
Kürtlerin alışık olmadığı bir müzik türüydü opera. Siz operayla ilgilenirken ilk tepkiler nasıldı?
Opera ilk etapta Kürtlere yabancı gibi gelebilir ama o kadar da değil, bence eskiye nazaran şimdi daha fazla yabancılaştı. O dönemler tüm toplulukların destanları müzikle dile getirilirdi. Biz Kürtler de anlatılar nasıl dengbêjlerle oluyorsa batıda da opera ile anlatılar müziğe dönüşerek dile getiriliyordu. Ama burada bir fark var; opera sanatı her geçen gün değişiklikler gösterdi çağa ayak uydurdu, bizim ise gelişmememizi belki de yasaklı bir dil olması ve sürekli baskı altında yaşamamıza bağlayabiliriz.
Operayla hikayeniz nasıl başladı?
Daha önce resim, fotoğraf, heykel ve dans sanatlarıyla uğraşıyordum, tabi müzikte bunun içindeydi. Babam ve halam dengbêjdi. Dengbêj bir aileden geliyorum. Müziğe ilk adımımı attığımda ilk derste operanın kalıplarıyla tanıştım ve hemen dengbêjlik kalıplarıyla benzerliğini fark ettim. Operada şiir, müzik ve hikaye birarada, dengbêjlikte olduğu gibi. Buradan yola çıkarak karşılaştırma yaptım, opera ve dengbêjliğin benzerliklerini gördüm. Küçükken dinlediğim dengbêjlerin stranları görüntü olmasa da en azından operaya dökülmeli diye düşündüm.
Opera ve dengbêjliği buluşturdunuz. Bu, Kürt müziğine neler kattı ve operaya nasıl bir yorum kazandırdı?
İlk albümümde opera tarzı altı şarkı seslendirdim. Amacım Kürt diliyle her şarkının söylenebileceğini göstermek ve bunun yanında Kürt müziğini dünyaya tanıtmaktı. Bunu kısmen başardığımı düşünüyorum.
Kürt gençlerinin müziğe ve operaya ilgisi nasıl?
Tabii her şey değiştiği gibi müzikte de değişimler oluyor. Özellikle müzikle uğraşan gençlerimiz beni daha iyi anlıyor diyebilirim onlar şunun farkında Mizgin Tahir dengbêjliği esas alıyor. Buradan bakmaları bence önemli çünkü sonuç olarak beslendiğimiz kökleri unutmamalıyız.
Hasankeyf Orkestrası’nın yeni müzikal hazırlığı mı?
Evet yeni bir proje hazırlığımız bulunmakta şimdi Şahmeran’ın hikayesini anlatmayı düşünüyoruz. Şahmeran yaşanan bir savaşta kaçırılan ve Urartu’ya getirilen genç bir kadındır. Kaçırıldığı topraklara özlem duyduğu için sürekli sıkıntılı bir ruh hali içindedir. Medya ve Asur iki taraf uzun süren bir savaşa girişiyorlar, iki taraf da bitkin düşüyor ve bu savaşı barışla sonlandırmak için görüşmeye başlıyorlar. Hasankeyf orkestrası olarak bunu operaya uyarlayıp bir destan çıkardık. İşte şimdiki projelerimiz ve çalışmalarımız bunlar. Bir yıldır çalışmalarımız devam etmekte tahmini olarak da Şubat ayında bitirmiş olacağız.
Kürt müziğinde kökleriyle buluşma, Kürt klasiklerini yaşatma çalışmaları için ne düşünüyorsunuz?
Dengbêjlikten uzaklaşıldığını ve o bağın koptuğunu düşünüyorum. Eski şarkıları yeniden seslendirmek, geçmişten almamız olumlu ama alırken o şarkının doğasına zarar vermememiz lazım ve yine o duygudan kopmamalı. Yeniyi yaratmada da sıkıntı var. Bu da eskisi gibi bir ürünü ortaya çıkaramadığımız anlamına geliyor. Mesela Meryemxan’a bakalım her cümlesinde ayrı bir duygu ve müzik var. Ama şimdi duygular gitmiş, insan duygusu doğadan kopmuş. Meryemxan’dan sonra kadın sanki müzikte etkisiz kalmış ve duygularını öldürmüşler. Bir toplumda kadın öldürülmüşse, o toplum da ölmüştür. Kadının rolü sanatta da daha fazla olmalı.
Hasankeyf Orkestrası çalışmanız ne aşamada? Şu ana dek kaç konser verdiniz?
Kurumlaşmak önemli. Bir orkestraya ihtiyacımız vardı. Bu kararı aldığımızda, opera kuralım dediğimizde, ilk olarak bir destanı hayata geçirmemiz gerekiyordu. Kalıp opera kalıbı, daha doğrusu yakın bir kalıpla bir şeyler yaratmak istedik. Bunun çalışmalarını yürüttük, sonuç olarak Hasankeyf Orkestrası’nın olumlu bir aşamaya ulaştığını düşünüyorum. Orkestranın ağırlığı bizim öğrencilerden oluşuyor Cegerxwîn ve Aram Tîgran Akademisi’nden. İlk konserimizi Dimilkî repertuarında Şehit Sakine anısına Alevi semahında gerçekleştirdik ve oldukça büyük ilgi gördü.
DENİZ OÐUZSOY / ANF/AMED