
'Adanayi Voghperke'
Ermeni cemaati için 1909 senesi, soykırımın ayak seslerinin Adana, Mersin ve Kilikya'da işitilmeye başlandığı yıldır. Adana, Mersin ve Kilikya'da soykırımın provası gerçekleştirilir. Anadolu'daki Ermenilerin 1800'lerin sonlarında Hamidiye Alayları ile başlayan "temizlik" sürecindeki kritik duraklardan biri olan 1909'da, 30 bine yakın Ermeni katledilir. Ermeni aydınlardan oluşan bir heyet yaşananların raporunu tutmak ve hayatta kalanlara destek olmak amacıyla bölgeye gider. Yesayan da yetim kalan çocuklarla alakadar olmak üzere heyette yer alır. İstanbul'daki görece güvenli burjuva hayatından ve ortamından çıkıp, üç ay boyunca yaşananları gözlemler ve gördüğü her şeri detaylıca yazar. "Yıkıntılar Arasında" kitabı bu şekilde açığa çıkar.
Yaşanan felaketi, hiç haberi olmayanlara aktarmaya çalışan Yesayan kitapta, "Her taraf yakılmış ve yıkılmış, ortada bulunan hiçbir şeye acınmamış. Bütün kiliseler, bütün okullar, bütün evler birer şekilsiz taş yığınına dönüştürülmüş. Bunların arasında, ötede beride her nasılsa ayakta kalabilmiş bazı binaların iskeletleri görünüyor. Doğudan batıya, güneyden kuzeye, ta uzaklardaki Türk mahallelerinin acımasız ve gaddar nefreti tüm yapıları yakıp kavurmuş, yangınlar tüm güzellikleri yok etmiş, kente bu ölüm sessizliğini getirmiş, bunlar arasında ayakta kalan sadece iki caminin minaresi büyük bir gururla etraftaki mezar ıssızlığını seyrediyordu" diyerek Adana'da yaşananları ortaya koyuyor. Bütün bu yaşadıklarından sonra bireyselliğini bir kenara koyarak kolektif bir kimliği sahiplenmeye başlar Yesayan. O artık kendi deyimiyle "bir eşkıya, dağlarda bir özgürlük savaşçısı..." olma düşleri kurmaya başlamıştır.
'Sakıncalılar Listesi'
Osmanlı 1915 senesinde daha evvel orduya aldığı Ermenilerin ellerinden silahlarını alıp onları ordu içindeki işçi taburlarına yerleştirmeye başlar. Ermeni erkeklerini sistematik olarak kontrol altında tutmak ve yıpratmak maksadıyla oluşturulan amele taburlarında büyük zulümler yaşanır. Amele taburlarının ardından, Nisan'da "Sakıncalı Ermeni Entelektüeller Listesi" oluşturulur ve Ermeni bürokratlar, entelektüeller, doktorlar, gazeteciler ve diğer bilim insanları ve sanatçılar tutuklanıp, sürgüne yollanır. Birçoğu korkunç işkenceler sonucunda öldürülür. Böylece soykırımın anlatılmasının önüne geçilmiş olunur.
Yesayan'ın ismi de bu listededir. Krikor Zohrab, Varoujan, Rupen Zartarian, müzisyen Komitas gibi Ermeni cemaatinin önemli isimlerinin olduğu bu listede, devletin sakıncalı gördüğü tek kadın yazar olma "onuruna" erişen Yesayan, bir şekilde tutuklanmaktan kurtulur ve Bulgaristan'a kaçar. Bulgaristan'da temaslar kurarak, soykırımı gerçekleştiren Osmanlı'ya karşı eylemler örgütlemeye çalışan Yesayan, Adana'ya geçerek orada kalan Ermenileri kurtarma ve sürgündeki Ermenileri örgütleme planları kurar.
...
Sovyetler dönemi
Bulgaristan'daki girişimleri başarısızlıkla sonuçlanan Yesayan, 1917 senesinde devrimi hazırlayan süreçte Bakü'ye geçer. İlerleyen yıllarda Paris ile Bakü arasında gidip gelecektir. Artık yazarlık yerine "katiplik" yapmaktadır. Kendisini soykırım tanıklıklarını toparlamaya adar. Topladığı bütün belgeleri, tanıklıkları, izlenimlerini Fransızca'ya çevirir. 1933 yılında ise Ermenistan'dan gelen davet üzerine Sovyetler Birliği'ne gider. Giderek sosyalizme yakınlaşan Yesayan, bu dönemde sosyalist gerçekçi bir bakış açısıyla "Ateşten Gömlek" ve otobiyografik çalışması "Silahtar'ın Bahçeleri"ni yayınlar. 1920 sonrasında giderek enternasyonalist bir söylemi benimseyen Yesayan'ın sosyalizme yakınlaşması şaşırtıcı değildi. Bir yandan Bakü'de yayınlanan Gordz adlı bir dergide soykırıma dair topladıklarını yayınlarken, bir yandan da Ermeni burjuvazisi de dahil, burjuvaziyi ve emperyalizmi eleştirmeye başlar.
Zabel Yesayan, kalemini Ermeni halkının yaşadıklarının görünür kılınmasına adamış bir Ermeni kadın yazar olarak mücadelesinden bir an olsun vazgeçmedi. 1909'da Adana'da yaşananları gördükten sonra tarifi mümkün olmayan acıları ve kederleri anlatmanın mümkün olamayacağını düşünen Yesayan'ın yazdıkları katliamlarla yok edilmeye çalışılan bir halkın kolektif haykırışına dönüştü.
YILDIZ TAR - ETHA/İSTANBUL