Kültürel soykırım dediğimiz saldırılar, sanat alanında da oldukça somut ve planlı-programlıdır. Sinema, müzik, tiyatro başta olmak üzere sanatsal her alanda halk kültürüne ciddi bir hücum söz konusudur. Ulus-devlet eksenli hegemonya her alanda olduğu gibi sanat alanında da merkezi bir örgütlenmeye sahiptir. Belki bugün itibarıyla bu sanat kumanda merkezleri tam anlamıyla çözülememiştir. Fakat çalışma tarzı her şeyiyle bilinmektedir. Çünkü son olarak ortaya çıkan siyasi gelişmeler sanat cephesindeki kumanda saldırı merkezini de belirgin kılmıştır.

Demokrasi mücadelesinin laiklik adıyla hüküm süren seküler faşist merkezi ideolojiyi yenilgiye uğratması, ve 1980 darbesini başarısız kılması, bunun sonucunda devletin yeniden dizayn edilmesi sanat alanında çarpıcı durumları açığa çıkardı. Eski Türkiye diyebileceğimiz laiklik maskeli sömürü düzeninin parçaları dağılınca deyim yerindeyse her şey kabak gibi ortaya çıktı. Eskisinin ortaya çıkışı yenisini kurulmadan fark ettirdi. CHP ve MHP düzeninin yenilgisi, AKP’nin başarısızlığının da garantisi oldu. Halk kültürünün ve sanatının kesintisiz mücadelesi 70’lerin devrimci gücünü 80’lerden bugünlere taşıdı. 12 Eylül anlayışı büyük halk mücadelesi sonucunda (her ne kadar AKP bu kazanımın üzerine yatmak istese de) etkisiz kılındı.

Arabesk soslu filmler, müzikler

Sinema, müzik, tiyatro başta olmak üzere birçok alanda sistem halk sanatçılığını tüketmek ve yok etmek istedi ama başarılı olamadı, başarılı olamadığı için kendisini yeniden kurgulamaya başladı.
Sanat dallarının kısa tarihi incelendiğinde, İttihat Terakk-i etkisi çok açık görülecektir. Tüm halk kültür ve sanatlarının nasıl hızla asimilasyona uğratıldığı, geleneksel kültür ve sanat değerlerinin inkar edildiği, sömürgeci modern tarzda bir çabanın olduğu fark edilecektir. İşte bu anlayış yenildi. Halk kültür ve sanatı bu yaklaşımı mahkum etti. 1930’ların devşirme marşları, kendi öz değerleriyle buluşmayan Almanya ve Fransa’dan ithal tiyatro, Enver Paşa öncülüğünde kurulan sinema dairelerinin pratikleri yetersiz kaldı. Sonrasında geliştirilen mısır melodramları, Amerikan vurdulu kırdılı filmleri, toplumu ahlaki olarak yıkma eksenli seks filmleri ile sonuç alamadılar. Milliyetçilik içerikli Malkoçoğlu ve Kara Muratlar ile ve arabesk soslu küçük ‘sanatçılı’ aile filmleri umut olmadı. Halk tiyatrosuna karşı tiyatronun devletleştirilmesi, konservatuarlar ve özel tiyatrolar adı altında halktan koparılması başarılamadı. Popüler müzik, Brezilya dizileri vs… Halkı uyutamadılar, uyuyan dev uyandı.

AKP’nin sanatçı açılımı!

Bütün bu yıkım sanatı tek bir merkezden ve aynı hegemonik güç tarafından organizelidir. Kozmik odalarda siyasal, ekonomik soykırım kumandalarına benzer bir de sanat kumandaları vardır. Sanatı halktan koparmak ve hizaya çekmek amaçlı onlarca kirli plan ve uygulama bu tezgahlarda yaratılmıştır. Artık bu film, müzik ve oyun tezgah ve öğütme değirmenleri işlemez hale gelmiştir. Halk sanatı bu kıyım makinelerinin çarklarını kırmıştır.
Bu yüzden artık yeni tezgahlar ve kumanda merkezleri faaliyettedir. Sanat alanında da kumanda merkezleri yeniden örülmektedir. Dergiler, televizyonlar, diziler, sinema filmleri, müzisyenler, ressamlar vs. sistem öncülüğünde yeniden örgütlendirilmektedir. AKP devletinin tüm açılımları gibi birde sanatçı açılımı vardı. Sanatçı açılımı da budur. Yeşilçam’ın, popüler müziğin, şehir ve devlet tiyatrolarının, yazar-çizer takımının yeniden dizaynı… Yeni saldırı merkezleri öncülüğünde yeni sanat kumanda merkezleri…
Demokratik kültür ve sanat mücadelesinin etkisizleştirilmesi planı oldukça kapsamlı işlemektedir. Yüzlerce-binlerce insan bu temelde hazırlanmış ve harekete geçirilmiştir. Devlet bu işleri bırakmamış, tam tersine daha geniş biçimde yeniden ele almıştır. Her zaman olduğu gibi kültür ve sanat alanında önemli bir mevziye sahip tüm kesimler hedeftedir. Eskiden olduğu gibi ama saldırı bu sefer daha sinsicedir. Sanatçıların daha duyarlı olması gerektiği gerçekliği gün gibi ortadadır.


EKİN RONÎ