Kürtler’in Almanya’da kimliklerinin tanınması için başlattıkları kampanya bu yılın sonuna doğru yanıt bulacak.
Bir milyona yakın ya da bir milyonu aşkın Kürdün yaşadığı  Almanya’da Kürtler, sayısal olarak “güçmenler” olarak adlandırılan grubun ikinci etnik grubu.
Kampanya ilginç bir dönemde sonlanacak.
Güney Kürdistan’da bir Kürt Hükümeti var.
Güneybatı Kürdistan’da “Kürt Hükümranlığı”na doğu bir yükseliş yaşanıyor.
Devletlerarası Hukuk’a göre, başka ulusların ve kimliklerin gölgesine kaydedilen Kürtler, devletsiz hükümetler olarak sayılsalar bile, özellikle batı dünyasının devletlerini Kürtler’i “kabul etmeye” zorluyor.
De facto bir Kürdistan var.
Ama tarihe baktığımızda Kürtler:
Batı Avrupa ülkelerindeki resmi verilerde Kürtler, Türk, Arap, Pers olarak adlandırıldılar.
Almanya’daki Yabancılar Daire‘lerindeki iltica başvurularında Kürtler, Türk hanesine yazıldılar.
Yakın döneme kadar yapılan araştırmalarda, Türk, Suriye, İran ve Irak vatandaşı olarak adlandırıldılar.
Almanya’daki nüfus daireleri, Kürt çocuklarına verilecek isimlerin, Türk Konsoloslukları’nın vetosu serumuna bağladı.
Kürt’ler “şüpheli insan” sayıldı.
İzinli yürüyüşlere, toplantılara katılan Kürtler’in vatandaşlık başvuruları, “dernekler yasasına muhalefet etmekten” dolayı reddedildi.
Tüm bunların kaynağı, NATO’ya üye olan ve sayıca NATO’nun ikinci büyük ordusuna sahip Türkiye’nin Kürt politikası oldu.
Ve Almanya’da Kürtler çift ayrımcılığın hedefi haline geldiler.
Birincisi; Kürtler genel olarak göçmenlerle ilgili politikanın ve Türkiye ile politik ilişkilerin kurbanı oldular.
İkincisi: Kürtler Türk Konsoloslukları ve onun güdümünde olan aşırı milliyetçi kuruluş ve kurumların hedefi haline getirildiler.
Bundan dolayı da bu kampanyanın Almanya’da yapılması Avrupa ülkeleri açısından önem taşıyor.
Bu yazıyı yazarken, Talat Paşa’yı Berlin’de Kant Strasse’de vuran Ermeni eylemci Toleryan’ın bir Alman mahkemesince beraat edilmesini hatırladım.
Almanya, Kürdistan bölündüğünde, yenikti.
Fransız ve İngilizler dünyaya hükmediyorlardı.
Böylece Kürdistan Kemalist erk ile İngiliz ve Fransız işbirliğiyle bölündü.
Almanya’nın askeri kanadı Ermeni katliamında, Osmanlı paşalarının yanında yer aldı. Sonra Berlin’deki Alman Mahkemesi, Toleryan’ı beraat ettirerek, Almanya’nın Osmanlı‘daki geçmişini aydınlattı.
İkinci Dünya savaşının sona ermesinden sonra ve özellikle de 60’lı yıllardan sonra, Türkiye Almanya ilişkilerinde ekonomik-askeri bir yükseliş yaşandı.
Türkiye’deki iktidarlar, Almanya‘yı Amerika’dan sonra “ikinci büyük kardeş” saydılar.
Ve dünyada, Kürdistan dışında sayısal olarak İstanbul’dan sonra en yüksek nüfusunun yaşadığı Almanya’da “Kürtler” sahte kimlikle yaşamak zorunda kaldılar.
Türk, Fars, Arap oldular.
Ama Kürt olamadılar.
Sahte kimliklerle yaşamak mecburiyetinde bırakıldılar.
Bunun için de, Türkiye’ye “Kopenhagen Kriterleri”ne uymayı dayatan AB’nin güçlü ülkesi Almanya, Kürtler abzında bu kriterleri Almanya’da yaşayan Kürtler için yaşama geçirmelidir.
Türkiye’nin “mutlak red” politikası son sürecini yaşıyor.
Kürt kimliğinin tanınması için başlatılan “kimlik kampanyası“ Kürtler’in “varolmak için” verdileri mücadelenin önemli bir dönemine ve “politik bir topluluk” olarak yükseldikleri önemli bir tarihe denk düşüyor.
Tarihi bir adım.