Miheme PORGEBOL

Geçtiğimiz günlerde Kürt müziğine onlarca yıl emek vermiş, Kürt müziğinin birçok rengini çalışmalarında hakkıyla kullanıp yaygınlaşmasına büyük katkılar sunmuş Mehmet Akbaş, K24 adlı bir haber mecrasında yaptığı müziği anlatan bir programa katıldı. Akbaş, bu programda hem müziğini hem de müziğini yaparken yüz yüze kaldığı somut koşulları değerlendirdi. K24 de bu programı twitter hesabından "Sanatçı Mehmet Akbaş Pencereya Kurdî'nin konuğuydu" başlığıyla duyurup Akbaş'ın ağzından şu ifadeleri kullandı: "Eğer bir partiye ya da ideolojiye hizmet edersen sanatçı olarak görülürsün, hizmet etmezsen sanatçı gibi görülmezsin." Bunun üzerine gelen türlü itiraz ve karşı çıkışın ardından Akbaş twitter hesabından "Sanatçı ideolojiler ve siyaset üstüdür. NOKTA.!!!" diyerek tartışmayı alevlendirdi. Akbaş'a itiraz edenler ve bu söylemleri eleştirenler ağırlıktayken, takip edebildiğim kadarıyla Kürt sanatçılar da Mehmet Akbaş'ı savunma, onu eleştiri bombardımanına karşı korumak için bireysel sosyal medya hesaplarından bir bir destek açıklamalarında bulundular. Her ne kadar sevgili Mehmet Akbaş'ın "Sanatçı ideolojiler ve siyasetler üstüdür. NOKTA.!!!" çıkışına katılmasam da eleştirinin dozunu kaçırıp hakaret, itham ve iftiralarla Mehmet Akbaş'a yüklenenlerin tarafında olmadığımı belirtmem gerekiyor.

Siyaset nedir, sanatçı kimdir?

Akbaş'ın sanatçı, ideoloji ve siyaset üzerinden yaptığı bu çıkışa doğru pencereden itiraz edebilmek için, bu kavramlara kısaca göz atmak gerektiğini düşünüyorum. Siyaset herkesin bildiği üzere devlet ve toplumu yönetme işidir. Siyaset, "bir işi yapmak için başvurulan yol, uygulanan yöntem" anlamına gelen "siyasa"dan türemiştir. Siyaset sözcüğü de bu çerçevede "devlet işlerini yapmak için başvurulan yol veya yöntem" olarak değerlendirilir. Siyasalar yaşamsal pratiklere ve ideolojilere göre çeşitlilik gösterebilir. Burada da bakmamız gereken bir diğer kavram beliriyor. İdeoloji sözcüğüne karşılık olarak sözlükte "Siyasal veya toplumsal bir öğreti oluşturan, bir hükûmetin, bir partinin, bir grubun davranışlarına yön veren politik, hukuki, bilimsel, felsefi, dinî, moral, estetik düşünceler bütünü." ifadesine yer verilir. "Sanatçı kimdir, nedir?" sorusu ise belki de tarihin en çok sorulan ve henüz genel-geçer bir tanımında ortaklaşılamayan bir sorudur. Sanatın genel-geçer bir tanımını yapamıyor olsak da bu soruya cevap vermeye çalışanlar olmuştur. Bunlardan biri de Heinz Kohut'tur. Kohut bu soruya “Sanatçı çağının çekirdek psikolojik sorunları üzerinde odaklanmak, belirli bir zamanda insanın yüz yüze geldiği önemli psikolojik meseleye yanıt vermek ve insanlığın önde gelen psikolojik görevine seslenmek bakımından zamanının ötesindedir. Bu varsayıma göre sanatçının yapıtı çağının başat psikolojik meselesini yansıtır. Sanatçı bir bakıma kendi kuşağına vekalet eder.” şeklinde yanıt verir. Dolayısıyla sanatçının ilgilendiği bütün bu sorunlar mevcut çağın yaşantısı içerisinde gerçekleşir. Yaşantının nasıl süreceğini ideolojiler ve ideolojilerin uygulama aracı olan politikalar belirler. Özetle, toplumsal yaşantı ideolojiler tarafından tahayyül edilir. Politikalar tarafından uygulanır. Sanat da buna tanıklık eder. Bu yüzden de "Sanatçı bir bakıma kendi kuşağına vekalet eder."

Neden Mehmet Akbaş'a katılmıyorum?

Ernst Fischer, sanatçı olabilmenin ilk koşulu olarak "yaşantı"yı öne atar. Ona göre sanatçı ilk olarak "yaşantıyı yakalayıp tutmak" zorundadır. Bu sanat üretiminden önce gerçekleşir ve burada sanatın politikası işler. Çünkü tanık olunan yaşantı, kişinin bireysel kavrama yeteneği ve dünya görüşüne göre anlam kazanabilir. Bu sebeptendir ki bir sanatçı dikkatlerden kaçan bir ayrıntıyı görüp yorumlayarak herkesi büyüleyebilir. Fischer, sanat üretim sürecinin başlayabilmesi için bireyin tanık olduğu yaşantıyı belleğe dönüştürebilmesi gerektiğine inanır. Fakat bir şeyin sanat olabilmesi için belleğe dönüşmesi yeterli değildir. Belleğin daha sonra bir aktarıma/anlatıma dönüşmesi gerekir. Sait Faik'in "yazmazsam deli olacaktım" demesi de biraz buna tekabül eder. Sanatçı belleğe kayıtsız kalamaz ve onu aktarma ihtiyacı hisseder. Bu aktarım hem çağdaşlarınadır hem de kendinden sonraki kuşağadır. Kohut'un bahsettiği "vekalet" de buradadır. Fischer bir işin sanat olarak yorumlanabilmesi için son adımın kayıtsız kalınamayan aktarımın biçimi olduğunu savunur. Ona göre belleğe dönüşen yaşantının aktarımı yeni bir biçimle mümkün olmuşsa ortaya sanat çıkar. Dolayısıyla sanat üretiminde “belleği anlatıma, gereçleri biçime dönüştürmek gerekir.” Bunu yapan kişi de sanatçıdır.

Kohut ve Fischer'in birbirini tamamlayarak ortaya çıkardığı bu tanımın kilit noktası yaşantı, yaşantının da belirleyicisi ideolojilerdir. Yukarıdaki sözlük tanımında da olduğu gibi ideolojiler toplumsal işleyiş, kurumsal yapılar, estetik ve inanç dahil; yaşantıyı etkileyen tüm olgu ve yapıları kapsar. Bu yüzden ideolojilerin sağlık, savaş, güvenlik, yönetim, inanç, cinsiyet politikaları olduğu gibi sanat ve kültür politikaları da vardır. Tüm bunların ışığında açıkça ve çekinmeden sanatın ideolojiler üstü olmadığını söyleyebiliriz. İdeolojiler yaşantının renginin belirleyicileri, sanatın da dinamikleridirler.

Buna tarihsel bir çizgide bakmamız gerektiğini, bu yüzden sanatın ideolojilerden daha eski bir tarihten beri var olduğunu iddia edenler çıkacağını varsayarsak onlara da şöyle yanıt verebilirim: Doğa, yaşama seçenekler sunar, ideoloji de bu seçeneklerden kendisi için en uygun olanını tercih ederek yaşantının seyrini belirler. Burada ideoloji, bilgiyle ilişkili canlının yaptığı tercihin gerekçe ve geleceğindedir. Bu yüzden insani bilince ihtiyaç duymazlar. Tabii bu doğadaki tüm hareketlerin ideolojik olduğu anlamına gelmez. "İdeoloji neyi kapsar?" sorusu başka bir yazının konusu olabilir.

Sözün özü: Sanat yaşantıyı bellek-anlatım-biçim üçgeninde ele alır, irdeler, yorumlar. Yaşantı toplumla veya çevreyle ilişkilidir. Toplum ve çevre ideolojilerin politika aracılığıyla şekillendirdiği yapılardır. Dolayısıyla sanat, teknik olarak da ideolojiler üstü olamaz. Bu bağlamda sevgili Mehmet Akbaş'ın Kürt müziği ve sanatına yaptığı katkıları yok saymadan şunu ifade etmekte fayda görüyorum: Sanat bireysel bir üretimdir fakat bireyi üreten toplumdur. Hele ki Kurdistan gibi işgal coğrafyalarında sanat, insanların özgürleşmesi yolunda inanılan ideolojinin bir cephesidir.