Türk ordusunun AKP rejimi emir ve komutasındaki "yiğitlik ve mertlik destanı" Roboskî Katliamı hakkında yazmayı düşünürken, Ümit Kıvanç’ın barbarlık ormanlarından yükselen insanlık çığlığını andıran "Roboskî neyin adı?" başlıklı yazısı çıktı karşıma.
Kelimelerin efendisi söylenmesi gerekeni söylemiş, barbarın resmini eksiksizce çizmişti. Katlin potresine ekleyecek sözüm kalmamıştı. Şöyle diyordu, Halit Abi’nin (Kıvanç) oğlu Ümit:
"Türkiye’de, katliamdan bol ne var? Geçmiş cinayetler bir yana, halen hemen her gün memleketin bir yerlerinde birileri Kürtlere saldırıyor. Görülmüyor, duyulmuyor. ’90’larda beşer onar katledildiler, yol kenarlarına, kuyulara atıldılar. Görülmedi, duyulmadı.
Bunu da (Roboskî) duymayacaklardı, görmeyeceklerdi, olmadı. "Bize ne!" dediler, o da olmadı. Roboskî bir yandan umursamazlığın adı. Öbür yandan neyi umursayacağını iyi bellemişliğin, köpeksiliğin adı. Kana karışmış yardakçılığın, devletten icazetsiz soluk bile almamanın adı.
Duyurmayacaklardı. Bahsetmeyeceklerdi. Paramparça bedenler katırlara yüklenirken onlar hala "Uludere olayı" altyazıları geçiyordu. On iki saat. Kimisi on üç-on dört saat pısıp bekledi. Neyi beklediler? "Sınırda olay…" Birileri de ölmüş galiba. Yanlışlıkla. Roboskî, yanlışlığın adı. Büyük bir yanlışlığın. Birilerini insandan saymama, birilerini insan sanma yanlışlığının. Yanlış devletin, yanlış sınırın, yanlış değerlerin. Öldürme rahatlığının. "Ceza görmem" rahatlığının adı. Roboskî değersizliğin adı. Değersiz yaşayışın, değersiz oluşun. Gözümde değersizsin, deyişin. Söyleyeceğini bombalar atarak söylemenin adı. Gaddarlığın adı. Roboskî bir entrikanın adı. O ona böyle istihbarat vermiş, öbürü şuna şöyle bilgi aktarmış, onlar da bu yüzden işte böyle yapmışlar. Fakat olmuş bir kere işte… Bu entrikalara bulaşanlar insan canı falan dinlemez; zalimdirler, katildirler. Yüzsüzdürler. "Efendim şu nedenle, tabiî şu da şöyle yapınca..." Konuşurlar. Yüzleri yere eğilmez, utanmak nedir bilmezler. Roboskî muazzam bir pişkinliğin, birilerinin damarlarında dolaşan kötülüğün, vicdansızlığın adı. "Ahmet mi Mehmet mi nasıl ayıralım"ın adı. "Zaten kılık kıyafet aynı"...
Roboskî, "şüphelenirsek öldürürüz"ün adı. "Sözkonusu olan Kürtse adalet teferruattır"ın adı. Şüphelendiğin orada olsa bile öyle öldüremezsin. Eğer sahiden devletsen. Roboskî, "hukuk yoktur" demek. "Aranızda tek şüpheli bulunduğundan şüphelenirsek topunuzu öldürürüz" demek. Hukuk yoktur, devlet hoyrattır."
Ümit’in tanıklığına ekleyecek tek sözüm yok. Ancak, Roboskî’de çocukları bir araya toplayıp katleden cani, üfürükçü sahte imam kurnazlığıyla dindardı. Ellerini oğuşturup, "kardeşlerim" diyor ve "Kürtlerle barış süreci iyi gidiyor" diye ekliyor.
Oysa iyi giden, maskeli üfürükçünün kandırma taklacılğıydı…
***
Üfürükçünün kandırıp dolandırma ezberi, TC tarihinden mirastı. Tarih, entriaka kaynağıydı. "Mülkünü kurtarıp tahtını koruyacağız" diye kandırılan Sultanların parası ve askerleriyle darbe bile yapılmıştı.
Ermeniler, "iyiliğiniz için" yalanıyla kırlara sürülüp kırılmış, Sıra Kürtlere gelince, Şeyh Said’i "savunma yapmaz, söylediklerimizi terkrarlarsan, seni serbest bırakır, sizin yaylada birlikte kuzu yeriz" diye ikna etmiş, Seid Rıza’yı Atatürk'le görüşmeye çağırıp esir almışlardı.
Onun için üfürükçü sahte imamı örnek alıp, içki içen, kumar oynayan, eroin çeken, kimden para alıyorsa onun muhafızlığını yapan şairi "idol" seçip, çok din, çok iman, çok cami diyen, dindar görünmek için önüne çıkan her camiye hamle edip namaza duranların, zahmete girip yeni yalanlar, dolandırma yöntemleri icat etmelerine gerek yoktu.
Tarih yalan ve talan örnekleriyle doluydu. Tarihlerinde, "söz" nedir bilmeyen, "erkekliğimizi öldürüyor" diyerek "barış derneği" yöneticilerini bile hapseden kültür, "Kürtlerle barış süreci" sessizliğini fırsat bilip tuzaklar kazmaya başladılar. Savaş yolları, askeri hava alanları, Saddam Hüseyin modeli savunma kaleleri inşa etmeye başladılar. MİT, Ordu ve polisin suçlarına dokunulmazlık geçirdiler. Kürtlerin mallarına el koymayı ve "makul şüphe" üzere tutuklamayı kanun maddesi haline getirdiler.
Hizbullah'ın ismi değiştirilerek 1990’ların çetecilik ruhu da hortlatıldı. Geçmişte, telle insan boğan, barınaklarının altını mezarlığa çeviren Hizbullah, yeni halinde siyasi partiydi. Dönemin Başbakanı Erdoğan, başını kabul edip, "memleket meselelerini" görüşüyordu. İktidarın ağlayan adamı Bülent Arınç, 6-7 Ekim hizmetlerinden sonra yuvalarını ziyaret edip taktirlerini sunuyor, Cizre saldırısından sonra da onları "masum ve mağdur" ilan ediyordu.
Arınç’ın eylem ve söylemi de yeni değil, tarihin tekkerürü idi. 1970’lerde Türkeş’in tosuncukları tetik çekip, geride ölüler bırakarak ilerlerken, dönemin Cumhurbaşkanı General Sunay, "onlar milliyetçi çocuklar" diyordu. 1978’de MHP patentli sloganlarla Maraş'ta insanlık katledilirken, Süleyman Demirel, soru soran gazetecileri "milliyetçilerin cinayet işlediklerini bana söyletemezsiniz" diye azarlayarak katillere masumiyet ve mağduriyet gömleği giydiriyordu.
Bu tiplerle barış konuşulur mu bilinmez, ama AKP rejiminin gömlekçisi de Arınç’tı.