Kürdistan suya hasret çorak topraklar gibi kültür ve sanatta bu hakikate hasrettir. Bu hasreti nasıl gidereceğiz. Nasıl bir yoğunlaşma düzeyi bu hasreti giderebilir. Kültürün endüstrileşmesine, sanatın bu hakikatten kopuk yaşamasını kesinlikle yüreğimiz kabul etmemelidir. Günlük kültür ve sanat etkinliklerini izlediğimizde halk kültürümüzün nasıl egemenlerce pop-üleştirildiğini görebiliriz. Unutmayalım ki, kültür ve sanatı basit bir eğlencelik olarak ele alanlar, yoz ilişkilerin merkezi olurlar. Ama sanatı ölçülü ve ilkeli ilişkilerin merkezinde olanlar ise kültür-sanatı devrimci ve özgür yaşamın bir değeri olarak görür. Hakikat hırkasını giymek demek sanatı hakikatiyle ele almak, ona hakikatiyle yaklaşmak, sanat ve toplum hırsızı olmamak gerçek sanat emekçisi olmaktır. Sanata kutsallık kazandırmaktır. Marifet kapısından geçmeden hakikat kapısına ulaşılmaz. Gönül işçisi olmadan, sırra ermeden, bir arif olarak onun edebini taşımadan, bencillikten vazgeçmeden, topluma karşı yüksek bir duyarlılıkla yaklaşıp toplumu vicdanı olmadan bu kutsallığın hakikatine eremeyiz. İnsan yanakları kızaran bir varlıktır, denir. Yanakları kızarmak utanmayı konuşmadan dile getirir, sanatçı toplum karşında bir yanlışa düştüğünde yanakları kızarır. Ama iyi gözlemleyelim egemenlerin kültür ve sanat alanlarında çalışanlarda büyük bir utanmazlık hakimdir. Yanaklar kösele gibi olmuş, varlıkları topluma eziyet halini almıştır. Toplumun ayıp ettiği tüm davranışlar ve uygunsuz işlerden bu tipler hiç sıkılmaz. Çünkü sıkılma ve utanma toplumlu insanda olur. Toplumsuzluk işte bu zatları böyle insanlıktan düşürüyor. Gerçek halk sanatçıları ise cömert ve paylaşımcıdır. Mülksüzdürler, varlığa da sevinmezler yokluğa da yerinmezler. Halk Ozanı Perişan Ali'nin 'hırsız neyimi çalacak' dediği gibi gerçek halk sanatçılarının çalınacak hiçbir şeyleri yoktur.

İnsan hakta, hak insanda
Çok marifet var insanda
Ne ararsan var insanda
Mademki ben bir insanım, diyerek küçük evrenden, büyük evreni anlamak sanatçının hakikate ermesinde son marifeti olmaktadır.

Kamil sanat

Kültür ve sanatın dar bir faaliyet olarak ele alınışı, şahsi bir iş olarak görülmesi kültür ve sanat alanında çalışanların temel bir sorunu olmaktadır. Bağlama, def çalmakta kültür-sanatın bir parçasıdır ve küçümsenemez fakat sadece bir parçası olması, gerçeğin tamamını ifade etmeye yetmez. Kültür çalışanları olarak, kültür ülkesinde kültürsüz bırakılmışız, anadilimizden yoksunuz, halklar arasındaki ilişki dahi alt-üst bir toplumsallığa bağlanmış, halk olarak 'geri' bile sayılmıyoruz, yok sayılıyoruz. Ülkenin dört bir yanında karakol inşaatları son sürat devam ediyor, bazı zindanların MÜZE olarak tabelası hazırlanırken diğer yandan tipsiz F'lere yenileri ekleniyor. Çocuk zindanlarının sayısının artırılması hedefleniyor. Koruculuk azaltılıp ortadan kaldırılacağını, yerden biten otlar misali çoğalıyor.
Biz kültür-sanat emekçisiyiz? Hangi hakikatin hırkası sırtımızdadır, bunu kendimize sormadan hangi yola çıkacağız? Tam sanatçı olmak, kültür ve sanatı dar bir faaliyet olarak ele almamak, insan-ı kâmil olmaktan geçiyor. Anlayarak Kemal'e erendir kültürlü sanatçı. Sonrası burjuva sanata öykünmeden, o sanatçılığa iltifat etmeden inançlı bir bilge olarak yaşamaktır. Biz sahneye esir, albüm peşinde sanal bir dünyaya hapis olmaktansa, toplumla özgürlük için(de) yaşayan, hakikatli bir dünyayı inşa etmek isteyen sanatçılar olmalıyız. Sanatçıların 'beka-laşması' böyle gerçekleşir. Bu olmazsa 'beko-laşmak' kaçınılmaz olur. Hakikat ilhamını içmeyenler, onunla gönlünü ferahlatmayanlar hep yanılırlar. Bu ilhamdan nasibini alanlar ise tüm kültürel soykırım, baskı ve asimilasyona karşı tutum sahibi olma gücünü bulurlar. Cesur ve açık sözlülükleriyle kurulu bozuk düzenin çarklarını kıran, özgür bir yaşamı kuran ve kurtaran olurlar. 'Ayaklara turab benim' demeli sanatçı, halkın toprağı olmalı, yurtseverlik kokmalıdır. Ayaklara toprak olmak, kainatın aynası olmaktır aynı zamanda, mütevazılığın nişanesidir. Hz. İsa'nın mütevazılığı gibi, en yoksulun ayaklarını yıkamanın alçak gönüllülüğüne sahip olmaktır. Bir peygamber bir yoksulun ayağını yıkıyor. Gerçek sanatçı bir peygamber gibi tüm insanlığı, toplumu sınıfsız ve bir gören, toplumun kültürel farklılığını esas alan bir eşitlik ferasetini taşımalıdır. Yararlı, üretici olduğu kadar verme yanlısı olan insanlara sanatçı diyebiliriz. Bugün işler biraz tersine dönmüş Newroz'lara dahi almak için gidiliyor. Sahne alıyor, para alıyor, her şeyi almak istiyor. Vermek bir gün aklına gelmiyor. Bu sahte sanatçılara karşı duyarlı olmak boynumuzun borcudur.
Kültür ve sanat alanı emekçileri olarak ciddi sorunlar önümüzde ve çözülmeyi bekliyor. Kültürü, anlamı içeriği bilme, kültür ve sanatın, sözün sırrını öğrenme çalışmaları önümüzde duruyor. Halk bizde hakikati arıyor. Halk gerçeğiyle gerçek olmak bir ödev olarak sanat camiamızın önündedir. Kamil insandan, kamil bir topluma yolculuk zamanıdır artık, kendimizi görmek, toplumsal kimliğin öncüsü olarak demokratik kurtuluş ve özgür yaşamı inşayı büyütmek durumundayız.

EKİN KIZILIRMAK