ZEKİ AKIL
Erdoğan ve Hitler’in iktidar anlayışları ve yönetim tarzları birbirlerine çok benziyor. Bu konuyu tarih ve sosyoloji, politika bilimiyle ilgilenenler daha iyi irdeleyebilirler. Hitler kurumları ve yasaları bir tarafa iterek, basını ve hazineyi istediği gibi yöneterek toplumu gerçeklerden uzaklaştırmıştır. Tabi bunların yanında şiddet ve baskı mekanizmalarında da sınır tanımamıştır. Sonunda hem Alman toplumu hem de dünya Nazilerin çıkardığı savaş nedeniyle ağır bir bedel ödemiştir.
Hitler sürekli bir kriz hali yaratmış. İçte ve dışta düşmanlar yaratarak ancak savaşla var olacağına inanmış. Aynı durum şimdi Erdoğan tarafından da uygulanıyor. Normalde Erdoğan gibi iktidara kilitlenmiş insanların savaştan uzak durması gerekir. Çünkü savaş partileri ve siyasi iktidarları yıpratır. Ağır bir siyasi ve ekonomik faturası olur. Nitekim Erdoğan kendisi de diğer partilerin Kürtlerle olan savaş nedeniyle yıpranmaları sonucu iktidar olabilmiştir. Özal’dan Demirel’e, Mesut Yılmaz’dan Tansu Çiller’e kadar savaş nedeniyle uzun süre iktidarda kalamamışlar. Bu parti ve hükümetlerin güç kaybetmesi ve çıkan siyasi boşluğun ürünü olarak Erdoğan iktidara gelmiştir.
Erdoğan’ın Ergenekon ve Bahçeli’yle birleşmesi de ciddi bir araştırma konusudur. Pratikleri ve amaçları biliniyor. Ancak işin perde arkası kurcalanmadı, geçiştirildi. Ergenekoncuları hedeflemiş ve hapse atmışlardı. Bahçeli için ırkçı, kafatasçı ve kandan beslenenler, diyordu. 7 Haziran 2005 seçimini kaybettikten sonra Erdoğan Bahçeli’nin ve Ergenekon’un kucağına düştü. Erdoğan 2002’den beridir iktidarda. Bu cumhuriyet tarihinde en uzun iktidarda kalma süresidir. Tek partili dönem bir tarafa bırakılırsa Erdoğan rekor kırmış durumda.
Bunca yıl iktidarda ama korkunç bir hırs ve gözü karalıkla iktidara yapışmış. İçte ve dışta sürekli bir kriz ve savaş haliyle ayakta kalmaya çalışıyor. Topluma başkanlık sistemini dayattı. Sonunda onu da kabul ettirdi. Ancak görüldüğü gibi Türk işi başkanlık veya cumhurbaşkanlığı sistemi Türkiye’nin sorunlarını çözmek için hiçbir katkı sunmadı. Türkiye’nin bugün geldiği yer ve sorunlar eskiyi aratır durumda. Özellikle Temmuz 2015’ten beri Erdoğan Kürtlere karşı topyekün imha eksenli bir savaş yürütüyor. Kürtlere verdiği zararlar az çok biliniyor. Ancak Türkiye de büyük zarar gördü. Bütün ekonomik ve siyasi dengeler bozuldu.
Normalde iktidara kendisini mahkum etmiş Erdoğan gibileri savaşa bu kadar bağlanmaz. Çünkü savaşı kazanamayan gider. Savaş yıpratıcı ve faturası ağır bir eylemdir. Ancak Erdoğan’ın Türkiye halklarına vereceği bir şeyi kalmamıştır. Girdiği ilişkiler ve büyük yolsuzluklar, yarattığı düşmanlıklar ve kamplaşmalar onu Bahçeli’ye ve Ergenekon’a mahkum etmiştir. Bu gerçeği birçok çevre ve aydın kesim artık dile getiriyor. Geçen gün Hayko Bağdat, değerli bilim insanı Baskın Oran’la bir TV programı yapmıştı. Baskın Oran da Erdoğan ancak savaşla iktidarda kalabilir, diyordu. Erdoğan’ın demokrasiye çark etmesi ve reformları gündeme getirmesi artık düşünülemez. Türkiye’yi Libya’ya kadar uzanan savaşların içine sokmuş. İçeride ve dışarıda Kürtleri yok etmek için tam gaz saldırı halinde. Koronavirüs bile hızını kesemedi. Bu salgın zamanlarında görüldü ki, hazine tamtakır. Banka hesabı açıp halktan bağış kampanyası düzenliyor. ABD ve Avrupa’ya bakılsın. Bütün devletler salgınla mücadele için trilyon dolarlar ayırıyorlar. Erdoğan’ın sarayının günlük giderleri milyonlarca liradır. Ülkenin kaynaklarını savaşa, yandaşa, talana akıtıyor. Halka verilecek bir şey bırakılmamış.
Dünyada ve Türkiye’de insan hakları örgütleri, BM dahil salgın nedeniyle hapishaneleri boşaltın diye çağrı yaptılar. Ancak Erdoğan ve Bahçeli hükümeti bunu da bir fırsata çevirmek için kolları sıvadı. Acelesinden bir günde sekiz HDP belediyesine el koydular. Ardından infaz yasası hazırlayıp Kürtleri, demokratik çevreleri ve muhalifi olan diğer kesimleri içeride tutmanın planlarını yaptılar. Kürtler ve muhalifler içeride çürür veya ölürse onlardan kurtulmuş olacaklar. Eşitlik, yaşam hakkı veya vatandaşlık hukuku bir tarafa atılmış durumda. Açıktan düşman hukuku ve imha konsepti uygulanıyor. Muhalefetin ve aydınların, sanatçıların bütün çağrı ve girişimlerine kulaklarını kapatmış durumdalar.
Gurp Yorum üyesi bazı sanatçılar, yasaklara karşı açlık grevine girdiler. İstedikleri şey adil yargılanma hakkı ve sanatsal çalışmalarının engellenmemesi ve baskıların durdurulmasıydı. Bunlar zaten normalde olması gerekenlerdir. Bunun için açlık grevine veya ölüm orucuna girmeye gerek yok ki. Ancak Erdoğan İktidarı Helin Bölek gibi genç bir sanatçıyı Türkiye’nin gözü önünde ölüme gönderildi. Diğer arkadaşları da ölüm sınırında. Her konuda açıklama yapan Erdoğan’dan ses yok. Çünkü Cizre’de bodrumlardaki yaralı ve silahsız insanları imha edin diyen emir veren de kendisiydi. Roboskî katliamının üstünü örten de.
AKP ve MHP iktidarı için söylenecek çok şey var. Sık sık da yazıyoruz. Bu ceberut ve kanlı iktidar aşılmadıkça Türkiye halkları savaşlardan ve felaketlerden kurtulmaz. Faşizme karşı olan bütün güçler ortaklaşırsa gidecekler. Topluma verecekleri bir şeyleri kalmamıştır. Öyle gösterdikleri gibi bir güce ve meşruiyete de sahip değiller.