
Rojava'da Kürtlere yönelik 16 Temmuz'da başlayan saldırılar halen devam ederken, bir yandan da Kürt Ulusal Kongresi için hazırlıklar tüm hızıyla sürüyor. Kongrenin en önemli konusu ise Rojava olacak. Kongre'ye Rojava'dan da delegeler katılacak. Güney Kürdistan Hükümeti'nin sınır kapısını kapattığı bir dönemde yapılacak kongrenin hazırlık çalışmaları için Hewlêr'de bulunan TEV-DEM Koordinasyon Üyesi Aldar Xelîl, Rojava'da Kürt halkını hedef alan saldırıların nedenleri, Kürt partilerinin tutumları ve Rojava'daki gelişmelere yönelik soruları değerlendirdi.
Rojava'da El Nusra Cephesi ile YPG arasında bir süredir silahlı çatışmaların olduğunu izliyoruz, Kürtler neden hedef alındı, son durum nedir?
16 Temmuz'dan bu yana halkımıza yönelik insafsızca saldırılar gerçekleştiriliyor. Yaşamlarını köylerde sürdüren, asker ve siyasetle hiçbir alakaları olmayan kimselere dönük vahşice saldırılar yapılıyor. Eğer onların bir suçları varsa o da Kürt olduklarıdır. Şimdiye kadar onlarca köy çete gruplarının saldırılarına maruz kaldı. Saldırılar bölgemizde çok fazla yıkıma ve göçe neden oldu. Bu savaşın temel nedeni biliniyor. Kürtlere karşı birbiriyle ittifak kurmuş çok sayıda güç ve örgüt var. Bunlar Kürtlerin kendi devrimlerini yapmasını ve Kürt halkının haklarını kazanmasını istemiyorlar. Bundan dolayı Kürt bölgelerine saldırıyorlar. Bu saldırılarını özellikle de 19 Temmuz Rojava Devrimi'nin yıl dönümünde başlattılar. Saldırılarla bizi kabul etmedikleri mesajını vermek istediler. Kürtlerin kendi kendilerini yönetmelerini, kabul etmediklerini bu şekilde yansıtmış oldular. Çatışmalar şimdiye kadar Til Hasil ve Til Aran bölgelerinde devam ediyor. Bu alanlarda birçok kişi yaşamını yitirdi, birçok kişi bu grupların eline esir düştü. Girê Sipî (Til Ebyad), Cerablus, Kubanê köyleri, Til Xelef, Tirbesiyê köyleri, Çelaxa civarları ve sınırda çatışmalar hala devam ediyor. Çete gruplar her geçen gün saldırılarını arttırıyor. Her ne kadar onların çok kaybı olmuş olsa da, Kürt halkından ve YPG'den de kayıplar verildi. Saldırıların başladığı günden bu yana Kürt halkı ve gençleri muazzam bir direniş içerisine girdiler. Çok fazla imkan olmamasına rağmen bireysel imkanlarıyla tarihi bir direniş gösteriyorlar. Sadece askeri açıdan ele alsak dahi YPG'nin kazanımları daha öndedir. Her geçen gün bu çete gruplarına daha fazla darbe vuruluyor. Onların ilk kararı Rimelan'ı da ele geçirmekti. Büyük bir direniş gösterildiğinden dolayı daha fazla ilerlemeleri önlendi ve birçok cephede püskürtüldüler.
Rojavalı birçok parti Kürtlerle birlikte savaşmak istediklerini ama PYD ve YPG'nin bunu engellediğini öne sürüyor. Bu konuda ne diyorsunuz? Bir engelleme söz konusu mu?
Yurtseverlik, fedakarlık ve halka hizmet etmek için vize yada pasaport gerekmiyor. Kendi halkımızı koruyup, savunmak istiyorsak bunun binlerce yolu vardır. Bazıları bunun üzerinden politika yapıyorlar. Ama onların öyle bir imkanı da söz konusu değil. Geliyorlar, kendilerini abartan yaklaşımlar içerisine giriyorlar. Bazıları 20 bin, bazıları 5 bin gencimiz var diyor. Hani neredeler? Halkımız uzun süredir saldırı altındadır. Hadi diyelim YPG senin bir ordu kurmana izin vermiyor. Sen hiçbir şey yapamıyorsan dahi onlara dört tane ekmek götüremez misin, ''Ben de size ekmek getirdim'' diyebilirsin. O savaşçıların bir günlük ekmeğini karşılayabilirsin. Ya da bir ağrı kesici, bir serum götürebilirsin. Hadi bunu da yapmadın, bari kendi basınında o savaşçılara destek çıkabilirsin. ''Ya farklı bir ordu kuracağım ya da hiçbir şey yapmam'' demek yurtseverlik değildir. Bunlar iktidar ve hükümdarlık arama anlamına gelir. Süreç kimin iktidar olacağını tartışma süreci değil. Bölgemiz bir saldırı altındadır, bu saldırılar karşısında değerlerimizi, halkımızı korumak için kimin elinden ne geliyorsa yapması gereken bir süreçtir. Eğer gerçekten halkını desteklemek istiyorsan sana bağlı olan gençlere, kadınlara seslenerek, ''Gidin halkınızın yanında cephede savaşın'' diyebilirsin. Orada savaşanların da bir düzeni, disiplini, bir askeri örgütlenmesi var. Sen de gidip orada, başka bir köşede karışıklık çıkaramazsın.
Belirttiğiniz kesimler YPG dışında askeri bir güç mü kurmak istiyor?
Daha önce bu konuda Desteya Bilind a Kurd'a bağlı çalışan uzman bir komitenin olması ve tüm silahlı güçlerin ona bağlı olması yönünde bir karar alınmıştı. Şimdi uzman komite var, YPG çapında büyümüş bir de güç var. Ama hala bunu kabul etmeye yanaşmıyorlar. ''Yok, illa ben de YPG dışında bana bağlı bir askeri güç kuracağım'' diyorlar. Bu sahtekarlıktır, iki yüzlülüktür. Senin halkın saldırılar altında olacak ama sen bundan kaçacaksın. Onlar yarın-öbür gün halkın ''Biz dardayken yanımızda değildin de neredeydin'' dememesi için bunları söylüyorlar. Şimdiden seçimlerin hesabını yapıyorlar. Seçimlerde halkın ''Saldırılar olduğunda siz neredeydiniz'' tutumu karşısında şimdiden ''YPG bırakmadı'' demenin hesabını yapıyorlar. Böyle şeyler doğru değil. Eğer sen gerçekten gelmek istiyorsa, sana güvenilebilecek bir şeyler yap. En azından bu konuda bir açıklama yapabilirsin. Gerçekten El Nusra Cephesi'ne karşı olduğunuzu anlayalım. Onlara karşı düşmanlığınızı ilan ediyor musunuz, etmiyor musunuz? Siz bugüne kadar hala halkınızın direnişini kutlamamışsınız. Şimdiye kadar ''Bu direniş çok iyi bir direniştir'' bile dememişsiniz. Bazıları bu savaşın nedenini dahi hala Kürtlere yığmaya çalışıyor. Bazı utanmazlar ''Kürtlerin silahlı grupları olduğu için çeteler Kürtlere saldırdı'' diyorlar. Doğrudur. Eğer silahlı güçlerimiz olmasaydı, adamlar arabalarına biner, direkt gelir her yeri alırlardı. Çünkü böylesi bir durumda önlerinde direnecek kimse olmazdı. Biz varlığımız için mücadele ettiğimizi söyleyeceğiz ama Beşar Esad'dan kurtulup, El Nusra Cephesi'nin hükmü altına mı gireceğiz? Bu hesaplar mantık dışı şeyler. Doğru olan, halkın o direnişindedir. Bakın tüm halk bu direnişe sahip çıkıyor. Kürt olmayan, Asuri, Süryani, Keldani, bölgedeki Arapların hepsi YPG etrafında toplanıyor ama hala bazı Kürtlerimiz YPG ve YPJ'yi kabul etmeyi kendilerine yedirmiyorlar. Hala ''Bunlar Kürtleri savunuyor' diyemiyor ve saldırılarına devam ediyorlar. Bu söylemler basının yaptığı boş bir propagandadır.
El Parti ile Hewlêr'de uzun süre görüştünüz. Sonunda hiçbir açıklama yapmadan dağıldınız. Bu görüşmelerin sonuçsuz kaldığı anlaşılıyor. Neden uzlaşma sağlanamıyor?
Bir uzlaşmaya varamamanın öncelikli nedeni; Rojava'da tek bir askeri gücün olması ve Rojava'nın savunmasını birlikte yapma dayatmamızdı. Kürt halkı olarak böylesi bir süreçte savunmasız olamayız. Ama onlar farklı düşünüyorlar. Onlar ''Tek yönetim altında tek bir askeri güç olmaz'' ve ''Biz gençlerimizin gelip YPG'nin içinde yer almasını kabul etmiyoruz'' diyorlar. Bunu açıkça söylüyorlar. Peki nasıl olacak? Bu ayrı bir askeri güç oluşturma talebidir. Başka bir ad altında başka bir askeri güç oluşturulursa, yarın partiler arası siyasi görüş farklılığı yaşandığında her iki partinin askeri güçleri karşı karşıya gelebilir, birbirini vurabilir. Güney Kürdistan tarihinde bunun örnekleri var ve biz bu hatayı tekrarlamayalım dedik. Binlerce peşmerge, kardeş kavgasından dolayı yaşamını yitirdi. Neden biz de bu tecrübeden sonuç çıkarmayalım? Neden biz de yarın aynı duruma düşelim? Şimdi neden her partinin askeri bir güç kurmasına izin verelim de yarın bu askeri güçler birbirini vuracak duruma gelsinler? Bu tehlikeye yol açmamak gerekiyor. İkincisi; eğer biz birlikteliğe gideceksek bu Desteya Bilind a Kurd'a (DBK) karşı, ona rağmen olmamalıdır. Bir ittifak yapılacaksa bu ittifak DBK'nin güçlenmesine hizmet etmelidir. DBK tüm kurumlar ve tüm partilerin ortak yönetimi olmalıdır. Ama bize dayatılan yöntemlere ve istenen ittifaka baktık, geriye bir tek biz ve El Parti kalıyor. Diğer partilerin tümü bu ittifakın dışında kalıyor. Bunun doğru ve demokratik olmadığını düşünüyoruz. Bir ittifak yapılacaksa tüm partilerle birlikte yapmalıyız. Bunun gibi birçok konuda görüş ayrılıklarımızın olduğunu gördük.
Rojava için dönemsel yönetim kurulması tartışıldı. Bu konuda nasıl bir tutum sergileniyor?
Dönemsel bir yönetim kurmayı düşündük. Bunun için üç ay hedefleniyor, üç ay sonra seçimlere gidilir. Seçimlerde hangi partiler daha çok oy alırsa, hükümeti de onlar kurar. Bu dönemde büyüklü-küçüklü bütün partiler yönetim mekanizmasının içinde olmalıdır. Hatta bu yönetim içinde bağımsız kişiler dahi olabilir. Yani her kesimin temsil edilerek, şu an için partilerin büyüklüğü veya küçüklüğünün esas alınmaması gerektiğini düşünüyoruz. Fakat diğerlerinin görüşü bu şekilde değil. Sadece bizim ve onların (PYD ve El-Parti'nin) esas alınması gerektiğini düşüyorlar. Bunun gerçekçi olmayacağını düşünüyoruz. El-Parti ve diğer kesimlerle yaptığımız görüşmelerden tümden umudumuzu kesmiş değiliz ama herkesle ittifak kurmak ve herkesle çalışmak istiyoruz. Bunun için de biraz zamana ihtiyaç olduğu görülüyor. Bundan dolayı kapıları tam kapatmadık ama herkesin görüşünün alınması gerektiğini de belirttik. Şimdi dönemsel yönetimin kurulması için tüm partilerle diyalog içindeyiz. Bu savaş çıkmasaydı bu adımlar belki daha erken atılabilirdi. Bölgemiz üzerinde yapılan saldırılar bazı çalışmaların gecikmesine neden oldu. Sanırım bu da savaşın doğal bir sonucudur. Ama bu çalışmaların da bir sonuca ulaşacağına inanıyoruz. PYD'den hesap soracaklarına kendilerine ''Biz niye gelişmiyoruz'' diye sorsunlar.
Rojava'ya ilişkin PYD ile ENKS içinde yer alan diğer 16 partinin farklı düşündüğü, buna rağmen PYD'nin diğer partilerin çalışmasını engellediği yönünde bir başka iddia var. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz, PYD diğer partilerden farklı mı davranıyor?
Tuhaf bir durum var ki bazıları gelip ''PYD çalışmamıza izin vermiyor'' demekte. Devrim sürecinin başlangıcında belki de PYD birçoğundan daha zayıftı. Çünkü Baas rejimi her gün PYD kadrolarını tutukluyordu, şehit düşürüyordu, zindana atıyordu. Diğer partilerin büroları vardı, çalışmaları yarı resmiydi. Devlet onlara karışmıyordu. PYD o zorlukların içinden çıkıp, kendisini örgütledi ve adım adım gelişti. Neden? Çünkü yaşam felsefesi farklıdır. Sen eğer ''PYD bırakmıyor çalışayım'' diyorsan şu soruyu kendine sormalısın; PYD o kadar zorluğun içinden çıkıp, kendisini nasıl bu kadar geliştirdi de biz gelişmiyoruz?" Dönüp, bunu kendilerine sormaları lazım. Biz bir sorun olduğunda veya gelişme yaşanmadığında dönüp kendimize bakıyoruz, toplantılarımızı yapıyoruz, neden bir gelişme olmadı diye değerlendirme yapıyoruz. Bu partiler, neden gelişmiyoruz diye hiç düşünmüyorlar mı, tartışmıyorlar mı? Rojava halkının onları her gün daha fazla bıraktığı, mesafe koyduğu bir gerçektir. Gelişme kaydedeceklerine gerileme yaşıyorlar. Bu kendilerini sorgulayacakları bir durum değil mi? PYD'den hesap soracaklarına kendilerinden hesap istesinler. İkincisi; bu sözün kendisi doğru değil. Yani PYD senin çalışmana nasıl izin vermeyecek? PYD çalışıyor, çaba harcıyor, o zaman siz de çalışın. Ama yok, sen ''Bazı şeyler yapalım da Kürtler birbirlerini vursun, Rojava parçalansın'' dersen, PYD buna karşı mücadele eder. Bunun iktidarla, yönetimle bir alakası yok. Bu ilkesel bir durumdur. Yaşamda partiler ve kişiler açısından bazı ölçüler vardır ki, bunlar aşılmamalıdır.
El-Nusra Cephesi Kürtleri katliamdan geçirirken, Parti Azadi ve bazı Kürt partilerinin El Nusra'ya destek verdikleri söyleniyor. Bu doğru mu?
Gerçekten onların içinde bazı Kürt grupları var. Belki açık açık bir parti adına hareket etmiyorlar ama esirlerden ve farklı yerlerden edindiğimiz bilgilere göre, Kürtler adına bir-iki grup varmış. Basından da edindiğimiz bilgilere göre, Parti Azadi'den bazılarının onlarla ittifak kurduğu söyleniyor. Mişel Temo'nun oğlu ve onun gibi birkaç kişi var. Ama ilginç olan şudur ki, Parti Azadi o güce sahip değil. Zaten üç-dört kişiden oluşuyor ama Kürtlerin adını bozuyorlar. Bir kişi de olsa bu durum etkiliyor, Kürtler bundan acı duyuyor. Bu güçlerinin çok olduğundan da değil. Örneğin itilafın içinde olanlar karar versinler, desinler ki, ''Rojava'da Kürt halkının bizimle yürümesini istiyoruz'', eğer Kürtler onlarla hareket ederse, diyeceğiz ki bunlar gerçekten Kürtleri temsil ediyorlar. Kimse onlarla yürümez ve dinlemezse o zaman kendilerinden utanmalılar. Bu durumda kendilerine ''Ben kimin temsilcisiyim'', diye sormalılar. Çete gruplarının içerisindeki Kürtlerin durumu da budur.
Rojava'da saldırılar yaşanırken, Güney Kürdistan Hükümeti Sêmalka Sınır Kapısı'nı kapalı tutuyor. Bu tutumu nasıl yorumluyorsunuz? Ayrıca hükümetin kapının açık olduğu yönünde açıklamaları oldu. Kapı açık mı?
Eğer sınır kapısı açıksa, ben buradan Rojavalı Kürtlere ''Gidin sınırda ticaret yapın, ilaç, süt getirin' çağrısında bulunuyorum. Gitsinler baksınlar hele kapı açık mı değil mi? Yaptığımız görüşmelerde de kapının açılması için bize herhangi bir söz vermediler. Bu kabul edilir bir şey değil. Yani böylesi saldırıların olduğu bir dönemde diğer parçadaki Kürtlerin Rojava'ya destek sunmaları ve direnişi yükseltmeleri beklenirken, sınırın kapatıldığını görüyoruz. Şimdi sorun sadece sınır kapısının kapatılması değil. Sınır kapısı üzerinde bazı hesaplar yapılıyor. Bazıları ''Sınır kapısını açarsak, size faydası olur'' diyorlar. Halk için açılsın, bize faydası dokunmasın. Üstelik sadece sınır kapısı değil, tüm sınırı kapatmışlar. Sınırların bu şekilde bir tavır olarak kapatılması karşısında acı duyuyoruz. Çete gruplarının bize yönelik saldırıları varken, yanıbaşımızdaki Kürtler de bize kapıları kapatıyor. O zaman Kürtlük, yurtseverlik nerede kaldı? Özellikle de Kürt Ulusal Kongresi hazırlıklarını yaptığımız böylesi bir dönemde bunların yaşanıyor olması acı veriyor. Güney Kürdistan Hükümeti bir tek sınır kapısını değil, tüm sınırı kapatmış durumda. Ulusal bir kongre çalışması yaptığımız saatlerde Rojava Kürtlerine yönelik çete guruplarının saldırıları oluyor. Bizim buna karşı tavır sahibi olmamız gerekir. Eğer tavır göstermeyeceksek o zaman bu nasıl bir ulusallık ve nasıl bir kongre olacak? Bu kongrenin bir anlamı olmaz. Bu hazırlık komitesinin dört parça Kürdistan'ı temsil etmesi gerekiyor. Bir tutumumuzun olması lazım. Ya biz ''Ulusal bir tutum olarak sınır kapılarının kapatılması gerekiyor'', diyeceğiz ya da ''En iyi ulusal tutum olarak sınır kapılarının açılması gerekiyor'' diyeceğiz. Bu konuda bir tutumumuzun olması şart. Kongre hazırlık komitesi de konuya ilişkin bir planlama çıkarıldı. Bu sorunu çözmek üzere bazı heyetler aracılığıyla Güney Kürdistan Hükümeti'yle görüşmeler de yapılıyor. Sınır kapısını açmıyorsan, sınırı aç. Baas rejimi döneminde halk gece-gündüz kaçak yollarla o çöllere vuruyor, sınırı geçiyordu, kaçakçılık yapıyordu. Ama sen şimdi o sınırı da kapatmışsın. Hiçbir ülkede kaçak yollar bu kadar sert bir şekilde kapatılmamıştır. Sadece Rojava ve Güney Kürdistan arasındaki sınırlar bu tarzda kapatılmıştır. Bu büyük bir talihsizlik.
Güney Kürdistan da dahil olmak üzere birçok yerden camilerde ve başka yerlerden gençlerin örgütlenerek, El Nusra Cephesi'ne gönderildiği, Kürtlere karşı savaştırıldığı belirtiliyor. Bu konuda ne diyebilirsiniz?
Rojava'da yaşanan savaş içerisinde Güney Kürdistan'dan gelen gençlerin olduğu bilgisini aldık, televizyonlardan da haberlerini izledik. Bu durum bizlere acı veriyor. Biz, Rojava'da bir savaş durumu yaşanırsa, diğer parçadaki gençler Rojava'ya destek vermeye gelirler, diyorduk. Rojava'ya bize karşı savaşmak için gelmeleri bizi gerçekten üzüyor. Güney Kürdistan'daki tüm siyasi partiler, kurumlar bu hassasiyetleri gözetmelidirler. Herkes yaptığı çağrılarda, yürüttüğü çalışmalarda gençlerin Rojava'ya gelip, kendi halkına karşı savaşmalarına izin vermemelidir. Bunun için çalışma yürütmek gerekiyor. Bu gençler bir boşluk yaşıyorlar ki bu örgütlere katılıyorlar. Bunun önünü almak Güney Kürdistan'daki tüm örgütlerin sorumluluğudur. Bugün Rojava'ya gidip, kendi halkına karşı savaşan gençler, yarın buraya döndüklerinde buradaki sisteme, hükümete, hatta buradaki partilere ve halka karşı da savaşır. Bu durumda tüm Güney Kürdistan'a karşı da savaşırlar. Dolayısıyla senin buradaki varlığını da tehdit altına almış olurlar. O açıdan buna karşı önlem alınması gerekir. Rojava'da savaştırılan gençler de şunu bilmelidir; hangi ad adı altında olursa olsun, bir başka parçaya gidip, kendi halkına karşı savaşmak ulusal bir ihanettir. Bundan vazgeçmeleri ve pişman olduklarını ilan etmeleri gerekir. Kürt halkı merhametlidir. Gelip af ister, özür dilerseniz, halk da sizi affedecektir.
ALİ DAÐLI/DİHA/HEWLÊR