ben aptal bir kızmışım ve saçmasapan dergileri okuduğumdan kafam bozulmuşmuş, işte o zamanlar kendi içimde ezilirdim ve evde bu denli yabancı olduğumdan gözlerim dolardı.
... pat diye öğütleriniz başlardı; her zaman çatık kaş ve öne eğilmiş bir kafayla. Sanki siz korkardınız, bizim gözlerimize bakar ve bize gülümserseniz biz sizin sevgi ve duygularınızın inceliğini anlarız ve bu sizin için çok kötü olur ve sonraları bizi artık sizden korkmaya, size uymaya mecbur edemezsiniz diye...”
“Özgürüm; bana vermekten korktuğunuz özgürlük ve benim sizden gizli olarak elde etmek istediğim ve bu nedenle hatalar yaptığım... Şimdi buradayım. Masa başında oturup okuyan, şiir yazan ve düşünen bir kadınım. Neden? Çünkü kendimin olduğumu biliyorum. Artık kimsenin nefret ve aşağılama dolu gözleri üzerimde değil. Ve ben kendim için, kendi benliğim ve varlığım için sorumluluk duyuyorum...”
“Ben, ruhum memnun olduğu zaman mutluluk duyuyorum ve şiir benim ruhumu memnun ediyor. Şayet, insanların elde etmek için çırpındıkları bu güzellikleri bana verseler ve karşılığında şiir söyleme yeteneğini benden alsalar, intihar ederim. Siz benden vazgeçin, siz bırakın ben sizce mutsuz ve aylak olayım, ancak ben hiçbir zaman yaşamımdan yakınmayacağım...”
Füruğ; Tahran’dan Münih’e gittiği vakit, 22 yaşındayken yazar bu mektupları babasına. Eril İran sisteminin evdeki temsilcisi olan buyurgan, sert babasına karşı yıllarca bastırılmış bir sitem, sevecenlikten uzaklaşmayan bir kızgınlık, acı dolu deneyimlerden sonra yolunu seçmiş olanlara has bilinçli bir sorgulayıcılık içindedir. Yetenek, öğrenme ve sürekli çalışmayla girdiği bir yolun önemli bir dönemecindedir. Kendi olma yolunun eril sistemle hesaplaşma ile gerçekleşebileceğinin farkındadır artık. Bunu yapar. Çağdaşı olan İran’ın tüm erkek şairleri arasında kadınsal şiirle.
Tahran’da doğduğu 1935 yılında İran, Rıza Şah’ın baskıcı yönetimi altındadır. Siyaset alanında aydın ve yazarlar tutuklanır. sosyal alanda ise, Kemalizmden alınma tepeden inme yöntemlerle kadınların geleneksel başörtüsünü bir kenara bırakıp Batılılar gibi giyinmesini öngören yasa tasarısı yaşama geçirilir. Bazı kentlerde sık sık tecavüz edilerek zehirlenip öldürülen kadınlara dair haberler duyulur.
1941’de Rıza Şah yerine geçen oğlu Muhammed Rıza Şah döneminde de 1960 aşlarına kadar muhalif kişi ve hareketlere nefes aldırılmaz (1952’deki kısa süreli Musaddık yönetim dönemi hariç). Azerbaycan’da sol politikacı Pişeveri, Kürdistan’da Kadı Muhammed, Tahran’da Musaddık’ın yenilmesi ve İran işçi hareketinin bastırılması vb. gibi Füruğ’u yaşam süreçlerine yayılan gelişmeler, dönemin düşünür ve edebiyatları ile sonraki kuşaklar üzerinde deri etkiler bırakır.
Füruğ’un babası, böyle bir sistemin sıkı ve disiplinli ordusunda binbaşı olan Muhammed Rerruhzad’dır. Baba, ordu disiplinini aileye de taşımıştı. Füruğ, zekası ve şiddetli duyarlılığından dolayı ne babası ne de kendi yaşıtı okul arkadaşları ile bağdaşamıyor, onlara yabancı kalıyordu. Kaş çatan, diş gıcırdatan baba yüzünden dışarıyı bile serbestçe göremiyordu. Babasından gördüğü en iyi fayda, belki de onun zengin kütüphanesini inceleyebilmesiydi.
Ev ve okuldaki baskı onu, yeteneklerini farkeden ve ona olumlu yaklaşan ilk kişiye yönelmesine neden olur. Böylece 16 yaşındayken, iki katı yaşındaki akrabası Perviz Şapur’la 1951’de evlenir.Perviz Şapur’un sanata olan bağlılığına rağmen kocaevi, eril dünyanın başka ve daha derin bir çukuruydu. Füruğ’un ilk şiir kitabı 1952’de yayımlandı (Tutsak). Oğlu Kamiyar 1953’te doğdu ve 1954’te Perviz’le boşanmalarından sonra oğlunu bir daha hiç göremedi. Şeriat kanunlarına göre evlat babanındı ve Perviz de bu insanlık dışı hakkını Füruğ’a karşı kullandı. Toplumsal bazdaki yokluklar, yoksunluklar gibi, oğlu Kamiyar’ın yokluğunun acısı üstesinden de şiirle gelmeye çalışacaktı.
O yıllarda, kitaplarını yayımlatmak için Tahran’da yazınsal çevresine adım attığında, hem ünün hem de dedikodunun kesin olduğu bir dünyaya adım atmış oldu. Kendi benliğini sadelikle, aydın bir tavırla dile getirdiği lirik şiirleri, toplumun tüm kadınlarının yoksunluklarından cinsel boyutlarda sözeden şiirleri dergilerde yayımlanmaya başladı. Kadın duyumsallığı ile şiirler yazıyordu. Bu yönüyle ilkti. O şiirlerin içeriğinin “çekiciliği”ne gönül vererek hem onları tüketip hem de şaire iftira ve karalamalarda bulunduklarında Füruğ, o insanlar için şöyle diyecekti: Kaçıyorum bu insanlardan/ görünüşte benimle olan/ fakat içlerinde hakaretten/ eteğime binbir yama yamayan.
Füruğ’un kendisi bile o şiirleri şiir olarak kabul etmiyordu ama onu ve şiiri sevenler o geçmişi kabul ediyorlardı, yeniden doğacak Füruğ ve sonraki şiirlerine gönül vereceklerdi. 1952-1957 yılları arasında çıkardığı üç şiir kitabı olan Tutsak, Duvar ve İsyan, onun sesi ve havasını bulmadan önceki döneme rastlar. Gençlik, serpilme ve bunalım yıllarıdır. Klasik Fars şiirinin biçemlerini kullanır o şiirlerde.
1958 yılında İran’ın en önemli öykücülerinden İbrahim Golestan ile tanışıp ondan önemli oranda etkilendi. Bir-iki yıl içinde o basın çevresinden çekildiğinde bunun sonucu olarak ömrünün sonuna kadar geçen dönem, onun en verimli şiir yılları oldu.
İran’ın kapalı toplumu, tüm acımasızlığını kadına yöneltir. Füruğ’dan önce hiçbir kadın lirik bir şiir söylememiştir. Bu yönüyle geleneğe karşı isyandadır. Geleneğe karşı isyanı düşünsel isyan boyutuna çıkarır. Tanrıya çatar:
ey tanrı, ey ölüme bulaşmış gizemli kahkaha
ne yazık ki sana yabancıdır benim ağlamalarım
ben sana kafir, sana münkir, sana asi
sana inat, işte şeytan benim tanrım.
1957’den ölümüne değin çıkardığı iki şiir kitabı (Yeniden Doğuş ve İnanalım Soğuk Mevsimin Başlangıcına), onun yeniden doğuşundan sonra başlayan ikinci dönem şiirlerini kapsar. Özgün sesini bulduğu son şiirleri, Fars şiirinde derin etkiler bırakır. O noktaya varabilmek için, uzun süre okuma, düşünme, tartışma ve öğrenme dönemini ardında bırakmıştır.
Kendini gerçekleştirme, kadınsal “ben”ine ulaşma derdindedir:
ellerimi bahçeye dikiyorum
yeşereceğim, biliyorum, biliyorum, biliyorum
ve kırlangıçlar mürekkepli parmaklarımın çukurunda
yumurtlayacaklardır.
der Yeniden Doğuş‘ta. Başarır “yeşerme”yi. Yaşamının son dönemi şiirleri, düşünsel derinleşmeyle erkek egemenliğine karşıtlığın doğrudan anlatımıdır. Bu açıdan İran’da tek, dünyada ise önemli kadın şairlerdendir. Yaşamı acıdır. İran kadınının, İran insanının acısı gibidir. Şiiri, aslında kendi yazgısıdır...
Şiirin yanısıra sinema ve tiyatroyla da ilgilenen, yapımcılığını yaptığı Ev Karadır filmi Oberhausen (Almanya) Film Şenliği’nde büyük ödül kazanan Füruğ’un şiirleri de birçok dile çevrilerek yayımlanmıştır.
Acılarıyla başa çıkıyor olabilmenin getirdiği sessiz bir kararlılık, özgüvenden gelen o minnetsiz duruşuyla “özgür bir kadın” olarak bu dünyadan göçer. 1967 Şubatında bir trafik kazasıyla yaşamını yitirdiğinde 32 yaşında olduğu için, o hep genç kalmıştır.
inanalım
soğuk mevsimin başlangıcına inanalım
düş bahçelerinin yıkıntılarına inanalım
işsiz devrik oraklara
ve tutsak tanelere
bak nasıl da kar yağıyor...
O soğuk 15 Şubat günü toprağa verilirken durmadan kar yağar...
Burdur E Tipi Hapishanesi
(...)
ben ağaçlar sülalesindenim
havasızlığı solumak üzüyor beni.
ölen kuş, uçmayı anımsamamı öğütledi
tüm güçlerin sonu varmaktır, varmak
güneşin aydın kuralına
ve ışığın bilincine dökülmek
doğaldır
yel değirmenlerinin çürüdüğü
niçin duracakmışım?
olgunlaşmamış buğday başaklarını ben
memelerimin altında tutuyorum
ve emziriyorum
ses, ses, yalnız ses
duru suyun akmaya istek sesi
yıldız ışığının toprağın dişilik çeperine
dökülme sesi
anlam dölünün pıhtılaşma sesi
ve ortak aşk belleğinin genişlemesi
ses, ses, yalnız ses kalır.
cüceler ülkesinde
ölçüm değerleri
hep sıfır eksenine göçmüştür
niçin duracakmışım?
ben dörtlü öğelere uyarım
ve yüreğimin içtüzüğünün düzencesi
körlerin yerel hükümetinin işi değil
(...)
(Yalnız Sestir Kalan şiirinden)