. Bedelini ağır bir şekilde çektiğimiz devrim, demokrasi, komünizm genellikle konuşma konumuz oluyor. Biz devrimci ruhumuzu sıcak tutuyoruz. Çünkü hala hedeflediğimiz devrimi yapamadık. O yüzden mücadele etmeye devam edeceğiz.”
Konuşmasında merkezi hükümet ve Bölgesel Kürdistan Yönetimi’nin verdiği kimlikle neler yaptıklarını anlatan Galawez, “Yeni çıkan yasayla Saddam sürecindeki tutuklulara kimlik veriliyor. Bu kimlikle bize emekli maaşı bağlandı (ayda 600.000 Irak Dinarı- yaklaşık 500 Euro). Bir de bu kimlikle o süreçte yapılan işkence ve zulmün bedenimizde yarattığı hasarlardan dolayı her türlü sağlık hizmeti görüyoruz. Gerekirse bizleri yurtdışına gönderip tedavi ettiriyorlar. Bir de psikolojik tedavi durumu var tabii. Çünkü aylarca süren her türlü işkence ve zulüm yanlız fiziki değil, aynı zamanda ruhsal rahatsızlıklar da yarattı. Saddam rejimi mağdurları kimliğini almamızın amacı; bu tür haklardan yararlanmaktan öte, kimliğimizle Saddam rejiminin mağdurları olduğumuzu kanıtlamak. Sayımız binlerce. Bazı şehirlerde yardım ve bilgilendirme kurumları açıldı. Bu kurumların çabalarıyla o sürecin mağdurları tespit edilip, kimlikleri veriliyor. Hatta mağdurun kendisi artık yaşamıyor olsa da, onun hakkı eşi veya çocuklarına veriliyor” şeklinde sözlerine devam ediyor.
‘Bana ceza veren hakim Saddam’a idam verdi’
Aslında sanki adalet yerini bulmuş gibi aniden Galawez’in yüzü aydınlanıyor ve “Belki size tuhaf gelecektir ama, bizi 1980’lerde ömür boyu hapis cezasına çarptıran, yargılayan hakim, daha sonra Saddam Hüseyin’in idamına da karar veren şahıstı. Zalim diktatörler tarihte yaptıklarının bedelini er veya geç ödemişlerdir. Yakın tarihte Arap Baharı’yla bazılarının akibetini gördük. İşte Saddam, Mübarek, Kaddafi ve şimdi babasının şiddet mirasçısı Esad!... Ömür boyu ceza almama rağmen 2 yıl, 2 ay sonra hapisten çıkarıldım. Çünkü Saddam yaş günü olan 28 Nisan 1986’da özel bir af çıkararak bizi serbest bıraktırdı“ diyor Galawez sakin ama anlamlı bir ses tonuyla.
‘Açlık grevindeydik kebap getirdiler!’
Cezaevinde kaldığı süre boyunca insanların birçok anıları olur. Bu konuda sorumu Galawez’e yönelttiğimde gülerek cevap veriyor: “Evet aklımdan hiç çıkmayan bir anımı anlatmak istiyorum. İçerdeki şartların kötülüğünü protesto etmek için, ben ve üç erkek arkadaşımız açlık grevine başlamıştık. Bizim kaldığımız yerde siyasi olmayan tutuklu bir kadın da vardı. Günün birinde bize eziyet ve bizi tahrik etmek için gardiyan o kadına kebap getirip verdi. Ve bize de ‘rejimin ortak düşmanları, siz öyle grev yapıp açlıktan geberin!’ demişti. Bu, unutmadığım bir anı olarak kaldı. Biz o zaman hapislerde ya politik Kürt veya Şii inancındaki kadınlar olarak bulunuyorduk. Rejimin gözünde ikimiz de düşmandık. O yüzden de bize düşmanca davranıyorlardı.”
GÜL GÜZEL/SILÊMANÎ