Amed'de önceki akşam Cegerxwîn Sanat Akademi'sinde Yönetmenliğini Yüksel Yavuz'un yaptığı "Hêvi" filminin galası yapıldı. Kürt kadın özgürlük mücadelesinin sembolü Sakine Cansız ve diğer Kürt kadın siyasetçilerin yaşamlarından kesitler sunan bir film. Geçen hafta yine Amed'de "Bakur" filminin galası yapıldı. Bakur, hani şu maruz kaldığı sansür ve bu sansüre sinemacıların gösterdiği tepki üzerine İstanbul ve Ankara Film Festivali gibi Türkiye'nin en prestijli iki festivalinin bu sene fiilen çökmesi gibi bir sonucu ortaya çıkaran film. Hani Türkiye'de üç maymun oynanarak yıllardır bir sürü filmin sansürüne rağmen sürdürülen festival oyunlarını teşhir eden film. Bakur'un sırada Batman, Van ve İstanbul'da gerçekleştirilecek olan Kürt Kültür Sanat Günleri'nde yapılacak galaları var. Yani sansürcüler, gücünü halktan alan bu filmin halkla buluşmasını engelleyemiyorlar. 

Fakat bu sözünü ettiğimiz halk buluşmaları ağırlıklı olarak Kürt seyirci ile yaşanan bir buluşma. Bu filmde işlenen konuyu, karekterleri, gerilla yaşamını zaten bilen Kürtler'den ziyade bu filmin yıllardır Kürt halkı ve mücadelesi ile ilgili ciddi bir maniplasyona maruz kalmış Türk halkına ve diğer halklara ulaşması önemlidir. Hele Haziranda yapılacak olan genel seçimler için ciddi bir umut olarak ortaya çıkmış, Türkiye demokrasisinin ve özgürlüklerin motor gücü haline gelmiş HDP'nin yarattığı halkların kardeşlik ikliminde bu filmin halklarla buluşturulması ayrı bir önem taşıyor. Zira Bakur filminin karakterleri, bu filmde anlatılan insanlar ve bunların yarattığı değerler HDP'yi ve onun özgürlükçü demokratik insani değerlerini büyük oranda var eden dinamiklerdir.

Bakur filminin sansürü ve onun etrafında ortaya çıkan tepkiler, HDP'nin halkların eşit birlikteliğinden yarattığı umut bizlere sanat alanında da sansürü aşmak, sanatı özgürleştirmek, özgür bir üretim ve paylaşım kanalı yaratmak için ne yapmamız gerektiğini açıkça göstermektedir. 

İstanbul, İzmir, Bursa, Ankara gibi metropolerde, Kürdistan'ın bütün il ve ilçelerde birer sinema salonu açacak olanaklara sahibiz. Elimizde böyle bir dağıtım ağı örgütlenmesinin olması, iktidarın uygulayacağı sansüre karşı elimizde ciddi bir direniş mevzisi olacaktır. Bu salonlar vasıtasıyla Kürdistan'lı ve diğer halklardan muhalif sinemacıların filmlerini halkla buluşturacağı alanlar yaratıldığı gibi bu gösterimlerden sağlanan gelirle sinemacıların çekecekleri yeni filmlerin finasmanı da büyük oranda sağlanmış olacaktır. Böylece iktidarların ve sermayedarların üretim aşamasında fonlarla ve dağıtım aşamasında sinema salonları vasıtasıyla kurduğu tekel kırılmış olacaktır. Yine Türkiye ve Kürdistan'da HDP yaklaşımıyla iyi örgütlenmiş birkaç film festivali vasıtasıyla tüm halklardan sinemacıların buluşacağı, üretim ve estetik sorunlarını tartışacağı platformlar iktidarcı ve sansürcü festival anlayışını boşa çıkarabilir.

Uzun sözün kısası mücadele diyalektiği bize şunu demektedir: Üretim ve paylaşım gücünü halktan alan hiç bir sanat eserinin sansür çuvalına sığdırılması mümkün değildir.