Şimdi Bask ülkeleri de bu yöne doğru bakıyor. Geçmişte Bask Bağımsızlık Hareketi'nin en önemli referansları arasında Kuzey İrlanda ve Kürdistan vardı. Bu ülkelerde siyasi süreç, 'silahlı mücadele' gerekçesiyle gölgelenmişti.
Şehitlerden bahsediliyordu. Çatışmanın kurbanları vardı ve bölünmüş toplumu tekrar barıştırmak zorunluluğu tarafların karşısında duruyordu.
2011'in Ekim ayında Euskadi Ta Askatasuna (ETA) örgütü, silahlı eylemlerine son vereceğini açıkladı, birkaç ay sonra silahların bir kısmını Uluslararası Doğrulama Komisyonu'na amaçlarını belgelemek için iade etti. Bütün partilere de siyasi sürece angaje olmaları yönünde çağrı yaptı. Fakat onyıllarca "ETA tamamen sona ermeden, Madrid bir şey yapmayacak" dogmasına bağlı kalan İspanya Hükümeti, bu adıma karşı da tepkisiz kaldı.
Madrid'in tutumu Bask ülkesi tarafından çok iyi bilindiğinden, İspanya hükümetinin Bask Bağımsızlık Hareketi'ne yönelik askeri ve represif (bastırma) stratejisinden bir gıdım da olsa uzaklaşacağına çok az insan inanıyor.
Tam tersine en önemli deneyim olan Ezker Abertzalea isimli radikal sol miliyetçi örgüt, taleplerini siyasi arenaya iletme istemini daha açıklayamadan devlet tarafından darmadağın edildi. Bu şekilde Ezker Abertzalea'a bağlı tüm partiler, dört yıl öncesine kadar da illegalleştirilmişti. Aynı zamanda Arnaldo Otegi gibi önemli siyasi aktörler ve öncüler tutuklanmış, çoğu zaman işkence edilmişlerdi. Otegi, bir ay önce cezaevindeyken 'Berria' gazetesine verdiği bir söyleşide şunu iddia ediyordu: "Bask toplumu sorunun sonuçları ile uğraştığı sürece, hiçbir zaman bir milliyet kuracak süreci düşünemeyecektir."
Belki de Madrid, şu strateji üzerinde durmaktadır: Katalonya'da demokrasi, temel hak ve ilerleme/gelişim üzerinde tartışılırken, Basklılar halen 800'e yakın siyasi tutuklu ve yüzlerce mülteciler ile ne olacağını kendilerine soruyorlar.
Herşeye rağmen Bask ülkesinde kültürel ve siyasi olarak baskı altında olan halk için yeni öneriler talep eden bir nesil büyüyor.
Burada mesele elbette çatışmanın tutuklu ve kurbanlarını unutmak değildir. Amaç, daha çok Madrid'den daha az ideolojik bağımlı olan yeni Bask toplumunu yaratmaktır.
Geleneksel siyasi elitten ve silahlı mücadeleden ziyade, yeni fenomenler öne geçiyor. "Biz bir halkız, kararı biz vermek istiyoruz" parolası altında sivil itaatsizliğin yaygın örnekleri öne çıkmaktadır.
Son yıllarda bu hareketin en belirgin sembolleri Organisation Gure Esku Dago ('bizim elimizdedir') ve Askeguneak'tır ('açık alanlar'). Birincisi 8 Haziran 2014 tarihinde Bask ülkesinden geçen 123 kilometrelik bir insan zinciri oluşturmuştu. Bu insan zincirine 150 bin kişi katılmıştı.
Gure Esku Dago, Katalonya'nın gayri resmi bağımsızlık referandumundan bir gün önce; yani 8 Kasım günü 10 bin insan harekete geçirerek, dev bir dev bir mozaik oluşturdu. Bu kare havadan bakıldığında bir oy sandığına benziyordu. Bu grup, gelecek yıl da çok sayıda vatandaşı mobilize edebilmek için daha büyük organizasyonlar gerçekleştirmek istiyor. Bunun için partilerden bağımsız örgütlenmesine rağmen, çeşitli partilerin ve birçok siyasi figürün desteğini aldı.
Askeguneak, baskınlara kolektif/toplu cevap olarak ortaya çıktı. Bu baskınlar, İspanya Hükümeti'nde özellikle Bask ülkesinde genç bağımsızlık hareketine karşı düzenlenmektedir. Bu protestoya kamoyunu katmak için tutuklanmak istenen şahıs kamuya açık bir yere götürülerek, yüzlerce veya binlerce insanın bu şahsın etrafına oturması sağlanıp, 'insan duvarı' oluşturulmaya çalışılıyor. Çoğu zaman tüm insanlar maskeler takıyor. Böylelikle polisin eylemcileri belirlemeleri daha zor oluyor. Birçok kentte gerçekleştirilen bu toplu sivil itaatsizlik eylemleri, polis şiddetine karşı bir düzenli cevap haline geldi.
Bu iki örnek, Bask Bağımsızlık Hareketi'ni tekrar tekrar düşünmeye ve Madrid'e daha az bakmaya, daha çok otonomi ile organize olmaya itiyor.
Bask Bağımsızlık Hareketi, bunun için en çok bir direğe; bağımsız yaşamak isteyen büyük çoğunluğun desteğine tutunuyor.
*BASK'lı gazeteci yazar