
Alman düşünür Immanuel Kant, sanat ve sanatçıyı tanımlarken sanatı estetik bir tavır, sanatçıyı ise estetik değer taşıyan insan olarak özetler. Bir yapıtın oluşması, sanatsal değer taşıması için gerekli üç bileşeni sıralar: “estetik süje (sanatçı), estetik obje (sanatçının sanat eserine dönüştürmek istediği her şey), estetik yargı (sanat eseri hakkında ortaya konan beğeni değeri, güzel ya da güzel olmamayı belirten yargı,tartışma üretme kabiliyeti). Yine Kant’ın tanımına ek olarak Albert Camus sanat ve sanatçıya dair karakter ve ahlak ölçüsü verir, sanatın ve sanatçının zora karşı olduğunu ve direnişçi bir karakter taşıdığını söyler. Ressam, heykeltraş, yazar Seywan Saeedian, Rojhılat’ın Kürdi duruşlu kenti Mahabad’da başlayan, Amed’e doğru seyir alan hayat serüveni ile, Rojhılat’ın maneviyatı, zarafeti, Mahabad’ın Kürdi duruş ve direngenliği, Kant ve Camus’nun çizdiği sanat ve sanatçı özelliklerini kendinde harmanlamış bir sanatçı.Hayat hikayesi her Kürt kadar keder ve sürgün, her sanatçı kadar kırgınlık ile örülüdür.
1972 yılında Doğu Kürdistan’ın, Mahabad’da dünyaya gelir. Çocukluğundan itibaren içgüdüleri onu sanat ve edebiyata yöneltir. İlkokul ve lise eğitimini Mahabad’da tamamlar. Kendi deyimi ile hiçbir şey öğrenemediği üniversite eğitimi için Tahran, Sine ve Bokan arasında dolaşır. 2003 yılında İran rejiminin muhalif sanatçılara yönelik baskılarına karşı, hem eğitimini tamamlamak hem Kürdistan’ı daha iyi anlamak için Süleymaniye’ye gider. Kendini, Kürtleri ifade etmek için sanatı yol ve yöntem olarak benimser, bu düşünce ile ürettiği çalışmalarını Mahabad, Tahran, Sine, Kezvin, Süleymaniye ve Erbil’de açtığı resim, heykel, fotoğraf sergileri ile insanlarla paylaşır. 4 filmin sanat yönetmenliğinin yanında, “Ew Seva Ku” adlı film ile yönetmenlik koltuğuna oturur.
Kendi deyimi ile Kürdistan’da yaşamayı, her şart altında Kürdistan’ı terk etmemeyi düstur edinir ve 11 yıl boyunca Güney Kürdistan’da mülteci olarak yaşar.
Enfal her Kürt gibi Seywan için de zihninde taşıdığı derin kesiktir, Enfal’i anlatan üç heykel yapar. Unutulan Kürt kültürünü Kürtlere ve dünyaya anlatmak ve tanıtmak için “Sêva Mexekrêj” (Karanfilli Elma) adlı proje için 11 yılını verir. Bu çalışmaların arasına, yazdığı deneme ve şiirleri de ekler. Sanatın her alanına dokunur ve böylelikle çok yönlü bir sanatçı olduğunu ispat eder. Sanat zaten bir bütün değil midir? sorusuna cevap olur. Seywan Saeedian’ın canını en çok acıtan 15 yıldır, düşlerinin ve çocukluğunun kenti Mahabad’a gidememek, tesellisi ise hala kendi ülkesi Kürdistan’da kendi halkı içinde yaşıyor ve üretiyor olmak.
Seywan Saeedian ve çocuk kitapları yazarı eşi Ronahi, 1 yıla yakın bir süredir Amed’de yaşıyor. Çalışmalarını aralıksız sürdüren Saeedian ile tarihi bir yapı içine kurduğu atölyesinde sanatı, hayatı ve Kürdistan’ı merkeze aldığımız bir söyleşi gerçekleştirdik.
Saeedian kimdir ve sanat yolculuğundaki Doğu Kürdistan, Güney Kürdistan duraklarını anlatabilir misiniz?
1972 yılında Mahabad’da doğdum. Çocukluk döneminden beri sanata ilgim vardı. Profesyonel olarak 1994-95 yıllarında sanat ile ilgilenmeye başladım. Resim ile başladığım sanatsal faaliyetlerime heykeltraşlık ile devam ettim. Ürettiğim eserleri ilk olarak Tahran’da açtığım sergi ile insanların ilgisine sundum ve böylelikle profesyonel sanatı hayatımın merkezine aldığım yaşam serüvenim başlamış oldu.
İran’da da tıpkı Kürdistan’ın diğer parçaları gibi, Kürtlerin yaşadığı sıkıntılar mevcut, buna bir de ‘Kürt sanatçı’ kimliğiniz eklenince sistem ile sıkıntı yaşarsınız, bende bu durumdan kaynaklı sorunlar yaşadım. Siyasi sorunlarım baş gösterince, hem eğitimimi tamamlamak, hemde Kürdistan’da yaşayıp üretmek kararım gereği, 2003’te Güney Kürdistan’ın Süleymaniye kentine yerleştim.
Süleymaniye Üniversitesinde sanat bölümüne kayıt yaptırarak sanatsal faaliyetlerime devam ettim. 11 yıl kaldığım Güney Kürdistan’da sanatsal faaliyetlerin azlığı ve özgünlükten yoksun olmaları, siyasetin sanatı kuşatmış olması sebebiyle, çok şey öğrendim denemez. Kürdistan’da siyasetin sanat üstünde tahakkümü mevcut ve kendi hizmetine alma durumu var. Oysa sanatın siyaset ile ilişkisi böyle olmamalı. Sanatçılar ülke kuramaz sanatın işi, siyasetin kurduğu yaşamı ve ülkeyi yaşanılır kılmaktır. Maalesef Kürdistan’da sanat-siyaset ilişkisi sorunlu ve profesyonellikten çok uzak.
Kürt sanatının durumu nedir? Kürt sanatçı, özgür ruh-özgün tekniği nasıl geliştirebilir ve siyasetle daha sağlıklı nasıl ilişki geliştirebilir, sanatçı ne yapmalıdır?
Ben Kürt sanatının durumunu iyi görmüyorum, profesyonel, özgün bir duruş yok. Kürt sanatçılar iyi eserler vermek için gerekli özgür ruh ve özgün teknikten yoksunlar, ben bunu siyasetin sanat üstündeki gölgesine bağlıyorum. Kürt sanatçılar siyasete göre sanat yapmak zorunda kaldılar ve bu durum sanatçıların ruhunu esir aldı maalesef. İyi sanat üretebilmek için sanatı ruhta içselleştirmek gerek, sanatçı yaşadığı toplumun çelişki-acı-keder ve açmazları ile yüzleşmek zorundadır. İyi sanat üretmenin ilk koşulu budur, sanatçı kaygı taşıyarak sanat eseri üretemez. Sanatçının işi yaşadığı toplumun acıları ile yüzleşmek ve bu acıyı betimlemektir.
Acıyı betimlemek için, acıyı bilmeniz gerekir, savaşı anlatmak için savaşla yüzleşmeniz gerekir. İkinci dünya savaşını yaşamış sanatçılar savaşı bir mermi ile anlatabildiler. Savaşı tamamen toplumsal bir gözle görüp öyle anlattılar. Kürt sanatçı da yaşadığı toplumsal gerçeği bu perspektiften görmeli ve ruhunu özgürleştirmelidir. Böylece özgür ruhunu teknik ile donatarak Kürdistan’ı ve acılarını daha etkili anlatabilir.
Kürt sanatçılar, Kürt toplumuyla nasıl sağlıklı ilişki geliştirebilir?
Sanatçının yaşadığı toplumla sağlıklı bir ilişki geliştirebilmesi için ilk önce kendi değerini koruması gerekir. Sanatçı kişisel çıkarını ön plana almamalı, herşeyden önce satın alınabilir bir duruma düşmemelidir, sanatçı sanatı birilerine yaranmak yada statüsü gereği yapmaz. Sıradan halktan uzak, zengin sofralarının süsü olanlardan sanat beklenmemelidir. Bunun aksine sanatçı halk için ulaşılabilir, elitler için ulaşılmaz olmalıdır. Sanatçı zengin sofraları yerine halk sofralarına oturmasını bilmelidir. Sanat halk içindir ve sanatçı halk ile birlikte var olabilir. Bunu düstur edinmek ve halktan kopmamak Kürt sanatçılarının ilk kuralı olmalıdır.
Kendi yaşadıklarım üstünden durumu anlatmak Kürtler ve Kürt sanatçıların ilişkisini daha net anlatacaktır. Bende, her Kürt sanatçı kadar zorluklarla karşılaştım. Kendi halkımla kırgınlıklar yaşadım. Bu hem sanatçı olmamın, hem Kürt olmamın doğal sonucuydu. Kürtler ve sanatçıları ile Kürdistan arasında karşılıklı bir kırgınlık mevcut. Kürt sanatçılar Kürt toplumu ile olan bu sorunlu durumdan dolayı genelde ülke dışına çıkıyor. Oradan Kürdistan’a faydalı olmaya çalışıyor. Ben bunun aksine herşeye rağmen bir sanatçının kendi toplumuyla, kendi ülkesinde yaşaması taraftarıyım. Zira Kürt sanatçıyı var eden yine Kürtler ve Kürdistan’dır.
Kürt sanatı ne durumdadır ve Kürdistan’da sanat nasıl geliştirilebilir?
Kürdistan’da sanattan söz ederseniz karışık bir tablo ile karşılaşırsınız, karşınıza yoğunlaşılmış sanat dalları ve hiç ilgilenilmemiş sanat dalları çıkar, mesela bir çok kişi müzik, tiyatro, sinema ile ilgilenirken heykel, plastik sanatlar, çocuk öykücülüğü gibi alanlarda ciddi bir boşluk görürsünüz. Maalesef Amed temiz bir şehir değil, ben isterdim ki bir grup oluşturayım, şehirde çöpleri toplayalım atıklardan sanat eserleri üretelim ve şehrin her yerine koyalım. Hem insanlara şehri kirlettiklerini göstermiş olur, hemde atıklarını nasıl esere dönüştürdüğümüzü göstermiş olarak farkındalık yaratırdık. Yine Amed’in mimarisini zenginleştirmek ve Kürt kültürünü canlandırmak için Amed’de, Kürt kültürünü anlatan heykeller yapmak ve şehrin belirli yerlerine koymak isterdim. Geri kalmış Kürt heykelciliği için heykeltraşlık eğitimi vermek projem vardı. Yeterli ilgi göremedim, yine edebiyat alanında ihmal edilmiş olan çocuk resim ve öykücülüğü için yeterli çalışma yok. Kürdistan’da sanat dalları içinde gelişmemiş olanlara dönük çalışma yapılmalı o alanlar için sanatçı yetiştirilmeli kanısındayım. Toplum ve sanatçılar, birlikte çözüm aramalıdır.
FIRAT DİCLE/AMED