AKP Hükümeti Kürt sorununda tehdit ve şantaj politikalarıyla sonuç almak istemektedir. On binden fazla siyasetçi, Belediye Başkanı ya da Meclis Üyeleri, Avukat, Gazeteci, Öğrenci bu tehdit ve şantaj politikalarının gereği zindanlara atılmıştır. İmralı’da bir buçuk yıldır izlenen de tehdit ve şantaj politikalarıdır. Tehdit ve şantaj politikalarını dünya tarihinde görülmemiş düzeye çıkarmıştır. Bu, özünde en çirkin ve ahlaksız politik tarzı ifade etmektedir.

AKP’nin izlediği politikaları 1970’li yıllarda Metin Serezli’nin oynadığı “Özgürlüğün Bedeli” tiyatrosunu hatırlatmaktadır. Latin Amerika ya da İspanya’da faşist iktidar dönemine göre kurgulanmış bu tiyatro çarpıcı bir konuyu işlemektedir. Bir devrimci, faşist güçlerin eline düşmüştür. İşkence ile arkadaşlarını ele vermesi dayatılmaktadır. Tüm işkencelere rağmen devrimci tutsak direnir ve arkadaşlarını ele vermez. Hiçbir işkence sonuç almamıştır. Faşist iktidar ise mutlaka sonuç alınmasını istemektedir.
Hiçbir işkence sonuç alamayınca çok alçakça bir yönteme başvurulur. Devrimci tutsağın yanında işkenceci bir gruba emir verilerek sokakta gördükleri ilk on kişiyi yakalayıp işkence merkezine getirmeleri istenir. İşkenceciler sokakta ilk karşılaştıkları on kişiyi toplayıp getirirler. Bunlar toplumun farklı kesimlerinden on kişidir. Kadın, yaşlı, genç, işçi, sanatçı ve başka meslekten insanlar. Devrimci tutsağa arkadaşlarını ele vermezsen bunları öldüreceğiz derler.
Getirilenlerden kadın, evde bebeği olduğunu ve süt almak için dışarı çıktığını söyler. Eve gitmezse çocuğunun açlıktan öleceğini belirtir. Yeni doğmuş bebeğin anasının öldürülmesine gönlün nasıl razı olur der! Başka birisi, evde hastası olduğunu, ilaç almak için sokağa çıktığını, bu ilaçları hastaya götürmezse hastanın sağlığının kötüleşeceğini söyler. İki sevgili genç birbirlerini nasıl sevdiklerini, kendilerinin öldürülmesine izin vermemesini söyler. İşçi evinde kendini bekleyen bir eşinin ve çocuklarının olduğunu söyler. Bir devrimci olarak işçi ailesinin perişan olmasına nasıl razı olursun der. Bir diğeri, nasıl önemli sanatçı olduğunu anlatır. İhtiyar, bir ihtiyarın böyle öldürülmesi vicdanınızı rahatsız etmez mi der. Özcesi her kişi kendi hikayesini anlatır ve arkadaşlarını ele vererek kendilerinin ölümünün engellenmesini istenir. Hepsi de devrimci tutsağın vicdanına seslenir. Devrimciler toplum için kendini feda eden insanlardır. Devrimciler insanların acı ve işkence çekmesini istemez, bu nedenle bir devrimci olarak bizim ölümümüzü önle diye yalvarırlar.
Tabii işkenceciler de benzer konuşmalar yapar. Psikolojik baskıyı arttırırlar. Devrimci tutsak yakalatırsa öldürülecek arkadaşlarıyla bu suçsuz insanlar arasında kalır. Bir nevi Sofia’nın Seçimi filminde anadan iki küçük çocuğundan birini tercih etmesinin istenmesi gibi. Tiyatro böyle bir kurgu ve gerilim üzerinde sürer. Yanlış hatırlamıyorsam sonunda devrimci tutsak konuşmadığı için ilk önce sokakta toplananlar, sonra da devrimci tutsak kurşuna dizilirler.
Şu anda AKP’nin önüne gelen Kürt yurtseverini tutuklaması tamamen bu tiyatrodaki faşist cellatların mantığıyla gerçekleştirilir. PKK’ye teslim olmazsanız, mücadeleyi bırakmazsanız ben bu tutuklamalara devam ederim ve onlar zindanlarda yatarlar; bunu istemiyorsan teslim olursun, deniliyor. Aslında koşullar elverse tiyatrodaki gibi bu insanları da bu şantaj ve tehdit politikasının gereği öldürürler. Bu nedenle dünyada görülmemiş alçakça ve çirkince bir politika yürütüldüğünden söz ediyoruz.
Kuşkusuz bu şantaj politikaları İmralı’da Kürt Halk Önderi üzerinde de yürütülmektedir. Bu tutuklamalarla yapılan şantajın bir bölümü de Kürt Halk Önderine yöneliktir. Tüm avukatlarının tutuklanması bunun somut ifadesidir. Öte yandan Kürt Halk Önderi üzerinde tehdit, şantaj ve tecrit politikası izlemelerinin nedeni de mücadelenin sürmesinden Kürt Halk Önderini sorumlu görmelerindendir. Şimdi İmralı’da silah bıraktırmak için görüşülüyor diyen kendini akıllı sanan ukala ve terbiyesiz Yalçın Akdoğan daha bir buçuk ay önce Kürt Halk Önderine en ağır küfürleri yapan zattı.
Kuşkusuz zaman zaman gidip İmralı’yla görüşmüşlerdir. Ancak bu görüşmelerin silah bıraktırma yönünde olduğunu açıkça söylüyorlar. Anlaşılıyor ki Kürt Halk Önderine giderek bu savaşın sorumlusu sensin, o halde bu savaşı sen durduracaksın yönünde konuşmalar yapıyorlar. PKK defalarca savaşı sürdürenin ve bu yönlü kararlar alanın kendileri olduğunu söylemesine rağmen, silah bıraktırmak için İmralı’da görüşme yapıyoruz demeleri bir çözüm politikaları olmadığının, ciddiyetsizliğin ve samimiyetsizliğin ifadesidir.
Kürt Halk Önderi defalarca ’ben aracıyım’ dedi. Türk devletinin çözüm politikaları varsa aracı olur ve rolümü oynarım, çözüm politikaları yoksa ben karışmam demiştir. Hatta Türk devletine ve PKK’ye bu durumda herkes elinden ne geliyorsa yapsın demiştir. Hatta TC’ye gücün yetiyorsa tüm savaş uçaklarını gönder imha et demiştir.  Kürt sorununu çözmek için en önemli aracı ve muhatap Kürt Halk Önderidir. Kuşkusuz doğru yaklaşılırsa bu böyledir. Yoksa alavere dalavere Kürt Mehmet nöbete yaklaşımıyla yaklaşılırsa oyalama ve toplumu aldatma dışında hiçbir sonuç alınamaz. Kürt Halk Önderini de hiçbir çözüm olmadan şu ya da bu konuda ikna edeceklerini sanıyorlarsa kendilerini kandırıyorlardır. Kürt Halk Önderi Kürt tarihinin bilincinde olan, ilkeleri bulunan bir Önderdir. Kuşkusuz makul bir çözümden yanadır; ama bir çözümden yanadır.
Tek, tek, tek denilecek; Kürtler bir toplum olarak tanınmayacak, özerkliği ve anadilde eğitimi reddedilecek, İmralı da dışarı çıkmaz denilecek, tek millet olmayı kabul etmeyenlerin yaşama hakkı olmadığı söylenecek, ama bir çözüm olacakmış! Herhalde Kürt sorununun çözümü şapkadan tavşan çıkarma gibi el çabukluğu işi değildir. Hele hele Kürt sorununun çözümünde ciddi adımlar atmadan silahların bırakılmasıyla sorununun çözüleceğini söylemek kendini ve toplumu kandırmaktan başka bir anlam taşımaz.  
Metin Serezli’nin oynadığı gibi Özgürlüğün Bedeli Tiyatrosunda olduğu gibi alçakça ve çirkince tehdit ve şantaj politikaları izlenecek ama bu zihniyetten iyi şeyler beklenecek!
Tayyip Erdoğan ve AKP Hükümeti bu tür şantajlardan sonuç alınamayacağını bilmelidir. Kürtler özgürlüğü için gerekirse bir kırk yıl daha direnirler. Tayyip Erdoğan Filistinlilere yönelik konuştuğunda onurlu ölümden söz ediyordu. Bilinsin ki bunun anlamını en iyi bilen ve gereklerini yerine getiren Kürt halkıdır.