Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Pakistan dönüşünde şöyle dedi:
"Brexit bana göre güzel bir tevafuk oldu. Yani, Avrupa’da diğer ülkelerde bu tür şeyler olabilir... Fransa’da da sesler geliyor... İtalya’dan geliyor.”
Bizimki "Brexit’i”, yani Britanya’nın AB’den "çıkışını”, vaktiyle Bediüzzaman Said Kurdî’nin (Said Nursi) eserlerinde dile getirdiği Kur’an’daki "tevafuk mucizesi” gibi görüyor.
Böyle görünce, o da "nereden çıkıp, nereye gideceğini” pek bilmese de, Türkiye’nin bir başka "çıkışının” da "tevafuk mucizesi” gibi bir şey olacağını sanıyor.
Buyurun okuyun:
"Benim için varsa yoksa Avrupa Birliği dememeli.. Mesela, ‘Şanghay 5’lisi içerisinde Türkiye niye olmasın?’ diyorum. Bunu sayın Putin’e olsun, Nazarbayev’e olsun, şu anda Şanghay 5’lisinin içerisinde olanlara da söyledim. Başlangıçta 5 ülkenin kurduğu Şangay İşbirliği Örgütü’ne daha sonra Özbekistan, Pakistan, Hindistan gibi ülkeler de dahil oldu... İran da girmek istiyor. Türkiye’nin Şanghay 5’lisi içerisinde yer alması, bu konuda çok daha rahat hareket etmesini sağlayacaktır diye düşünüyorum.”
Ben şahsen, Erdoğan’ın yukarıdaki laflarını okuyunca, bir hayli keyiflendim. Kendi kendime "vay canına dedim, adam hem benim hem de Perinçek’in hayalini aynı anda gerçekleştirme yolunda yürüyor.”
Bildiğiniz gibi, ben 60’lı yıllarda "NATO’dan çıkalım, Sovyetlerle ittifak kuralım” derken, Perincek "NATO’dan çıkalım Pekin’le ittifak kuralım” diyordu.
Allah’ın hikmeti mi desem yoksa yepyeni bir "tevafuk mucizesi” mi desem, bilemiyorum. Türk devletini yöneten şahıs, şimdi bu "iki beynelmilel stratejiyi” tek bir pakette birleştirmiş. Şanghay Beşlisi’ne "takılmak”tan söz ediyor.
Sizce de eğlendirici değil mi?
Yalnız bu eğlendirici açıklamalarda bir zayıf nokta var. Erdoğan Avrupa Birliği’nden "exit” etmekle Şanghay Beşlisi’ne "enter” etmenin "aynı tevafuk mucizesi” olduğunu sanıyor. Ben bu vahim hatada "FETÖ parmağı” aramanın yararlı olacağını düşünmekteyim. Yine "Reisin” burnunun dibine kadar "sızan” bir FETÖ’cü Erdoğan’ı yeni bir "aldatılma” haliyle yüz yüze bırakmışa benziyor. Uyarı görevimizi yerine getirelim:
Vaktiyle dünyamızda birisinin adı NATO, diğerinin adı Warşova olan iki "askeri pakt” vardı. Bu iki pakta paralel de, birisinin adı "Ortak Pazar, AET ve nihayet AB” olan, diğerinin adı ise COMECOM diye kısaltılan iki de "ekonomik pakt” karşılıklı olarak mevzilenmişti.
Yani, Türkiye "AB’ye boş verip, Şanghay Beşlisine adım atmaya” kalktığı anda, NATO’dan "exit” eyleyip, Rusya ve Çin "askeri ittifakına” "enter” etmiş olur.
Eeee...Ne var bunda mı diyorsunuz. Çok şey var.
O gün, Türk topraklarına konuşlandırılmış, ABD’ye ait "nükleer bombaların” bulunduğu her yer Amerikalılar tarafından "güvenceye” alınır. Türk savaş uçaklarının bütün elektronik aygıtlarının şifreleri karmakarışık hale gelir. Türk savaş potansiyelinin her milimetrelik "haritaları”, "şemaları”, "muhtemel savaş planları” olduğu gibi Pentagon’un elinde olduğu için, bunlar hakkındaki bütün bilgiler dört bir yana saçılır.
Hava gücü felce uğrayan Türk devleti, Kandil’e "çökme” hülyalarını bırakalım, tek bir "sorti” bile yapamaz. Yapamayınca "Dağdan” "ovalara sızma” çocuk oyuncağı haline gelir...
Ya Suriye?
Ya Irak?
Ankara imamesini şaşırır.
NATO şemsiyesinden bir kere mahrum hale gelince, Türk ordusu, yeniden Çin ve Rus silahlarıyla donanana kadar, emin olun, arkasında NATO olan Kıbrıs Cumhuriyeti karşısında bile teslim bayrağını çeker.
Özetle, bir kaç ay içinde "Şanghay Beşlisine” heveslenen Erdoğan, "Kuzey Kıbrıs’ı” kaybeder, "Ege denizindeki karasu iddialarından vaz geçer”, Irak’tan ve Suriye’den pılısını pırtısını toplamak zorunda kalır ve elbette Kuzey Kürdistan Özerk bölgesi yönetimine, Sur, Nusaybin, Şırnak ve diğer şehirlerdeki yıkımların karşılığında milyarlarca dolar tazminat ödemek zorunda kalır.
Kolu kanadı yolunmuş bir tavuk haline gelince de, "Şanghay Beşlisi” "bu tavuk ne Moskova’da ne de Pekin’de yumurtlar” diyeceğinden, Türkiye kendini Yeni Dehli sokaklarında "Avare mu” halinde bulur.
Böyle bir "tevafuka” ben gülmeyeyim de, kimler gülsün?