Dünyanın en geri kalmış coğrafyalarından biri olan Ortadoğu’nun en geri kalmış ve bir devleti bile olmayan Kürt halkının en geri kalmış olan kesimi olan kadınların öncülüğünü yaptığı rengini verdiği, damgasını vurduğu ve yeni bir yaşam tasavvurunun mümkün olduğunu gösterdiği bu mücadele en çok da Avrupalıları şaşırtıyor. Adeta Kürtleri yeniden keşfediyorlar. Yıllardır kendi devletlerinin Türkiye devleti ile kurduğu kapitalist çıkar ilişkileri sebebiyle Kürdistanlıların mücadelesini terörizm olarak lanse etmesinin etkisinden Kobanê’deki kadın öncülüklü mücadelenin sarsıcılığıyla sıyrılmayı ancak başarıyorlar.
Tüm dünya halklarının, tüm dünya basınının bu kadar gündemi olmayı başarabilmiş bu mücadele sanırım sadece sanat çevrelerinin gündemi olmayı başaramıyor. Gerçekten şu anda dünya halkları nezdinde Kobanê direnişi sayesinde Kürdistanlıların verdiği mücadelenin meşruyeti kendini bu kadar görünür kılmaya başladığı bir süreçte sanatçıların, sanat çevrelerinin bu direnişe, bu büyük devrimsel, insani gelişmeye bu kadar bigane kalmaları Kabul edilebilir ve anlaşılabilir değildir. Bir mücadelenin, bir direnişin, yeni bir insanlık inşası tasavvurunun sanatın, sanatçının ilgisini çekebilmesi, onun sanatının konusunu oluşturabilmesi için bundan daha fazla ne yapması gerekiyor.
Gezi direnişi, Türkiye halkı için, muhalifler için hiç de küçümsenemeyecek önemde ve büyüklükte bir direnişti. Ama Kobanê’de verilen direniş, Kobanê direnişine destek olmak için neredeyse tüm dünyada yapılan destek eylemleri Gezi direnişini onlarca kat aşan bir güce ve etkiye sahipti. Bugün Gezi direnişinin onlarca belgesel filmi, bu direniş üzerine yazılmış onlarca kitap, bestelenmiş şarkı, dillerde dolaşan yüzlerce şiir dizesi varken Kobanê’nin sanatın ilgisine mazhar olamaması oldukça düşündürücü bir durumdur. Gezi direnişinin etkisi ve gücü direniş zamanında verilen mücadele kadar onun sanatsal bir anlatım ve ifade aracına kavuşmuş olmasıyla da oldukça yakından ilgilidir. Ve bu direnişin ruhu ve gücü sonraki kuşaklara ancak bu yolla ulaşabilme şansına sahiptir.
Kürtlerin yaratmış olduğu hiç bir insanlık değerini görmeyen, verdikleri mücadeleyi küçümseyen yüreği ve aklı milliyetçilikle zehirlenmiş sözüm ona aydın, sanatçı çevrelerin bu direnişi sanatlarının, entelektüel söyleşilerinin konusu etmemeleri anlaşılabilir bir şeydir. Ama kendine devrimci diyen, dünyanın her yanındaki en küçük devrimci süreçleri büyük bir sevinçle karşılayan, bunlara şiirler, romanlar yazan, şarkılar söyleyen Türkiyeli devrimci sanatçıların tavrı da anlaşılırdır fakat kabul edilebilir değildir. Fakat Kürdistanlı sanatçıların bu büyük devrimsel süreç karşısında içine düştükleri aymaz tutum, yaşadıkları gaflet ve delalet asla kabul edilebilir ve anlaşılabilir değildir. Bu durum ancak akıl, duygu, vicdan ve ahlaklarının kör olmasıyla açıklanabilir.
Neden Kürt sinemacılarının kamerası Pirsus’ta sınır direniş hattında, Kobanê'de savaş cephesinde, 6-8 Ekim olaylarında sokaktaki serhildanların içinde değildi. Neden bu büyük insanlık direnişinden insanlık sofrasına şiirler, şarkılar, filmler sağılmıyor, sağılamıyor. Tarih bu büyük direnişe duyarsız, ilgisiz kalan sanatçıyı ama bilhassa Kürdistanlı sanatçıyı asla affetmeyecektir.