Salgının sebebi Türkiye 

Dünya Haberleri —

7 Kasım 2022 Pazartesi - 17:45

Fırat havzası - Rojava

Fırat havzası - Rojava

  • Fırat nehrinden sağlanan su ile Suriye ve Irak’a siyasi baskı oluşturan Türk devleti yaptığı kısıtlamalar ile kolera vakalarının salgına dönüşmesine sebep oldu. HRW yayınladığı raporda Türk devletinin Rojava ve Kuzey Doğu Suriye’de işgalci bir güç olarak hegemonya kurma amacı güttüğünü vurguladı. 

Türkiye’nin Suriye ve yakın ülkelerde yayılan ölümcül kolera salgınını tetiklediğini açıklayan HRW, söz konusu durumun Kuzey Doğu Suriye’de daha vahim olduğuna dikkat çekti. Türk devletinin Suriye’de işgalci bir güç olduğunun defaatle teyit edildiği raporda Allouk su istasyonunun bilinçli olarak tahrip edilerek 460 bin kişinin temiz su kaynağından mahrum bırakıldığı aktarıldı.  
İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), Türkiye’nin Suriye ile Kuzey Doğu Suriye’de yaptığı su kesintisinin halk sağlığı açısından tehdit ve tehlikelerine ilişkin açıklama yaptı. Türkiye'nin Fırat'ın suyunu keserek özellikle Kürtlerin olduğu bölgelere akışı engellediği ifade edilen açıklamada, "Suriye hükümetinin yardım ve temel hizmetlerde uyguladığı ayrımcılığın yanı sıra Suriye'nin tamamında süregelen güvenlik ve erişim kısıtlamaları, yeterli insani ve acil yardım müdahalesini engellemektedir. Su kesintisi, mevcut kolera salgınını tetiklemektedir" diye belirtildi.
 
Bir haftada 81 ölüm vakası
 
HRW Direktör Yardımcısı Adam Coogle, Suriye ile Kuzey ve Doğu Suriye’de su krizine müdahale edilmemesi durumunda kolera salgınının halk sağlığını ciddi oranda etkileyeceği uyarısında bulunarak, “Suriyelileri etkileyen su kaynaklı son hastalık olmayacak ve salgınların devamı gelecek. 1 Kasım itibariyle Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Suriye'de koleradan 81 ölüm ve 24 bin üzerinde şüpheli vaka kaydetti. Kolera buradan sonra zaten çoklu krizler yaşamakta olan bir ülke olan Lübnan'a da yayıldı" diye belirtti.
 
Su akışı yüzde 65 azaltıldı
 
Fırat Nehri'nin Kuzey ve Doğu Suriye ve ülkenin diğer bölgeleri için en önemli su ve elektrik kaynağı olduğu belirtilen açıklamada, "Türkiyeli yetkililer Şubat 2021'den bu yana Türkiye ile Suriye arasında 1987 yılında yapılan anlaşmayı ihlal ederek, anlaşmanın öngördüğü 500 metreküpün oldukça altında olmak üzere nehir suyunun akışını kısıtladı. Temmuz 2020'de Birleşmiş Milletler İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi'nin yayınladığı rapor, Türkiye'nin Fırat Nehri'nin Suriye'ye akan suyunu keserek, yüzde 65'lik bir azalmaya neden oldu" ifadelerini kullanıldı.
 
Fırat nehiri üzerinden hegemonya kuruluyor
 
Geçtiğimiz yıl hem Suriye hem gıda, su ve sanayisinin büyük bir kısmı Fırat nehrine bağlı olan Irak'ın Türk devletin su seviyesi ile oynamaması ve arttırması için baskı yaptığı hatırlatılan açıklamada, Irak’ın da ciddi bir su krizi ve kolera salgınıyla mücadele ettiği kaydedildi. Açıklamada, Türkiye'nin çok uzun bir zamandır Fırat Nehri üzerindeki hegemonyasını siyasi bir araç olarak kullandığı ve bunun hem Irak hem Suriye tarafından dile getirildiği belirtildi. 
 
İşgalci Türkiye su istasyonunu sabote etti
 
Açıklamanın devamında şu ifadelere yer verildi: "Türkiye Kuzey ve Doğu Suriye'nin bazı bölgelerinde işgalci bir güçtür. 2019 işgali sırasında, Türkiye ve Türk destekli güçler, Serekaniyê kasabası yakınlarındaki Allouk su istasyonunun kontrolünü ele geçirdi. Su istasyonu Hesekê vilayetinde 460 binden fazla kişiye hizmet veriyor ve BM onu Hesekê şehri ve çevresi için tek geçerli su kaynağı olarak tanımlıyor. İlk olarak 2019 yılında Suriye'nin kuzeyine yönelik askeri operasyon sırasında hasar gören istasyondaki su pompalama, büyük ölçüde azaltıldı ve tekrar tekrar kesintiye uğradı, bu da Hesekê'de yaşayan insanları pahalı ve güvenilmez özel tankerlere mecbur etti. İnsan Hakları İzleme Örgütü, Kovid-19 salgınının ortasında, Mart 2020'de, Türkiye'nin Allouk istasyonundan Suriye'nin kuzeydoğusundaki Kürtlerin elindeki bölgelere yeterli su tedarikini sağlamadığını belgeledi. O sırada 49 Suriyeli örgüt, Türkiye'nin istasyonda ‘kasıtlı su kesintisi’ gerçekleştirdiğini belirterek bu durumu kınadı.”
 
150 STK’dan çağrı
 
Açıklamanın devamında, 20 Ekim'de 150'den fazla insani yardım kuruluşunu temsil eden sivil toplum örgütünün Suriye genelinde hızla yayılan kolera salgınıyla ilgili endişelerini dile getirdiğini ve “İnsani malzeme ve personelin salgına müdahale etmesi ve tüm insani ihtiyaçlara tüm araçlarla sınırsız erişim” çağrısında bulunduğu belirtildi. MA / HABER MERKEZİ

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2023 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.